|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Doğrusu Fazilet Partisi'nin kapatılmasına kimse bir manâ veremedi. Ülkeyi, IMF'nin kuyruğuna takıp, her türlü zillete razı olan, her gün, vatandaşın sofrasından lokma çalan bir iktidar dimdik ayaktayken, koskoca muhalefet partisinin acaba niçin kapısına kilit vurulmuştu? Anayasa Mahkemesi'ne hiç destek gelmedi. Aksine öfke var. Bence Yüksek Mahkeme üyeleri, bu bilinç içinde, Af Kanunu'nu ve tesirlerini tartışacaklar. Türkiye'nin kaderiyle oynamaya artık kimsenin hakkı yok. İki soru
28.8.1999 tarihinde, Türk Ceza Kanunu'nun 312'nci maddesinden doğan cezaların tümü ertelenirken, takip eden 3 yılın bitiminde, bu suçun hiç işlenmemiş sayılacağı şeklinde bir ibare, yasada yer aldı. Böylece, erteleme ile af -şartla salıvermeden farklı olarak- sonuçları itibariyle birbirine benzedi. 21.12.2000 tarihinde, Meclis, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda kapsamı genişleterek, sadece basın yoluyla işlenen suçların değil, toplantı ve mitinglerdeki ifadelerin de, ertelemeden yararlanmasını benimsedi. Böylece Tayyip Erdoğan'ın okuduğu şiir de kapsam içine girdi. Bir suçun hiç işlenmemiş sayılması, o suçun beraberinde gelen kısıtlamaların da kalkmasını icap ettirir. Burada bir tartışma yok. Ama şu iki soruya cevap aranıyor: 1) Bu kısıtlamalar, yasanın yayın tarihinden üç yıl sonra mı kalkacak? 2) Erteleme kanunu, cezası infaz edilenlere de tatbik edilecek mi? Kısacası Hasan Celâl Güzel'in, Tayyip Erdoğan'ın yasağı kalkacak mı? Prof. İçel'in görüşü
Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen panelde, Prof. Kayıhan İçel, bir tebliğ sundu. Burada, yukarıdaki iki soruya da cevap veriyordu: 1) Ceza ertelendiğine göre, diğer kısıtlamalar da ertelenmiştir. Ancak üç yıl içinde benzer bir suç işlenirse, hem ana ceza, hem de bu cezaya bağlı olarak uygulanan diğer müeyyideler, -meselâ, siyasi yasak veyahut memuriyetten kısıtlama- geri gelir. Kayıhan İçel, bu görüşünü görevine dönmek isteyen bir memura ilişkin Danıştay kararıyla da destekliyordu: "...4454 sayılı yasa, 'ertelemeden" söz etmekle beraber, üç yıllık deneme süresinin iyi hal ile geçirilmesi şartıyla, bunun, Türk Ceza Kanunu'nun 97'nci maddesinin, genel af konusunda gösterdiği düzeyde sonuçları yaratmasını kabul etmiştir. (Genel af ile ertelemenin sonuçları aynıdır) Mahkûmiyetin vaki olmamış sayılması, bazı hakların yasaklanması söz konusu ise, üç yıllık sürenin geçmesi ile birlikte, tüm bu yasaklamaların kendiliğinden ortadan kalkması neticesini doğuracaktır. Yasaklılığın kalkması kendiliğinden gerçekleşeceği için, ilgilinin, Türk Ceza Kanunu'nun 121'inci maddesi gereğince, yasaklanmış (memnu) hakların geri verilmesi sürecini işletmesine gerek yoktur. Bu konuda, Danıştay'ın içtihadı birleştirme kararını hatırlatmakta yarar var. Danıştay, ertelenmiş mahkûmiyeti bulunan bir memur kişinin, deneme süresi bitmeden görevine son verilmesinin, tecilin gayesi ile bağdaşmayacağını açıklamıştır. Danıştay'a göre, deneme süresinde, mahkûm olan kişi haklarını aynen muhafaza eder. ...Milletvekili Seçim Kanunu'nun milletvekili seçilemeyecek olanları belirleyen 11'inci maddesinin e ve f bentleri açısından, Danıştay kararında gösterilen yönde çözüm oluşturmak gerekir: Deneme süresi dolmamış olsa dahi, kişinin seçilme hakkına sahip olacağı kabul edilmelidir. Danıştay kararını desteklemek için diyebiliriz ki, Türk Ceza Kanunu'nun 91'inci maddesi gereğince, erteleme kararı, 'mahkeme kararında hilâfı tasrih edilmedikçe (aksi belirtilmedikçe) fer'i cezalar hakkında da uygulanır' Deneme süresi içinde fer'i ceza, yani 'haklardan yasaklılık' söz konusu olmadığından, memuru görevden almak nasıl mümkün değilse, aynı şekilde, bir kişinin seçilme hakkı da engellenemez." 2) Türk Ceza Kanunu'nun 2'nci maddesi, iyileştirmelerin geriye doğru uygulanacağı esasını benimsiyor. Cezası infaz edilenlerin, siyasi yasağının sürmesi, buna mukabil, cezaları ertelenenlerin, siyasi yasaksız mütalâa edilmesi, hem Türk Ceza Kanunu'nun 2'nci maddesine, hem de Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı. Gerçi, Anayasa Mahkemesi'nin içtihadında, mutlak bir eşitlik uygulaması yok. Farklı şartlarda olanlara, farklı bir tatbikat yapılabiliyor. Ama, aynı suçu işleyenlerin, cezanın infaz edilip edilmemesine göre, değişik bir muameleye tâbi tutulmaları düşünülemez. Madde 312
Tayyip Erdoğan'ın "Yasağım kalktı" diye, fiilen yeni oluşum çalışmalarına katılması, işte yukarıdaki yorumdan kaynaklanıyor. Yargıtay Başsavcısı aksini savunuyor: Cezası infaz edilen siyasi yasaklı kalmalı, henüz cezalarını çekmeyenler ise, yasağa uğramamış sayılmalı. Bu kadar eşitsizlik, hiçbir mantık ve vicdana sığmaz. Gerçi her afta, eşitsizlik doğar. Belirli bir tarihten önce suçu işleyenler kurtulurken, diğerleri cezalarını çekerler. Ama burada biz, ana cezadan değil, söz konusu cezaya çarptırılanların kısıtlılık halini ve düzeltilmesi mümkün olan bir durumu anlatıyoruz. Adam cezasını çekmiş, diğeri çekmemiş, hiç değilse çekenin yasağı kalksın. Üstelik, 312 gibi tartışmalı bir kanuna dayanılarak verilen bir karardan ve bu kararın sonuçlarından bahsediyoruz. 312'nci madde, 12 Eylül öncesinde, "umumun emniyetini tehlikeye atacak şekilde, halkı kin ve düşmanlığa sevk etmeyi" cezalandırıyordu. Batı'da, 312'nci maddenin benzerleri mevcut ama, "toplumsal barışı bozacak, umumun emniyeti açısından tehlike yaratacak veya kamu düzenini bozmaya elverişli bir şekilde" gibi sınırlayıcı tarifler var. Meselâ Alman Ceza Kanunu, "Her kim, kamusal barışı bozmaya elverişli bir şekilde halkın bazı kesimlerine karşı nefreti kışkırtır veya şiddeti içerir veya keyfi önlemler alınmasını teşvik ederse... cezalandırılır" diyor. Bizim 312'nci maddemizde ise, buna benzer bir ifade sadece ağırlaştırıcı sebeb olarak maddeye girmiş. Kamu düzeni bozulmasa, hiçbir kargaşa çıkmasa dahi, herhangi bir gerekçeyle insanlar 312'nci maddeye aykırı hareket etmekle suçlanabiliyor. 312'nci madde, zaten sakat bir madde. Bu maddeden doğan yasaklar ise kabul edilebilir değil. Anayasa Mahkemesi'nin bu defa halka ters düşmeyeceğini tahmin ediyoruz. Türkiye'nin bu kadar sıkıştığı bir ortamda bir umudun önünü tıkarsa, milletin tepkisini üzerinde toplayacaktır. ZORUNLU AÇIKLAMA
Dünyanın neresinde, hangi dürüst gazetecilik anlayışında bu var? Emin Şirin, Aydın Doğan'ın basınında manşet. Etibank'ı boşaltıp hapse düşen Dinç Bilgin özel himaye görüyor bu gazetelerde. RTÜK'ün kuyruk acısı yüzünden, Aydın Doğan, eşim Emin Şirin'e saldırıyor. Emin Şirin, benim siyasete girmemden çok önce, 1993'te, gül işine başladı. İstanbul Belediyesi, şehrin belirli bölgelerine gül dikme kararı alınca, o da ihalelere katıldı. Ortağı ile birlikte cüzi miktarda (200 bin civarında) gül sattı. Kıbrıs'ta da seraları var. Kesme gül üretiyor. Bunlar hemen hemen hiç maddi imkân sağlamayan çok ufak tefek işler. Emeği çok, parası yok. Aynı TRT'de olduğu gibi, yeni bir komployu filizlendirme çabaları kulağımıza geliyor. 1997 Nisan'ında da, 28 Şubat sıcaklığı içinde oğlum ve eşime iftira atılmış, bu iftira yüzünden Emin Şirin 63 gün hapiste kalmıştı. Daha sonra bütün aksine çabalara rağmen her ikisi de beraat etti ve Yargıtay da bu kararı onadı. Israrlı manşetlerin benzer bir komplonun hazırlayıcısı olabileceğini düşünüyorum. Bu devlet, bir medya tekelinin keyfine mi çalışacak? Onun, kanuna aykırı davranışlarını ortaya çıkaranları mı ezecek? İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen ve Maliye Bakanı Sümer Oral'ı aradım; bir komploya alet olmayacaklarını söylediler. POAŞ, İETT'ye, ihalesiz olarak, trilyonlarca liralık yakıt verdi; halâ günde 20-25 tonluk satış gerçekleşiyor. İstanbul Deniz Otobüsleri de yakıtını, gene Aydın Doğan'ın büyük ortağı olduğu Petrol Ofis'ten alıyor. Trilyonlarca liralık bir ciro orta yerde dururken, insan, tamamen kanunlara uygun olarak gerçekleştirilen cüzi ve sınırlı bir alışverişi manşetine taşımaya utanır. Bence Milliyet, Aydın Doğan'ı manşet yapmalıydı. Taaa Sirkeci günlerinden başlayarak. O bozulmamış saf Anadolu çocuğunun dönüşümünü anlatmalıydı. Abdi İpekçi'nin ölümünden sonra, buzdolabı fabrikası yerine, Milliyet'i satın alışı, bu konuda sanık sıfatıyla verdiği ifadeler, aklanışı... Ve önlenemeyen tırmanışı. Kravatlı, takım elbisesiyle kendisini ziyaret eden başbakanı, pijama ile karşılayacak bir noktaya kadar tırmanışı... Kırmızı smokinli adamlar, herkesi pijamayla karşılayabileceklerini sanırlar. Sırça köşklerinde dünyaya hakim oldukları zehabını taşırlar. Bu devlet, güç odaklarının, şer odağı haline gelmesine izin vermez. Vermeyecektir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |