|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
'Hayata Dönüş' adı verilen, ama şimdi adli tıp raporları yayınlandıkça, aslında 'hayatı yokediş' taarruzu olduğu iyice ortaya çıkan cezaevi operasyonları bir türlü gündeme gelemiyor. Adalet Bakanı malum, bu konunun yeniden gündeme getirilmesini istemiyor ve bunu yapmak isteyenleri 'terör örgütlerine yardım'la suçluyor. Oysa adı üzerinde 'Adalet Bakanı' değil mi? Bu ülkede adaletin sağlanmasını ondan başka kim iş edinebilir? Bu ülkede insanlar, adaletsiz uygulamalar, hukuk dışı işler, kanunsuz yanlışlıklar olduğu zaman nereye başvurmalıdır? Mesela, Adalet Bakanı'nın sorumluluğu üstlendiği ve hala da haklılığını savunduğu o operasyon sırasında öldürülen Alp Ata Akçayöz'ün babasına kim cevap vermek durumundadır? Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen Alp Ata Akçayöz'ün ailesi açtığı davada, en önemli belge olan otopsi raporuna yedi ay sonra ulaşabilmiştir. Raporda Akçayöz'ün, uzun namlulu silahla, uzak mesafeden ve iki kurşunla öldürüldüğü belirtiliyor. Kendisi de eski bir kanun adamı olan avukat Kemal Akçayöz, oğlunun, adı "Hayata Dönüş" olan bir operasyonda öldürüldüğünü ileri sürüyor ve şunları söylüyor: "Sapasağlam teslim ettiğim oğlumun ölüsünü verdiler. 31 Ocak'taki duruşmasında serbest kalacaktı. Oğlum açlık grevine bile katılmadı." Cezaevine giren insanların can güvenliklerinin devlete teslim edildiğinin ve devletin de bu vatandaşlarının yaşamlarından sorumlu olduğu gerçeğinin kim takipçisi olacaktır? Bir dizi cezaevi olayıyla ilgili, sonradan ortaya çıkan gerçekler, bu işin devlet nezdinde takipçisinin olmadığını gösteriyor. Türkiye'de medyanın devlete sıkı sıkıya bağlı olan ve devlet gibi düşünen kesimi, bu konuda daha da acımasız. Onlara göre, hele bir tutuklu ya da hükümlü, 'terör örgütü mensubu' ise, ona cezaevinde her türlü muamele mubah sayılabilir. Bu anlayış çerçevesinde basın, cezaevi gerçeklerini militan bir tavırla gizlemekte, gerçeklerin açığa çıkmasını engellemektedir. Bazıları aylar, yıllar sonra olay iyice soğuyunca, bazı gerçekleri yayınlıyor olsalar bile bu gayret, durumu değiştirmiyor. İşte Adana Cezaevi'nde başlarına sopalarla vurularak öldürülen 10 mahkumun daha sonra ortaya çıkarılan otopsi raporları… Ulucanlar Cezaevi'nde yine mahkum ve tutukluların aslında dövülerek öldürüldüğüne ilişkin ve ancak şimdi ortaya çıkabilen bilgi, belge ve tanıklıklar… Aradan 7 ay geçtikten sonra öğrenebildiğimiz 'Hayata Dönüş' adı verilen utanç operasyonu ile ilgili son otopsi raporları ve tanıklıklar… Operasyonun, gazetelerin ve TV'lerin yansıttığı gibi olmadığını, sayın yetkililerin açıklamalarıyla bu raporların tamamen çeliştiklerini gösteriyor. Bir Adalet Bakanı'nın bu iddiaları ele alıp ciddi bir soruşturma başlatması gerekmez mi? Hayır… Bunun yerine, yine devletin başka organları tarafından verilen raporları açıklamayı terör örgütünü desteklemekle bir sayıyor; devletin desteklenmesini istiyor... Oysa gazetecilerin, insan hakları kuruluşlarının böyle bir yükümlülükleri bulunmuyor. Tam tersi, şimdi temel yaklaşım, devletin bütün işlem ve eylemlerine kuşkucu bir gözle yaklaşmak… Bu sayede demokratik toplumlar, ortaya çıkan çarpıklıklar, yasa dışı durumlar ve yanlışlarla daha rahat mücadele edilmesinin zeminini yaratıyorlar. Devlete, hatalarını tamir etme ve kendini düzeltme fırsatı sağlıyorlar. Devletin ve sayın bakanın içinde bulunduğu hükümetin, yanlış üzerine yanlış yaparak Türkiye'yi getirdiği nokta ortada. Onlar ekonomiyi yanlış yapmadan yönetebilselerdi IMF duruma el koyabilir miydi? Ben eminim, bu 'Hayata Dönüş' operasyonunun ne kadar yanlış bir iş olduğu da Avrupa Mahkemesi'nde ortaya çıkacak. Türkiye daha önceki gün, bu yanlış işlerden dolayı yaklaşık bir trilyon lira tazminata mahkum edildi. Daha önce kaybettiği davalar nedeniyle ödediği milyonlarca dolar dışında… Şimdi de öldürülen Alp Ata Akçayöz'ün acılı babası, Adalet, İçişleri Bakanlığı ve operasyona katılan güçler hakkında suç duyurusunda bulundu. Hazırlık soruşturmasının yedi aydır sürdüğünü söyleyen baba bakın ne diyor: "İsrail-Filistin savaşında plastik mermi kullanılırken, hiçbir suçu olmayan, dışarı çıkmaya çalışan oğlumun üzerine gerçek kurşun yağdırdılar." Cezaevi arkadaşı Mehmet Akdemir ise ailesine gönderdiği mektupta Ata Akçayöz'ün nasıl öldüğünü şöyle anlatıyor: "... Tavandan kompresörlerle sekiz delik açtılar. 'Teslim olun. Size zarar vermeyeceğiz' diyerek bizi dışarı yönlendirmeye çalışıyorlardı. Deliklerden her tarafımızı yakan zehir kusmaya başladı. Gaz odası gibiydi. Dayanamayacak duruma gelince 'ne olursa olsun dışarı çıkalım' dedik. Gazdan bayılacak gibiydik. Onun grubu çıktığında 3-4 el silah sesi duyuldu. Ata duvardaki deliğin yanında yatıyordu, ama canlıydı, yanına gittim. Kasığındaki yarayı o zaman gördüm." Birileri, bize bu anlatılanların 'Hayata Dönüş'le bir ilgisinin olmadığını söylemek durumunda. Eğer Türkiye'de hala 'Adalet' ve hukuk geçerliyse!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |