T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Sakın bana 'şom ağızlı' demeyin...

Süleyman Demirel, önceki haftayı, eski dostlarıyla görüşerek geçirdi. Onlar üzerinde denediği cümlelerle, hafta sonu (cumartesi) kamuoyu önüne de çıktı. "Türkiye'nin durumu iyi değil" dedi eski cumhurbaşkanı, "Bizi seçim paklar.." Gözlerimle temaslarını izler, kulaklarımla söylediklerine dikkat ederken, ağzımdan şu cümle dökülüverdi: "Eyvah, sıra Ali Şener'e mi geliyor yoksa?"

"Şom ağızlı, sen de" diyecekler dikkat: Beklentim istikametinde gelişmedi olay; Ali Şener'in adının geçmesine sebep olan herhangi bir olay yaşanmadı. Demirel, "Beni yeniden seçin" deyip '5+5' formülünü zorladığında, ya da "Kasım'da işaretimi bekleyin" dediğinde yakınlarını sıkıntıya sokacak gelişmeler olmuştu; bu defa zaten zordaki Kamuran Çörtük'ün başının biraz daha derde girmesiyle savuşturuldu belâ... Kamuran Bey'in Bayındırbank'ına devlet el koydu; şimdi yurtdışına çıkışını engelleyecek, malvarlığıyla ilişkisini koparacak gelişmeler bekleniyor...

Ama, çok şükür, Nazmiyet Demirel'in kardeşi Ali Şener'in başına bir şey gelmedi. Gelseydi, yakın dostlarımın 'şom ağızlı' olduğum iddiası üzerime yapışacaktı.

Kamuran Çörtük'ün malvarlığına el konulursa Ali Şener de etkilenebilir. İkili, özellikle son on yıldır, herkesi imrendirecek yakınlıkta iş arkadaşları... Sadece ayrı işlerinde birbirlerine yardımcı olmakla sınırlı değil işbirlikleri; bazı projelere beraber imza attılar. Beylikdüzü'ndeki dev oyun merkezlerine bizim çocukları götürdüğümde, içimden, "Teşekkürler Ali Bey, teşekkürler Kamuran Bey" sözcükleri geçmişti. Saatlerce içinden çıkmak istenmeyen o dev tesis bir "Kamuran Çörtük - Ali Şener prodüksiyonu" çünkü... İkilinin başka ortak işleri daha olduğunu duyuyordum...

Benim kendilerini izlediğim yakınlıkta onlar da yazı ve yorumlarımı kaçırmamaya çalışıyorlarsa, son banka operasyonu sürpriz olmamıştır. IMF, "Kredinin bundan sonraki dilimini serbest bırakmıyorum" dedi ya, herkes, "Telekom yüzünden" diye yorumladı bu ayak sürümeyi. Başbakan Ecevit, Cumhurbaşkanı Sezer'e ufunetini dışa vurdu; önce "Emlakbank yasasını geç imzaladığı için" açıklamasını getirdi, sonra "Tütün yasasını veto ettiği için" dedi... Bense internet sitesine girip IMF'nin açıklamasını okudum. IMF, "3 Mayıs günü imzaladığı memorandumda Türk Telekom'la ilgili verdiği söze uymadığı için" dedikten sonra, kimselerin dile getirmediği bir başka itirazı daha kayda geçirmişti: "Bankacılık sektöründe âcilen yapılması gerekenleri geciktirdiği için..."

IMF'nin itirazı, hortumlanmış bankaların hâlâ sistem içerisinde tutulmasınaydı sizin anlayacağınız... Hükümet, sadece Türk Telekom'un yönetimini değiştirmekle işi geçiştiremeyeceğini anladı ve '5+2' bankayı da gözden çıkarıverdi. Görüşlerine değer verdiğim uzmanlar, "Operasyon yine yarım kaldı" diyorlar, ne demekse... Bu hükümetin hiçbir işi tam yapamayacağını bildiğim için, onlara inanıyorum...

Bayındırbank'a el konulduğu ve Kamuran Çörtük'ün malvarlığıyla ilişkisi kesildiği an, koca bir imparatorluk çökecektir. Süleyman Demirel'in özel ilgi gördüğü her ülkede, "Kamuran buraya da bir iyilik yap" tavsiyesi eşliğinde, mutlaka bir iş ilişkisi kurdu Bayındır Grubu. Pakistan'da otoyol, Romanya'da banka, fabrikalar... İtalyan Astaldi firması bile, Bolu Dağı geçidinde başı sıkışınca, Bayındır'ı ortak aldı ve bunu gazetelerle duyurdu.

Ünlü 'aile fotoğrafı' içinde şimdi sadece Ali Şener kaldı...

'Aile fotoğrafı'nı Bayındırbank'a el konulmasından sonra hemen her gazete yeniden yayımladı. Fotoğraf hepimizin belleğine kazılı. Ancak, İngilizler'in çok ünlü Financial Times gazetesi sayesinde, aynı fotoğraf, dünyanın her tarafındaki Türkiye ile ilgilenen işadamlarının da bilgisi dahiline giriverdi...

Son gördüğümde "Aydın Doğan mülâkatı müthişti" övgüsünü yöneltmekten kendimi alamadığım Leyla Boulton, 'aile fotoğrafı'ndan işadamı-politikacı Cavit Çağlar'ın arzusu üzerine, bir zamanlar 'Çağlar-kent' diye de anılan Bursa'ya gitmiş... İstanbul'dan Nergis-Air'e ait bir helikoptere bindirip Bursa'ya götürmüşler Boulton'u, orada şirketin yöneticileri ile konuşturmuşlar. Her ağzını açan Cavit Bey'in ne kadar akıllı bir insan, iyi bir patron olduğunu anlatmış. Dönüş yolunda, anne Çağlar refakat etmiş İngiliz gazeteciye ve "Biz zaten zengindik, daha zengin olmak istedik, zorluklar o zaman başladı" demiş ağlayarak...

Gördüklerinden etkilenmiş İngiliz meslektaş; ama "Biz bankacılıktan anlamadığımız için başımıza bunlar geldi" savunması kendisini ikna etmediği gibi, paraların nasıl buharlaştığını da anlamamış... Ya bir de, Çağlar'ın, siyasette etkili konumda olduğu dönemde, şirketlerinin dev borçlar taktığı kamu bankalarından sorumlu bakanlık koltuğunda oturduğunu ve işadamı sıfatıyla bakanlığıyla pazarlık yaparak borçlarını tasfiye ettiğini duysaydı...

FT'deki Cavit Çağlar'la ilgili yazıya (7 Temmuz 2001) neyin eşlik ettiğini herhalde tahmin ettiniz? Evet, Süleyman Demirel'in etrafında Cavit Çağlar, Kamuran Çörtük ve Ali Şener'in yer aldığı 'aile fotoğrafı'...

Neyse, Demirel siyaset konuştuğu için Ali Şener'in başına üzücü bir şey gelmedi ya, 'şom ağızlı' diye anılmaktan sıyırttığım için mutlu bile sayılabilirim...


12 Temmuz 2001
Perşembe
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED