|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Londra'ya kısa ziyaretim çok eğitici oldu. Bir sürü insanla tanışıp, konuştum. Lord Pattel ile basın toplantısı yaptık; sonra Lordlar Kamarası'nın lokantasında, şerefimize 20 kişilik bir öğle yemeği verdi. Kıbrıslı Türkler'in dinlediği radyo, benimle ve Kamalak'la 45 dakikalık bir röportaj da yaptı. Milliyet'te belirtildiğinin aksine kimse bana tepki göstermedi. Doğrusu Kartel'den daha iyisini beklemiyordum; ama gene de şaşırmadım diyemem. Milliyet'in başlığı: "Ilıcak Londra'da yalnız kaldı" Hemen üzerinde bir başka haber: "Tayyip 'gel' dedi. Akşener koştu" Tevekkeli değil, basın gün geçtikçe halk nezdinde itibar kaybediyor. İşlerine gelmedi mi, hep tahkir ve tezyif edici bir üslûp. Belli ki, şimdiden Meral Akşener'i de hedef tahtasına oturtmaya hazırlanıyorlar. Porno yayıncılık
İşlerine gelmiyoruz. Çünkü, biz, Aydın Doğan'ın porno yayıncılıktan mahkûm olduğunu yazdık, belgeledik. Bu mahkûmiyeti Meclis kürsüsünden kamuoyuna duyurduk. Basın Kanunu'nun 5'inci maddesi, kimlerin sorumlu müdürlüğü üstlenebileceğini düzenliyor. Sorumlu müdür olabilmek için, hırsızlık, sahtecilik, dolandırıcılık, iftira, inancı kötüye kullanma, resmi mercileri iğfal gibi suçları işlememiş... bir de, müstehcen ve hayasızca yayından hüküm giymemiş olmak gerekiyor. 7'nci madde ise mevkute sahibinin (imtiyaz sahibinin), vasıflarını düzenliyor. Buna göre, lise tahsili şartı müstesna, mevkute sahibi, sorumlu müdür için aranan vasıf ve şartları haiz olmalı. Bir başka ifadeyle müstehcen ve hayasızca yayından dolayı hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmamalı. Aydın Doğan, Tempo Dergisi'nin 14 Şubat 1996 tarihli nüshasında yayınlanan fotoğraf ve yazılar dolayısıyla, Türk Ceza Kanunu'nun 426'ncı maddesinden mahkûm edildi. Davayı karara bağlayan hâkim, Doğan hakkında, çok sayıda bu tür dava olduğu gerekçesiyle, cezayı ertelemedi; ceza indiriminde bulunmadı. Bakırköy 2'nci Asliye Ceza Mahkemesi'nin 4.2.1997 tarihinde verdiği karar, Yargıtay'da 6.1.1999'da onandı. Bence Milliyet gazetesi "Nazlı yalnız kaldı, tepki gördü... Meral Akşener Tayyip çağırınca koştu" diye yazıp, kamuoyunu yanıltacağına, Basın Kanunu'nun 5 ve 7'nci maddeleri çerçevesinde, Aydın Doğan'ın halâ nasıl "imtiyaz sahibi" diye künyede isminin göründüğünü açıklayıversin. Lord Pattel
Londra'dan, dostları sevindirecek, düşmanları üzecek haberlerimiz var. Londra'ya Lord Pattel'in davetlisi olarak, Kahramanmaraş milletvekili Mustafa Kamalak ile gittim. Pattel, Kamalak ve ben, birlikte Lordlar Kamarası'nda bir basın toplantısı düzenledik. Mustafa Kamalak ve ben, onar dakika konuştuk. Aynı basın toplantısına, Avam Kamarası'ndan bir milletvekili de iştirak etmişti. Sonra da, Lord Pattel, Lordlar Kamarası'nın lokantasında, şerefimize 20 kişilik bir öğle yemeği verdi. Londra hatırası olarak, bize, üzerinde Parlamento'nun amblemini taşıyan bir çift kalem hediye etti. Lord Pattel, Hint asıllı, Müslüman bir kişi. İşçi Partisi'yle, özellikle, İngiliz Dışişleri Bakanı'yla çok yakın ilişkileri var. Daha önce Türkiye'ye gelmiş, başörtüsü zulmünü görmüş. Önce basın toplantısında o konuştu. Türkiye izlenimlerini anlattı. Dindarlara potansiyel suçlu gözüyle bakılmasını, kılık kıyafet üzerinde baskı uygulanmasını eleştirdi. Bu baskıların, insan hakları ihlâli anlamına geldiğini belirtti. Ben de söze, "İngiltere'ye, ülkemizi değil, insan hakları ihlâllerini şikâyet etmeye geldim" diye başladım. "Çünkü milletimiz de bu ihlâllerden muzdariptir" dedim. Kamalak'ın sözleri
Mustafa Kamalak Siyasi Partiler Kanunu'nun 103'üncü maddesinin iptâli üzerinde durdu: "Anayasa Mahkemesi, kendi nezdinde, kendi kendine davayı açmış, yargılamış ve karar vermiştir" diye sözlerine başlayan Kamalak, bir hukuk skandalına da şu cümlelerle parmak bastı: "FP, 103'üncü maddeye aykırı davransaydı, yani üyeleri suç işlese ve yetkili organlar da bunu açıkça veya zımnen benimseseydi, kapatılacaktı. Ama 103'üncü maddeye aykırı davranmadı. Gene kapatıldı. Çünkü Anayasa Mahkemesi, bir siyasi partinin ne zaman odak olacağını tarif eden 103'üncü maddeyi iptâl etti. Dünyanın neresinde, bir parti kanuna aykırı hareket etse de, etmese de kapatılmıştır?" Lordlar Kamarası
Biraz da Lordlar Kamarası'ndan söz edeyim. Maalesef acelemiz olduğu için müzakerelerin yapıldığı Genel Kurul'a girip konuşmaları dinleyemedik. Ama salonları gezdik. Kulis'e girdik. Bizim Meclis lokantasına hiç benzemeyen 5 yıldızlı lokanta ayarında bir mekânda, itinayla hazırlanmış yemekleri yedik. İngiltere'de, artık sülâleden gelme Lordlar Kamarası üyeliğine son verildi. 200 civarında, aileden asil olan Lord görevini halâ sürdürüyor ama, artık bu unvan çocuklarına miras kalamıyor. Buna mukabil, siyasi partiler, uzun yıllar memlekete hizmet etmiş, başarı göstermiş eski politikacıları aday olarak teklif ediyorlar; kraliçe atıyor. Lordlar kraliçenin temsilcisi sayılıyor. Bir de siyasetçi olmayıp, sivil toplum kuruluşlarında görev yapmış olanlar var. Lord Pattel onlardan biri. Kendisini bu göreve, Tony Blair teklif etmiş. Tarafsız, çünkü bir siyasi partiden gelmiyor; ama gönlü İşçi Partisi'nden ve Tony Blair'den yana. Erkekler Lord olarak atanırken, kadınlar Barones oluyor. Margareth Thatcher de Barones. Lordlar Kamarası'nın 650 kadar üyesi bulunuyor. Her üyenin kendine göre çalışma saatleri mevcut. O saatler içinde toplantıya katılıyorlar. Lord Pattel, Tony Blair tarafından aday gösterilince, kravat takmayacağını ve başına kalpak giyeceğini söylemiş. O güne kadar Lordlar Kamarası'na herkes başı açık ve kravatla girerken, dinî inancı ve özelliğine saygı gösterilerek, Lord Pattel'e istediği giyim kuşamı tercih edebileceği belirtilmiş. Londra'daki Kıbrıslılar
Londra'ya kısa ziyaretim çok eğitici oldu. Bir sürü insanla tanışıp, konuştum. Bu arada, İngiltere'de 200 bin Kıbrıs menşeili Türk'ün yaşadığını öğrendim. Hatta, Kıbrıslı Türkler'in dinlediği radyo, benimle ve Kamalak'la 45 dakikalık bir röportaj da yaptı. Milliyet'te belirtildiğinin aksine kimse, bana tepki göstermedi. Lordlar Kamarası'ndaki toplantıya 1.5 saat geç gelmedim, sadece 10 dakika geç kaldım. O gecikme de, benden değil, toplantıyı düzenleyenlerin yoğun trafiği hesap edememelerinden kaynaklandı. Salon zaten, bizim parlamentomuzdaki grup odalarına benzeyen ufak bir toplantı mekânıydı. Şerefimize verilen yemek davetine 20 kişi katıldığına göre, gazetecilerle birlikte en az 30 kişinin basın toplantısını takip ettiğini söyleyebiliriz. (Milliyet'in iddia ettiği gibi 10 kişi değil) Ayrıca, Lord Pattel'le görüşmemiz bir başlangıçtı. Bu ihlâlleri, daha geniş çevrelere taşıyacağımız ve İngiliz kamuoyunu uyaracağımız konusunda anlaştık. İmtiyaz sahipliği
Diyelim ki, Milliyet'in yazdığı gibi, İngiltere'de kimse bize yüz vermedi; yalnız kaldık. Hatta belki Lord Pattel beni dövdü, Mustafa Kamalak'a tekme attı. İngilizler çürük yumurtaları suratımıza fırlattılar. Lordlar, "Nazlı Ilıcak dışarı, dışarı" diye tempo tuttular. Aklınıza gelen her yalanı yazabilirsiniz. Ama bütün bu yalanlar, bir gerçeğin üzerini örtmüyor: Aydın Doğan, pornodan sabıkalı; bu sabıkası dolayısıyla imtiyaz sahibi olamıyor. İşte ben buna haber derim! Müstehcen yayından sabıkalı Aydın Doğan'ın patronluğu düştü. Benim milletvekilliğimin düşmesinden veyahut "Londra'daki başarısızlığımdan" çok daha önemli değil mi?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |