T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Erbakan ve Derviş

Türkiye'nin iç ve dış borcu 208 milyar dolar. Ve bu borç yükü ülkemizin en önemli bir sorunu olarak orta yerde duruyor.

Derviş'in yegâne başarısı ise, bu borcu çevrilebilir kılması.

Borç 208 milyar dolar

Türkiye, 208 milyar dolar olan borç stokunu hemen ödemek durumunda değil. Mesele, faizlerin, aksatılmadan ve mümkün olduğu kadar yeni borç alınmadan ödenmesi. Bütçede faiz dışı fazla bunun için isteniliyor.

İkinci amaç da, mevcut borç stokunun üzerindeki faiz yükünün hafifletilmesi. Daha düşük faizle borçlanılsa, borç stokunun artması engellenmiş olacak.

Öte yandan Türkiye yeniden büyümeye başladığında, elde edilen ilâve kaynaklarla borç servisi kolaylaşacak.

Derviş, borcu çevrilebilir kıldı; ama bunu, İMF'den 28 milyar dolar borçlanarak gerçekleştirdi. Kendi imkânlarımızı harekete geçirmedi. Aksine halk pestile döndü.

Yeni Ekonomi Bakanı Masum Türker, İMF'den alınan 28 milyar doların, 8 milyar dolarının İMF'den daha önce alınan borcun ödenmesine, geri kalan 20 milyar doların da, bütçenin ve Fon'a devredilen bankaların açıklarına gittiğini, belirtti.

Henüz ortada bir başarı yok. Ekonomik canlanma, büyüme gerçekleşmediği gibi, borç stokunun üzerindeki faiz yükü de hafiflemedi. Sadece, kötü yönetim ve yolsuzlukların, kolay para kazanma hırsının sebeb olduğu bir bataklık vardı: Kamu bankalarının kaynakları özel çıkarlar için kullanılmıştı. Özel bankalar, sahiplerinin kasası haline gelmişti. Ayrıca, gene İMF'nin önerdiği "çıpalı kur" rejimi dolayısıyla, dolar ile borçlanıp, Türk lirasını faizde değerlendirmek ve % 30'lar mertebesinde reel faiz elde etmek, bankalarda açık pozisyon yaratmıştı. Bankalar döviz bulmuş, TL'ye çevirdiği bu paralı yüksek faizle Hazine bonosuna yatırmıştı. Dolar borçları yüzünden % 100'leri aşan devalüasyon, zaten çeşitli sorunlara sahip olan bankaları iyice zora sokmuştu.

Derviş'in yaptığı

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, Derviş'in yaptığı, İMF'den 28 milyar dolar borçlanmak suretiyle, bunalıma düşen banka sektörünü kısmen tedavi etmek ve borcu çevrilebilir hale getirmekten ibarettir. Henüz bu noktada bile bıçak sırtında hareket ediyoruz. dış kaynak kesilse, kendi imkânlarımızla yola devam etmek mümkün değil.

Ayrıca, 45 milyar dolar civarındaki bankalara yapılan kaynak transferinin, batık banka sahipleri tarafından ne ölçüde karşılandığını da tam anlamıyla bilemiyoruz..

45 milyar dolar halkın sırtına bindi. Peki, acaba, BDDK, bankalardan devraldığı kredileri tahsil edebiliyor mu? Bu kredilerin ne kadarı donuk kredi? Veyahut eski banka sahiplerinin borçlarını ödemesi için BDDK etkili bir gayrete girdi mi? Hiçbir şey belli değil.

Refahyol dönemi

Bütün bunları bir kenara bırakıp, Refahyol dönemine bakınca, Türkiye'nin borç batağına, büyük ağırlıkla, Refahyol'u takip eden hükûmetler döneminde girdiğini müşahade ediyoruz. 1997'nin Haziran ayında dış borç 86.6 milyar dolar, iç borç 28.6 milyar dolar olmak üzere, toplam borç 115.2 milyar dolardı. Bugün toplam borç 208 milyar dolar! 5 yılda 93 milyar dolarlık bir artış gerçekleşmiş.

Bir de faizler hanesine bakalım. 1996 yılında, faizlerin Gayri Safi Milli Hasıla'ya oranı % 10.1 idi. Refahyol Hükûmeti kuruldu ve bu oran 1997'de % 7.7'ye geriledi. Aynı şekilde faizlerin bütçe giderlerine oranı % 44.4'den (1996), 1997'de % 29.2'ye düştü. Faizlerin vergi gelirlerine oranı ise, % 68'den, % 48'e indi.

Hangi rakamı alırsak alalım, 1997'de bütün oranlar küçülmüş. Buna mukabil, 1997'yi takip eden yıllarda sürekli artış var:

Faizlerin GSMH'ye oranı 1998'de, hemen, % 11.7'ye yükseliyor; bugün % 23.77.

Faizlerin bütçe giderine oranı 1998 yılında, hemen Erbakan'ın ardından, % 40'a yükselmiş; bugün % 53 meretebesinde.

Faiz ödemelerini vergi gelirleriyle mukayese ettiğimizde de aynı gelişme göze çarpıyor. 1997'de vergi gelirinin % 48'i faize giderken, 1998'de oran birden bire % 68'e çıkıyor. Bugün aynı oran % 112. Bir başka ifadeyle, vergilerin tümü faize harcanıyor, ama gene de yetmiyor.

Derviş'in gelmesiyle birlikte, ancak İMF'den yeni borç bulmak suretiyle mevcut borç stoku çevrilebilir oldu. Ama, faizler düşürelemediği için, Erbakan döneminde gözlenen faiz-vergi- GSMH'ye oranlarına ulaşılamadı. Bu oranlar Derviş döneminde yükselmeye devam etti. Bir tek bütçe harcamaları içinde toplam faiz ödemesi 2001'den 2002'ye değişmedi.

Erbakan siyasete giriyor

İşte şimdi Erbakan siyasete giriyor. Hukuki hiçbir engeli yok. Zira, hem Anayasa, hem de Anayasa değişikliğinden sonra gerçekleştirilen Siyasi Partiler Yasası'ndaki değişiklik buna imkân veriyor. Siyasi yasak, onun, sadece bir parti tarafından aday gösterilmesini veyahut bir siyasi partiye üye olmasını kapsıyor.

Erbakan, bağımsız aday olacak ve seçilecek. Gücünün Saadet Partisi'ni Parlamento'ya taşımaya yetip yetmeyeceğini bilemiyoruz. Ama, Erbakan'ı gene Meclis'te görmeyi gerçekten arzu ederiz.

Bu arada Kemal Derviş NTV'de Ali Kırca'nın sorularını cevaplandırırken başörtüsü konusuna da temas etti: "Özel alanda başörtüsüne karışmayız ama, kamu alanında bazı kısıtlamalar olabilir" dedi. Başörtülü kızların üniversiteye alınmamasına yeşil ışık yaktı.

Kamu alanı nedir? Bunun tarifi nasıl yapılacaktır? Kamu alanında hizmet almak ile, hizmet sunmak arasında bir ayırım yok mudur? Derviş, siyaseten mi böyle konuştu? Yoksa gerçekten başörtüsünü bir özgürlük sorunu gibi görmüyor mu? Keşke yakın arkadaşının eşi Prof. Nilüfer Göle'ye(*) bir danışsaydı. Liberal sıfatıyla hiç yakışmayan böyle bir yanlışı telaffuz etmezdi.

(*): Prof. Asaf Savaş Akad'ın eşidir.


24 Ağustos 2002
Cumartesi
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED