T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Yenilikçilerin dar alanı

Yenilikçilerin en zor işlerinin "yeni"yi tarifte olduğu muhakkak. Nitekim herkes onlara soruyor: Nesiniz? Kendinizi tarif edin.

Soru düne kadar birlikte yürüdükleri ama bugün başka oluşumlar içinde yolları ayrılan arkadaşlarından, biraz da itham içerikli olarak geliyor:

-Hakim iradeye boyun eğerek inançlarınızı mı yenilediniz? Değiştiniz, başkalaştınız mı?

Soru, sistem adına her şeyi denetleme konumunda olduklarına inananlardan geliyor:

-Siz değişebilir misiniz? Yenilenebilir misiniz? Sakın yenilik dediğiniz göz boyamadan, "takıyye"den ibaret olmasın.

Soru, bu harekette bir yenilik bulunduğunu hissedip de olan biteni tam tanımlayamayan geniş halk kesimlerinden geliyor:

-Gerçekten bu hareketin yeni çizgisinin mahiyeti nedir?

Yeni hareket, sözcülerinin ifadesiyle "iki dilli" olmayacak. Özel alanlarda başka, kamuoyu önünde başka konuşulmayacak. Yani kamuoyu önünde şeffaf olunacak. Öyleyse kamuoyu önündeki görüntüsü ile tanımlayacak insanlar yeni hareketi...

Öyleyse, yeni hareket, kamuoyu önündeki her davranış ve söylemi ile "yeni"nin içini dolduracak.

Yenilikçilerin "dar alan"ı, belki geniş kitlelerin durduğu yere göre değil, ilk iki kesimin yargılamalarına göre ortaya çıkıyor. Belli ki birinci grup, yeniliğin kimlik planında olduğundan hareketle, ikinci grup da kimlik planında yenilenme olmadığından hareketle yıpratacak yenilikçileri... Gerçekten tam Türkiye'ye göre bir dramatik alan... Her iki grubun da etkinliğini teslim etmek lâzım. Birinci grup, sizinle kendi tabanınız arasına girebilir, ikinci grup da sizinle devlet arasına girebilir. Birinci grup etkili olursa oy kaynağınızda daralmalar olur, ikinci grup etkili olursa, bu misyonun hep başına gelen, yani oy alıp iktidar olamama, devlet nezdinde meşruiyyet sağlayamama sonucuyla karşılaşılır. Oysa "yenilikçi" çıkış, hem mevcut tabandan kopmadan toplum tabanını genişletmeyi, hem de her neyse o, "derin"i "derin olmayan"ı ile "devlet"le kavga etmeden bir misyonu iktidara taşımayı hedeflemiş olmalıdır.

Yani marifet, iki tarafın beklentilerini de 'kontrpie'de bırakacak, ama geniş toplum kesimleriyle buluşabilecek bir dili-siyaset üslûbunu-programı geliştirmek...

Aslında bu sorun, şu an "yenilikçi"lerin itilmek istendiği bir "dar alan" gibi görünüyorsa da bu misyonun önünde öteden beri duruyor... Erbakan 1995'lerde, "yenilenme" güzergâhında, "siyasetimizi bilim ve akıl çerçevesinde geliştireceğiz" şeklinde "laik bir söylem" geliştirdiğinde de, böyle iki ateş arasında kalmıştı.

Soru şu: Ulaşabileceğiniz en üst oy oranı, haklı veya haksız, toplumun yüzde 80'iyle karşıt konuma oturtulan yüzde 20'den mi ibaret?

Taa RP döneminde sormuştum:

-Kimi insanlar, hiç muhafazakâr olmadıkları halde muhafazakârlardan, hiç dindar olmadıkları halde dindarlardan, alt gelir gruplarıyla hiçbir yakınlıkları olmadığı halde alt gelir gruplarından oy alarak iktidara gelebiliyorlar da, neden RP çok daha yakınlığı olduğu halde bunlardan oy alarak iktidar olamıyor?

O süreçte, ANAP'ta, DYP'de yer alan kimi isimleri de saymıştım. Ki o isimler, kendi partilerinde de "Potansiyel Refahlı" olarak görünüyorlardı. Hatta daha sonraki Meclis gerilimlerinde o isimler partilerine rağmen RP'yi kurtaracak tavırlar sergilediler. Sonra bir kısmı RP'li de oldu. İlgniçtir, o isimler RP'ye geldikten, sonra FP'de yer aldıktan sonra da tam entegrasyon sağlanamadı ve zaman zaman sanki belli belirsiz bir "kan uyuşmazlığı" ortaya çıktı. "Eski ANAP'lılar" dendi bir tür kuşku bulutu ile sarmalanarak... Her farklı yaklaşımlarına şüphe gözlüğü ile bakıldı. Bu, sanki başka alanlardaki akraba kimlikleri bile entegre edememe görüntüsü idi...

Eğer böyleyse, yani hasbelkader başka partilerde görev almış akraba kimlikleri bile entegre edemiyorsak, onları parlamentoya taşıyan toplum kesimleri ile nasıl buluşacak, yani nasıl büyüyecektik? Toplumun değişik nüanstaki kesimleri bizimle hangi platformda buluşacaktı?

Dün Cemil Çiçek, Ali Coşkun, Abdülkadir Aksu, Korkut Özal gibi isimlerle bütünleşmek "sorun" oldu. Olmalı mıydı?

Bugün bazı isimler daha devreye girdi... Ertuğrul Yalçınbayır, Meral Akşener, Hüseyin Çelik vs... Bunlar, parlamento çalışmalarında yolları sizinle hep olumlu çerçevede kesişen insanlar... Bunlarla birlikte hareket edebilme genişliğini gösterebilmek... Bugün de "Sorun" burada odaklaşıyor...

"Yenilikçilerin dar alanı" gibi görülen husus, aslında MNP-MSP-RP-FP ekseninde gelen siyasî misyonun da çözmek zorunda olduğu bir sorunu ifade ediyor.

Soru şöyle de sorulabilir:

-Yenilikçi bir grup çıkmamış olsaydı, bu misyon önünde, geniş toplum kesimleriyle buluşmayı sağlayacak bir dil-söylem bulma yolunda bir yenilenme talebi bulunmayacak mıydı?

Bir soru daha:

-Bu misyon, bugün yenilikçilerin ulaştığı yukarda adı geçen insanlara ulaşmalı değil mi, ya da nasıl ulaşmalı?

Demek istiyorum ki, yenilikçileri bir yenilenme gereğini vurguladıkları için "yoldan çıkıyorsunuz" suçlamalarıyla dövmek insaf ile bağdaşmaz. Sorun üzerinde birlikte kafa yormak gerekiyor.

Yenilikçilere "derin çevreler"den yönelen "kıstırma" girişimleri için de bir başka yazı düşünüyorum.

ÖZÜR: 10 Temmuz 2001 tarihli yazımın sonunda dile getirdiğim "THY'nin ayıbı"nda Ulaştırma Bakanı Sayın Enis Öksüz'ün herhangi bir payının bulunmadığını öğrendim. O çerçevede adını zikrettiğim için özür dilerim.


12 Temmuz 2001
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED