|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
MGK toplantısı bitmiş fakat Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Köşk'te kalmaya devam etmişlerdi. Bu 'mini-MGK'nın ya da bir başka deyimle 'güvenlik kabinesi'nin toplantısının Irak'la ilgili olduğu haberleri daha sonra dışarı sızdı. O toplantı esnasında, toplantının 'sivil kanadı'na çok yakın birisi bana, 'Amerikalılar 120 bin askeri Türkiye sınırları içinde konuşlandırmak istiyorlarmış' diye bir haber iletti. 'Irak için ise, Pentagon planları daha fazla askeri öngörüyor; haberin doğruluğundan emin misin' diye üsteledim; 'Evet' dedi, ısrar etti: '160 bin kişi için Kuveyt ve Körfez'de anlaşmaya varmışlar zaten...' Bugüne dek, Amerikan askeri yetkililerinden Amerikan basınına sızdırılan bilgiler ve 'Irak'a harekat senaryoları', gerekli kara gücü rakamını 200 bin dolayında olarak verdiğine göre; bana nakledilen bir 'spekülasyon' değil 'doğru bilgi' olabilirdi. Nitekim, dün Ankara'ya gelen Amerikan Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ile Dışişleri Müsteşarı Marc Grossman'ın çantalarında ne getirdiği aşağı yukarı biliniyor. Buna göre, Amerika'nın Türkiye'den hava sahası ve üslerin kullanımının yanısıra 'Türkiye toprakları'nın ve 'limanları'nın kullanımını da, Irak'a yönelik bir harekata ilişkin olarak istediği bir sır olmaktan çıktı. Buna karşılık, 'hassas silah sistemleri'nin ortak üretimi için gerekli lisanslar, savunma sanayiine yani bazı silah sistemlerine ilişkin teknoloji transferi vs. gibi Türk ordusunun modernizasyonu için 2 milyar 200 milyon dolardan fazla bir mali destek ve buna ek olarak 1 milyar doları aşkın çok düşük faizli ve yine askeri ihtiyaçlar için kullanılacak kredi... Amerika, Türkiye'ye 'ordu modernizasyonu amaçlı askeri ve mali desteğin' yanısıra, Irak'ta bir 'bağımsız Kürt devletinin önleneceği'ne dair bir 'güvence'yi de sunuyor. Karşılıklı 'al-ver' ilişkisinde, Türkiye'yi (ve en önemlisi 'İslami etiketli' yeni iktidarı), 'bir numaralı dış politika önceliği' haline getirdiği Irak konusunda sınamış oluyor. Amerikan desteği, bu kadarla mı, yani bir 'mali destek paketi' ve 'bağımsız Kürt devletinin önlenmesi güvencesi' ile mi sınırlı olacak? Hayır. Türkiye'nin (bu noktada Ak Parti iktidarı diye de okuyabilirsiniz) Irak'a yönelik tam bir 'askeri ve siyasi işbirliği' içine girmesi karşılığında, 'bir numaralı dış politika önceliği'ne kesin bir destek verecek. Yani, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi elde etmesine -ki, bu Türkiye'nin kesinlikle AB'ye çıpa atması demek- 'sonuç getirecek' bir destek verecek. Başta, Başkan Bush olmak üzere, Amerika'nın zaten Türkiye'nin bu 'dış politika önceliği' doğrultusunda bir süredir 'lobi yaptığı' biliniyordu. Bu kez, AB üzerindeki Amerikan lobisinin, 'sonuç alıcı ölçüde' olabileceğine hükmedebiliriz. 1999'daki Helsinki Zirvesi'ni izleyenler bilir ve hatırlarlar; Amerika'nın -bizzat Başkan Bill Clinton'un- AB ülkeleri üzerinde kimilerince 'muazzam' diye nitelenen lobisi ya da baskısı olmasaydı; Türkiye'nin 'aday üye' ilan edilmesi pek kolay olamayacaktı. Dolayısıyla, şu sırada Ankara'daki Wolfowitz-Grossman ziyaretinin Amerika'nın 'bir numaralı dış politika önceliği' ile Türkiye'nin 'bir numaralı dış politika önceliği' arasında bir 'senkronizasyon girişimi' olduğunu pekala söyleyebiliriz. Elbette ki, burada, Kopenhag siyasi kriterleriyle hiçbir ilgisi bulunmamasına rağmen Kıbrıs konusu, bir 'katalizör' işlevi görüyor. Zira, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, dün Ankara'ya Irak için değil, 'Kıbrıs için' geldi. BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, aynı amaçla Ankara'daydı. AB Dönem Başkanı Danimarka'nın Dışişleri Bakanı Per Stig Möller, keza, Kıbrıs'ta çözüme ilişkin Ankara'da temaslar yürüttü. Guenther Verheugen, aynı yönde demeçleri Brüksel'den veriyor. Bu arada, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu da dün akşam Ankara'ya geldi. Marc Grossman, Ankara'dan Kıbrıs'a gidecek. Paul Wolfowitz'in Ankara'ya gelmeden önce Londra'da IISS'te (International Institute for Strategic Studies) yaptığı 21 sayfalık önemli politika-strateji konuşmasının dörtte birinin 'Türkiye Avrupalıdır' temasına ilişkin olduğunu kaydetmek de gerekiyor. Şu satırları izleyelim: "... Türkiye bugün kendisini tarihi bir dönüm noktasında buluyor. Türkiye, aynı zamanda, ekonomik krizin ve iç politikadaki derin değişikliklerin arka planında, Avrupa'yla ilişkisi açısından da belirleyici bir an ile yüzyüze. Eğer 12 Aralık'ta Kopenhag'daki AB Zirvesi iki önemli hedefe ulaşırsa, bu sadece Türkiye'nin değil Avrupa'nın da yararına olacaktır: Kıbrıs'ta bir çözüm ve Türkiye'nin AB üyeliği için müzakerelere başlama tarihi. Bu kararı verecek olan elbette Avrupa'dır. Ancak, tarih, Türkiye'yi de içine alacak bir Avrupa Birliği'nin daha güçlü, daha güvenli ve bugün olduğundan daha zengin biçimde çeşitliliğe ulaşmış olacağını öğretiyor." Herşey birbirine bağlı ve 12 Aralık'a dek 'zamana karşı yarış' halinde birbirine bağlı herşey çözülmeye çalışılıyor: Kıbrıs; Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi elde etmesi; Irak'taki muhtemel Amerikan askeri harekatına Türkiye'den destek. Ve, herkes burada. BM, Yunanistan, İngiltere ve en önemlisi Amerika'nın en üst düzeyde yetkilileri... Türkiye, herkesin böylesine 'gündemi' haline gelirse, kendi 'gündemi'ni -AB ve Kıbrıs'ta çözüm- yerine getireceğine ilişkin iyimser olmak için yeterince sebep vardır. Yani, '12 Aralık'ta Türkiye'nin 'stratejik hedefleri'ni 12'den vurmak' konusunda hala iyimserliğimizi koruyabiliriz... Ankara'daki nefes nefese 'uluslararası diplomasi -savaş ve barış- trafiği'ni nefes nefese Ankara'da izliyoruz...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |