|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Uzun bir süredir memleketimden ayrı bulunmam hasebiyle okurlardan gelen mektupları zamanında okumak ve cevaplandırmak imkânından -ne yazık ki- mahrumum. Mektuplar ziyadesiyle birikmiş... Takdir edileceği üzere hepsine tek tek cevap vermek de mümkün değil... Fakat hiç değilse zihinlerde oluşan bazı istifhamları gidermek kabilinden ve diğerlerini temsilen içlerinden bir tanesini seçip birşeyler söylemek lâzım geliyor. Çünkü benzer istifhamları dile getirenlerin sayısı bir hayli fazla... Köşe yazılarında ilmî ("fikrî" değil) meselelerimize -bırakınız onları etraflıca ele almayı- sadece işaret etmenin dahî mürekkeb israfına yol açmak demek olacağını bilmez değilim. Ama ne yapalım ki benim gibi bazı meselelere işaret edilmesini o meseleleri hall u fasl etmekten çok daha fazla önemseyen birinin bu tür "saded harici" (!) itirazlara muhatab olması kaçınılmaz sayılır. Çünkü kabul etmek lâzım gelir ki ana caddelerde vitrin seyretmek varken arasokaklarda dolaşıyor olmanın bir faturası vardır ve ister istemez bu fatura ödenmek zorundadır. Arasokakları tercih edense başkaları değil ben olduğuma göre -çaresiz- bu bedeli yine ben ödemek zorundayım. Bu gerekçeyle, aşağıda yayımladığım mektubu bilhassa "çoğunluğu" ve dolayısıyla "itiraz cihetini" temsil edenler arasından seçtim. Mektup, Research Student Faculty of Law University of Leeds'de tahsil gören -adı bende saklı- bir gencin kaleminden çıkmış... Mektupta karşılaşılan lisan ve imlâ hatalarının sebebi de -muhtemelen- uzun süre yurdışında kalmaktan nâşi olmalı... Tek kelimesine dokunmadan ve fakat imlâsını biraz düzeltmek sûretiyle bu mektubu yayımlıyorum; nasip olursa yarın da cevabımı yayımlayacağım. - "Sayın Cündioğlu, Uzun zamandır 'İslâm Felsefesi Tarihi' konularındaki yazılarınızı sabırla takip ediyorum. Bütün yazılarınızın özünde söylediğiniz şey aslında bir cümle ile anlatılabilecek birşey: "Bazı oryantalist kafaların iddia ettiği gibi İslâm Felsefesi Gazâlî ile sona ermemiş, aksine bu topraklarda kendine has bir düşünce geleneği her zaman varlığını sürdürmüştür." Bu iddianın bu haliyle karşıt iddia kadar havada duran bir iddia olduğunda şüphe yok. Sabırla, nasıl bir felsefî düşüncenin geliştiğini ve hangi düşünürler tarafından bu düşüncenin nasıl ifade edildiğini ne zaman yazmaya başlayacaksınız diye bekliyorum ama nafile! Bütün tartışma karşılıklı iki cümlenin değişik formlarda tekrarından başka birşey değil: "Gazâlî ile İslâm dünyasında felsefî düşünce bitmiştir" ve karşılık olarak "Hayır bitmemiştir!" Eh artık bitmemiştir de ne olmuştur, bunu duymamızın zamanı gelmedi mi? Daha 'bitmemiştir' cümlesini ('kelime' mi demeliydim) tekrarlamak için kaç yazı yazmayı planlıyorsunuz? Ne zaman Süleymaniye Kütüphanesi'nin tozlu raflarında duran ve keşfedilmeyi bekleyen (fakat sizin keşfettiğiniz) Türk mamûlü düşüncelerle müşerref olacağız? Kesinlikle yanlış anlamayın, ben 'olmadığı' iddiasında değilim, ama varlığını da bilmiyorum. Öğrenmek için Süleymaniye'deki elyazmalarını okuyacak kadar eskiyazı öğrenmek için zamanım yok! Yazıyı okusam da içeriğini anlayacak kadar dönemin terminolojisine hâkim değilim. Sizin yazılarınızdan anladığım kadarı ile siz bu değerli eserleri okumuşsunuz ve anlamışsınız. (Sürekli muarızları bilmemek ve okumamakla itham ettiğiniz için bu kanıya vardım). Artık bu üretilen düşüncenin kendisini tartışmanın zamanı gelmedi mi? Eğer bunu tartışmayacaksanız, bin tane daha 'hayır vardı' yazısı yazmanızın hiçbir anlamı yok. Çünkü bunlar ne okuyana, ne de yazana birşey kazandırmıyor. (Tabii "Bizim atalarımız ne kadar büyük insanlardı, çok şey ürettiler ama Batı ve yerli işbirlikçileri bunların açığa çıkmasını istemiyor" duygusu ve bu duygu üzerine inşa edilmiş Batı düşmanlığı hariç!) Gerçekten birgün kişileri değil de fikirleri tartışmaya başladığımız zaman fikir üretiminin başlayabileceğini görmüyor olamayız. Maalesef bizim ne popüler politika tartışmalarımız, ne de akademik ya da düşünsel tartışmalarımız fikirler bazında cereyan edemiyor. Sadece karşılıklı küfürleşmelerden ibaret bir tartışma kültürümüz var. Ama insana usanç veriyor. Gazetelerin ve kitapların sayfaları uzun küfürnâmelerden geçilmiyor ama düşünceyi ciddiye aldığını düşündüğümüz insanların da bu küfürnâme antolojilerine katkıdan öteye gidemeyen yazılara devam etmelerinin bir anlamı yok! Çünkü bu işi ötekiler zaten çok iyi yapıyor. Selâm ve Saygılarımla!"
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |