|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Neredeyse 40 yıldır siyasi hayatın içinde bulunan Süleyman Demirel ile önceki gün diploma alan Fatih Erbakan'ın, "Siyasete var mısınız?" sorusuna, "Üzerimize düşen görevden kaçmayız" cevabını vermeleri asla bir tesadüf değil. Yaşı kemale ermiş kurt bir siyaset adamı da, hayata yeni atılacak sakalları henüz terlemiş bir genç de, kimsenin gözünden kaçmayanı görüyor elbette: Doldurulmayı bekleyen bir siyasi boşluk var Türkiye'de... Kamuoyu yoklamaları her ay biraz daha vahimleşiyor. ANAR'ın haziran sonu eğilimlerini yansıtan 'Türkiye gündemi araştırma raporu'nda, seçimde yüzde 10 barajını aşabilecek tek bir parti kalmadığı açıkça görülüyor. En çok taraftarı olan iki partiden biri "Hiçbirine oy vermeyeceğim" (yüzde 35.1), diğeri de "Kararsızım" (yüzde 15.5) diyenlerin partisi... Hükümette yer alan üç partinin destek toplamı sadece yüzde 14 (MHP: 6.7; ANAP: 4.3; DSP: 3)... FP'nin kapatılmasıyla 'ana muhalefet partisi' konumuna gelen DYP listede en başta; onun oy oranı da 7.0... Siyaset için heveslenenlerin iştahını kabartan sadece aritmetik gerçekler değil; vatandaşların mevcut sistemden, siyasilerden ve partilerden gına getirdikleri bir ortamda, seçimin ufuktan görünmeye başlaması da önemli bir unsur. Başbakan hükümeti taşıyamıyor, hükümette ısrar ise sistemi bütünüyle çökertme tehlikesine kapı aralıyor. Kördüğüme dönen siyaseti çözecek en âcil tedbir 'erken seçim' ve en geç bir yıl içerisinde sandık başına gidilebileceği bugünden görülebiliyor... Erken seçim talebi, her defasında, "Ne değişecek?" sorusuyla karşılanır. 18 Nisan 1999'da yapılan bir erken seçimdi ve hatırlayacağınız üzere, ondan önce de "Ne değişecek?" sorusunu sıkça duymuştuk. O seçim çok farklı bir denklem ortaya çıkardı. Sandığa gidildiğinde, bu defa da, bugünküne hiç benzemeyen bir sonuçla karşılaşılacağı şimdiden belli. Toplumun sandığa yansıyacak tepkisi, rüzgâra dönüştürülebilirse, içinde debelendiğimiz siyasi açmazdan kurtarabilme potansiyeli taşıyor. Siyasete hevesli 20 yaşındaki genç de, iştahını hiç kaybetmemiş 80 yaşındaki kurt da işte bu gerçeği görüyor... Bir yıl içerisinde seçime gidilme ihtimali, en fazla, çok özel şartlarda gidilmiş son seçimde Meclis'e girmeyi başarmış, ancak ilk seçimde partileri baraj-altı kalacak milletvekillerini ilgilendiriyor. ANAP'lılar sözgelimi, Mesut Yılmaz'la gidilecek seçimde başlarına geleceği hesap edebilecek durumdalar; Lütfullah Kayalar seçeneği son fırsat... MHP ve DSP'lilerin önünde öyle bir çıkış yolu da bulunmuyor... "Kapımız geleceklere açık" dedikten sonra kalabalıklaşmayı bekleyen MHP çatısından değerli kiremitler uçuşmaya başladı. Seçim ihtimali ciddileşsin, barajı indirerek gruplarını yatıştırmayı hesap eden genel başkanların çaresizliği iyice ortaya çıksın, iktidar partilerinin kan kaybı dayanılmaz boyutlara ulaşacaktır. Bu durum, bizi, şu sıralarda faaliyetleri hızlanmış 'yeni oluşum' gerçeğine yönlendiriyor. Mevcut sistemden ve sistem partilerinden hoşnutsuzluk ifade eden kitleler, aynı kamuoyu yoklamalarında 'değişim' ve 'yeni yüzler' yönünde tercih belirtiyorlar. Bir kenara itilmiş, hakları gasp edilmiş, önleri kesilmiş, dışlanmış konumdakilerin itibar görüp umut bağlandığı pek görülmemiştir; ancak şu sırada Türkiye'de bu yaşanıyor... Mağduriyet ve dışlanmışlık, insanların umutlarını tahrik etmeye yaradığı için, câzip görünse de, iktidara ulaşmak için tek başına yeterli değildir. Siyasette başarı, program ve kadro olarak toplumun beklentilerine cevap verebilmenin bütün şartlarını taşıyan yeni bir (veya birden fazla) oluşumun olacak. İnsanlar, yarına umutla bakmalarını sağlayacak bir kadroyla karşılaştıklarını, o kadronun sıkıntıları azaltacak bir programı bulunduğunu hissetsinler, derhal o programa sahip çıkıp o kadronun yanında saf tutacaklar... Geçmişte bunun örnekleri çok görüldü. Ayak seslerini siz de duyuyor musunuz?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |