|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Önce Erbakan Hoca için bir kaç söz: Hoca'nın Meclis'e girmesini temenni ediyorum. Mücadelesini anlamlı buluyorum. Yasaklılık çemberini aşma gayreti, hem en tabii nefsi müdafaa refleksi, hem de misyonunun zaruri sonucu... Hatırlıyorum, Necip Fazıl merhum, üzerinde "mahkumiyet" taşıyarak göçtü bu dünyadan. Bildiğim kadarıyla merhum Ayhan Songar Hoca'nın bir raporu olmasaydı, 80'li yaşlarda cezaevine girecek ve belki biz onu, cezaevinden alıp ebedi aleme uğurlayacaktık. Sistemin insanları meşruiyyet alanı dışına çıkarma inadının ardı arkası gelmiyor. Onun için, bu illegalite kuşatmasını aşma çabası herhalde takdir edilmeli ve bağımsız adaylık için başvurduğu yerden Meclis'e gönderilmeli Hoca. Belki burada bir şey daha söylenebilir: Sistemin oyunları konusunda bu kadar duyarlı bir insan olan Hoca, hakim sistemin bir başka alanı kuşatmak için kendisini de konu alan projelerine dikkat etmeli ve bu çerçevede, mesela AKP'ye karşı tavırlı gözükmekten kaçınmalı. Gelelim ittifaka... Açık söyleyeyim, Saadet Partisi ile Büyük Birlik Partisi'nin ittifakını canı gönülden istiyorum. Sebebi de açık: Bu iki parti, Meclis'te muhakkak yer almalı. Önce neden Meclis'te yer almalı bu iki parti: Çünkü Türkiye'nin temel meselelerinde sağlıklı çizgilerin kaybedilmemesinde, farklı yönlerden de olsa, bu iki partinin çok "tanzim edici" bir misyon üstleneceklerine inanıyorum. Saadet, öncelkle AK Parti için, Büyük Birlik ise öncelikle MHP için tanzim edici bir değer taşıyorlar. Her iki partinin, ayrıca, müşterek hassasiyetleriyle, önümüzdeki zamanlarda çok daha çetin şartlar yaşayacak olan Türkiye'nin genel çıkarları için tanzim edici bir hüviyetleri bulunduğunu düşünüyorum. Bunu, çok genişçe anlatabilirim. Ama gerek yok, iyi niyetle yaklaşan herkesin, (özellikle AKP çevrelerinin) bu değerlendirmeyi anlayacaklarını ümid ederim. Yani onların bile, bu iki partinin ittifak yapmasından ve Meclis'e girmelerinden tedirginlik duymayacaklarını, aksine buna memnun olacaklarını umarım. İttifak neden zaruri? Kime sorsanız açıkça "ittifak yanlısı" görünmekten kaçınıyor, seçime tek başlarına gireceklerini söylüyor. Çünkü başka türlü karizma çiziliyor. Zaaf görüntüsü verilmiş olunacağı düşünülüyor, bunun da seçmen eğilimini etkilemesinden endişe ediliyor. Saadet ve Büyük Birlik yöneticilerine de sorsanız,"ittifak"ı seslendirmekten kaçındıklarını görüyorsunuz. Ama bir gerçek var: Her iki partinin de barajı aşmasında çok ciddi güçlükler söz konusu. Bu sözümün bile fazla iyimser olduğunu belirtmeme bilmem gerek var mı? Baraj tehlikesi her iki parti için de mevcut. Ama iki parti ittifak yaptığında barajı aşma ihtimalleri neredeyse garantileniyor. Çünkü iki partinin de aşağı yukarı garantili oyları var. Yani sadece bu iki partiye oy vererek içleri rahatlayacak toplum kesimleri bulunuyor. Bu oyların hassasiyeti Meclis dışında kalmamalı. Saadet'in tavırlı çizgisi, Muhsin Yazıcıoğlu'nun yüreği görülmeli Meclis'te... Bu, ancak ittifakla olabilecek bir şey. Bu buluşmada, 28 Şubat sürecindeki büyük mücadelesine toplum olarak gerekli vefayı gösteremediğimiz Hasan Celal Güzel de yer alabilirse, ittifak, çok daha etkin bir hüviyet kazanacaktır. Bu ititfak gerçekleşmeli. Bu yazımın, Saadet ve BBP camiasında çok olumlu tepkiler alacağını biliyorum. Bu yazımın, Saadet ve BBP yöneticilerinin kalbi eğilimlerini de yansıttığını söylersem yanılacağımı sanmıyorum. İttifak zaruri. Peki nasıl yapmalı? Bu işin, temenniler kadar kolay olmadığını biliyorum. Daha önceki örneklerinde de görüldüğü gibi sıkıntılı bir iştir ittifak görüşmeleri... Hele zaman zaman bireysel nefislerden çok daha olumsuzluk telkinleri yapabilen "grup nefisleri" devrede olduğu zaman, çıkış noktasının çok uzağına bile düşmek söz konusudur; peşinden kırılmalar, incinmeler, gönül koymalar, uzaklaşmalar gelir. Titiz bir çalışma gerekiyor. "Grup nefsi"nden çok misyonlarını öne alan, yüreği geniş, üçe - beşe bakmayacak, pazarlık duygusundan kurtulmuş, misyonun büyümesini kendi grubunun büyümesinden daha çok önemseyen, ya da misyonu büyüten her insanı, sesi, gayreti tebcil eden insanlardan oluşmuş ittifak müzakerecileri... Her iki partide de böyle insanlar bulunduğunu düşünüyorum. "Bu iş olsun" diye yola çıkılırsa, bunu gerçekleştirecek uygun isimler de bulunur ve ittifak gerçekleşir. İsterlerse yola "Meclis'e bir Saadet'li, bir BBP'li sokalım" gibi çok küçük bir hedefle çıkabilirler. Her iki parti de en azın kendileri için ne kadar değerli olduğunu görürlerse, üzerine koyacakları her insanın, birbirlerine bağlı bir tarmanış olduğunu bilirlerse, kolay anlaşırlar diye düşünüyorum. Sayın Kutan ve sayın Yazıcıoğlu, benim çok değer verdiğim, üzerlerine toz kondurulamayacak iki güzel insan. Zaman daralıyor. En kısa zamanda, (neden bugün olmasın), bir telefon görüşmesi, bir selamlaşma ve bir buluşma... Bu iş başlasın. Bu sütunlarda bugüne kadar belki hiçbir siyasi oluşuma böylesine özendirici bir görüntü sergilemedim. İsterseniz bu yazıyı, bir arabuluculuk gibi değerlendirin. Benzeri çağrılar, Dilipak dostum tarafından da seslendirildi, başka değerli yazarlar tarafından da... Bunlar da hiç şüphesiz çok samimi çağrılar. İçimde şöyle bir soru var: Acaba ittifak için bugün ahizeyi ilk eline alan lider kim olacak? Bu sorumun kalbi ölçülerimiz içinde ne anlama geldiğini, en iyi sayın Kutan ve sayın Yazıcıoğlu'nun bilebileceklerine inanıyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |