T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İsrail'le ilişkiler tartışması

Konuya iki mektupla girelim. İlki, daha önceki yazışmalarından farkına vardığım ciddiyetiyle saygıdeğer bir Yahudi okurumuzdan...

"Sayın Çandar,

11 Temmuz 2001 tarihli Yeni Şafak gazetesindeki köşenizde 'İsrail'le Dengesiz İlişkiler' başlıklı makalenizi okudum. Yarın yayınlamayı düşündüğünüz ve söz konusu ilişkilerin Türkiye'nin geleceğine 'ipotek' koyucu nitelikteki siyasi ve stratejik boyutunu inceleyeceğiniz yazınıza bir katkısı olabilir ümidiyle konu hakkındaki görüşlerimi tarafınıza takdim ediyorum. Birinci yazınızdan edindiğim izlenimi özetleyeyim:

# İsrail ile olan ilişkilerin stratejik işbirliği boyutları kazanması Türkiye'yi lüzumsuz yere bölge ülkelerinin (İran, Irak ve Suriye) hedef tahtası haline getirmekte ve geleceğini ipotek altına sokmaktadır.

# Türkiye gibi büyük bir devletin, sorunlu ve küçük bir devlet olan İsrail ile işbirliğine girmesi, bilhassa Ortadoğu'ya yönelik dış politikasındaki manevra alanını kısıtlamaktadır.

# İsraillilerin amacı Türkiye'yi silah endüstrilerinin pazarı haline getirmek ve aslında Türkiye'nin ihtiyacı olmayan pahalı sistemleri ona pazarlamaktır.

Tespitlerinize katılıyorum. Ancak,

1- Mevcut stratejik tehditlerin Türkiye'yi şu anda doğrudan etkilemediği izlenimi, söz konusu tehditlerin varlığını ortadan kaldırmadığı gibi Türkiye'nin gerekli cevabı hazır bulundurmasını geciktirme tehlikesini de içermektedir. İran ve Irak'ın, hiçbir mantıklı gerekçeye dayanmadan İsrail'i sebep göstererek, kitle imha silahları ve uzun menzilli silahlar geliştirmesi, gerek Batı'nın gerek Türkiye'nin gözlerini perdelemeye yönelik bir saptırma taktiğidir. Bu, üzerinde soğukkanlılıkla düşünülmesi gereken bir konudur. Türk Silahlı Kuvvetleri, tehdit algılamasını ve söz konusu tehditleri defetme imkanları konusundaki değerlendirmelerini objektif jeopolitik kıstaslar çerçevesinde yapmak durumundadır. Söz konusu tehditler bir korku filmini tele-kumanda ile kapatmak ve seyretmemeyi seçmek gibi tercihlerle önlenemez.

2- Türkiye'nin İsrail ile işbirliğine girmesi, gerek kendisini silah ambargoları ile kısıtlayan Amerika Kongresi nezdinde gerekse kendisini AT bünyesine kabul etmemek için bin dereden su getiren Avrupa devletleri nezdinde (ki, buna Yunanistan da dahildir) güçlendirmekte ve pazarlık imkanlarını arttırmaktadır. Hatta, Beyaz Saray'ın, Türkiye ile ilgili politikalarını Amerikan Kongresi'nin ipoteğinden kurtarmak için söz konusu işbirliğini desteklediğini söyleyebiliriz. Kanımca, buradaki esas sorun psikolojik mahiyette olup koca Türkiye'nin sanki İsrail'in peşine takılmış görüntüsü vermesi hususunun doğurduğu rahatsızlıktır.

3- Türkiye, İsrail'in kendisine sunduğu silah satın alma imkanlarından işine gelenleri ister alır ister almaz. Amerika'nın işe dahil edilmesiyle, söz konusu sistemlerin Türkiye'ye maliyetinin daha geniş bir güvenlik işbirliği çerçevesinde düşünülmesi imkanları araştırmalıdır. İsrail'in silah sanayi konusunda Türkiye'ye önerdiği teknolojik işbirliği, ortak üretim ve dış pazarlama teklifleri Amerika'nın işine gelmemekle beraber, bu engelin yoğun bir lobi faaliyeti ile aşılması mümkündür.

Türkiye'nin adımlarını dengeli ve sağlam bir şekilde atabilmesi için, gerek kamuoyunun gerekse politikacılarımızın ve objektif kıstaslarla incelemelerinde fayda vardır."

Bu mektupta altı çizilen hususların tümünün 'geçerliliği'ne ve incelenmelerinin gereğine tümüyle katılıyorum.

İkinci mektup, yine yüzünü görmediğim ama bu konulara ne derece vakıf olduğunu ve ilgisini yazışmalar yoluyla bildiğim genç bir üniversiteliden... Mektubuna Efraim İnbar'ın "İsrail-Türk Antantı" başlıklı kitabından (ve Jerusalem Post'ta yayınlanan özetinden) şu cümleye dikkatimi çekerek başlamış: "Revizyonist devletlerin (İran, Irak, Suriye) Kitle İmha Silahları programlarına karşı koymak için böyle bir eşgüdüm (Türkiye ile İsrail arasında) daha iyi saldırı seçenekleri elde etmek için gereklidir."

Ve mektup şöyle devam ediyor:

"Adamlar (yani İsrailliler) İran'ın füze ve nükleer programları belli bir noktaya geldiğinde -aynen 1981'de Irak'ın Osirak reaktörüne yaptıkları gibi- bombalamayı düşünüyorlar. Ve bunu da Türkiye üzerinden yapmayı planlıyorlar. Kendilerine göre bu 'ölüm kalım meselesi'. Tam Türkiye'yi 'kıvama getirmişken' ve 3-5 yıl sonrası için düşündükleri böyle bir 'contingency' varken sizce Türkiye'yi Tayyip gibi birine tekrar bırakırlar mı sizce?

Türk-İsrail 'antant'ının esas sakat yönü bu ilişkinin giderek Türk dış ve güvenlik politikasının değişmez bir 'mobilyası' haline gelmesi, ve bunu sorgulayan parti ve çevrelerin 'yolun kenarına itilmesi'. İnbar her yazısında Türkiye'nin de aynen İsrail gibi demokrasi olduğunu söylemesine rağmen aslında Türkiye ne kadar demokrasiden uzaklaşırsa o kadar kolay 'kafakola alınabileceğini' iyi biliyorlar."

Türkiye'nin 'iç politika mühendisliği'ne ilişkin boyutlarını da gündeme getiren bu mektup ve düşünmeyi davet eden ilk mektuptan sonra, bugün yazmayı tasarladığım yazıyı, bu iki mektubun ışığında yarına bırakıyorum. Yine de yarınki yazıya hazırlık mahiyetinde dünkü Jerusalem Post'ta Arieh O'Sullivan'ın "Savaş Kuşları" başlıklı, İsrail Hava Kuvvetleri'nin hazırlıkları ve F-15'lerin havada yakıt ikmali konusundaki yazısından bir alıntı yapalım:

"3,800 kilometrelik, beş buçuk saatlik bir uçuş, Suriye, Irak ve İran'ın içini vurmak için elbette iyi bir eğitim..."

Aynı yazıda, İsrail'in F-15'lerinin Türk hava sahasında eğitim yaptığı da belirtiliyor!


12 Temmuz 2001
Perşembe
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED