T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Cumhurbaşkanı ve değişim siyasetinin imkanları

Siyaset adına ortaya koyulan değişim taleplerinin "kırılgan" bir karakteri vardır genelde. Statükonun ezici gerçekçiliğine karşı, değişimin çok kolay zemin kaybetmesinden ileri gelir bu durum. Türkiye gibi değişim taleplerinin güçlü olduğu ama değişim adına atılması gereken adımların çok yavaş atıldığı ülkelerde, değişimi dillendirmeye dönük aşırı iştah, çoğu zaman "sosyal ve siyasal gerçekliği" yeterince hesaba katmayan, bu nedenle de belli bir "değişimci eylem planı" içermekten uzağa düşen "değişim siyasetleri"nin ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

Cumhurbaşkanı'nın "Tütün yasası"nı veto etmesini, popülizme düşmekten tarafsız Cumhurbaşkanı'nın siyasi bir olayda taraf olması halinin ortaya çıkmasına kadar birçok gerekçe ile eleştiriyor çeşitli kesimler. Aslında Cumhurbaşkanı Sezer çok temel bir yönetim refleksini ortaya koydu ve değişim istenen konularda tepeden inmeci değil, "sosyal gerçeklik"le eşgüdüm halinde bir "değişim yörüngesi" tesbit edilmesi gerektiğine işaret etti. Hükümet, Cumhurbaşkanı'nın kendi alanlarında olan takdir hakkı sınırını geçtiğini iddia ederek Cumhurbaşkanı'nı köşeye sıkıştırmaya, IMF ile karşı karşıya getirmeye, hatta yeni bir kriz durumunu zorlamakla etiketlemeye çalışıyor. Oysa Cumhurbaşkanı'nı her "siyasal durum"da eleştirmek yerine, Cumhurbaşkanı'nın "siyasal duruş"undan yola çıkılarak, belli bir eylem planına dönüşebilecek bir "değişim siyaseti"nin ipuçları bulunabilir.

Yıllardan beri Türkiye'nin birçok sebebin yanında siyasetin popülizme aşırı prim vermesinden dolayı da zaafa uğratıldığı doğrudur. Fakat, popülizm kendiliğinden bu derece etkili olmuyor. Devletin "toplumsal talep" ile "siyasi temsil" ilişkisinin tam orta yerine aşırı güvenlik refleksiyle donanmış bir "siyasi filtre" yerleştirmiş olmasından dolayı, normal yollardan işlemeyen "siyasal katılım", şekilsiz yolları takip ederek popülizm kanalından gün yüzüne çıkma imkanı buluyor. Bu siyaset algısını, siyasetin verili meşruiyet oluşturma ve siyasi temsil üretme biçimlerini değiştirmeye kalkan siyasi odakların siyaset-dışı dayatmalarla nasıl etkisizleştirildiği tarihimizin en çıplak gerçeğidir. Bu nedenle siyasetçinin ve halkın popülizm temelinde buluşmak, temas etmek zorunda kalması "yapısal" bir durumdur. Yani siyaset-dışı dayatmaları es geçerek popülizmi eleştirmek, siyaset-dışı dayatmalara örtülü ve dolaylı destek vermek sonucunu doğurur. Bunun böyle olması ise Türkiye'nin popülizmden kurtulması gerektiği yargısını yanlış çıkarmaz.

Türkiye'yi bu kıskaçtan kurtarmak için ise şu anda IMF programının "tavizsiz" uygulanmasını isteyen kesimler ve siyasetçiler var. Popülizm siyaseti ne kadar bir esnaf faaliyetine dönüştürüyorsa, bu kurtuluş reçeteleri de ondan daha yoğun olarak "sterilleştiriyor" siyaseti. Çünkü siyasetin olduğu yerde "toplumsal talep" vardır ve siyasetin görevi bunu duruma uyarlayarak "siyasi temsil"e dönüştürmektir. Bu durumda herhangi bir siyasi veya ekonomik programın "tavizsiz" uygulanmasını talep etmek siyaseti dışlayan ve özünde gizli otoriterlik taşıyan bir tutumdur.

İşte "statüko"nun popülizmi okşayan tutumuna karşı, "değişim siyasetleri" genelde sosyal ve siyasal gerçeklikle uyumu gözetmeyen dönüşümler içermeye çalıştığı için desteksiz kalmakta ve "kırılganlaşmaktadır".

Cumhurbaşkanı Sezer'in bu ülkenin geleceği için gerçek bir değişimi istediği kuşkusuzdur. Fakat Cumhurbaşkanı'nın izlediği "incelikli çizgi"nin, değişimi güçlü ve etkili kılmak için sosyal gerçekliği dikkatle izleyen bir bakışa sahip olunması gerektiğini istihdam eden bir omurgası olduğunu mevcut siyasi partiler içinde idrak eden yok.

Değişim adına "sosyal gerçekliğe" sırt dönen, "sosyal gerçeklik" adına popülizme hegemonik bir konum kazandıran hatlar üzerinden işliyor mevcut siyasi partiler.

"Yeni siyaset" belli bir kamucu çizgiyle piyasanın kazanımlarını da istihdam eden ince bir siyaset inşa etmek zorundadır. Kompartımanlaşmış siyasetler arasında saf belirleyen bir siyaset ne kadar yeni olursa olsun, "söylem siyaseti" olmaktan "eylem siyaseti" olmaya geçemez ve sonuçta sadece kırılganlık üretir.


12 Temmuz 2001
Perşembe
 
ÖMER ÇELİK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED