|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Geçen gün Kronik Medya sayfasında değinmiştim; "Uyum Paketi" içinde yer alan "işkence" dosyası epeyce esrarengiz bir hal aldı... Biliyorsunuz; "Türk polisi ve jandarması"nın "Türk vatandaşları"na dayak atmak, elektrik akımı vermek, falakaya yatırmak, vücudunun hassas yerleriyle uğraşmak, "intihara" özendirmek gibi uygulamalardan oluşan bir "gelenek"ten nihayet vazgeçileceğine dair yeni hükümet tarafından da inandırıcı açıklamalar yapılmıştı. Hepimiz çok sevinmiştik; nasıl sevinilmez, caddelerde karşımıza çıkan "Senin en yakının Türk Polisi'dir" benzeri pankartlarla karşılaşmak bile "toplumsal bilinçaltımız"ı bir türlü bastıramıyordu! Hükümetten gelen haberler çok iyiydi; "işkence suçunda zamanaşımı" adıyla karşılaştığımız ve her defasında isyan ettiğimiz bir başka "korumacılık" türü de tarihe karışıyordu... Bu "zamanaşımı" hikayesiyle öyle çok karşılaşmıştık ki, devletin falakaya yatırılanın mı, yoksa falakaya yatıranın mı yanında olduğu hakkında ciddi ciddi şüphelenmeye başlamıştık. Ancak, hükümet çıkışlı bu iyi haberlere son günlerde bir şeyler oldu. Geçen gün bir gazete (Radikal), "işkence suçunda zamanaşımının ortadan kaldırılmasıyla ilgili düzenleme"nin de "Uyum Paketi"nden çıkarıldığını haber yaptı. Bu gazete haberini Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır'ın gerçekten de çok açık olmayan sözlerine dayandırıyordu. Kronik Medya'da buna da değinmiştim; Yalçınbayır, insanı gerçekten işkillendiren bir biçimde "işkenceyi elbirliğiyle ortadan kaldırmamız lazım" gibi gerçekten tuhaf sözler söylüyordu. Hoppalaa! İşkenceyi ortadan kaldırmak için biz nasıl bir "elbirliği" yapabiliriz, doğrusu ben hiç anlamamıştım. İşkenceyi biz koymadık ki, kaldırılması için bir el de biz verelim; tabii ki, kim koyduysa, kaldırmak da ona düşer! Radikal'in dünkü sayısında konuyla ilgili bir başka haberle daha karşılaştık: "İşkencede zamanaşımı kalacak, ancak cezalar paraya çevrilemeyecek." Mesele giderek daha iyi anlaşılmaya başlanıyordu. "Erteleme ve para cezasına çevirme" kalkacak, ama "zamanaşımı" kalacaktı. Peki niçin, "zamanaşımı" niçin kalkmıyor? Yok, bu konuda ne Radikal'de, ne de başka gazetelerde tek bir satır yok... Ancak yine Radikal'de içeriği ilginç bir çerçeve var. Bu çerçeveden de, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun "işkence suçunda zamanaşımını kaldıran" maddenin "Uyum Paketi"nde yer almasına kendilerinin muhalefet etmediğini söylediğini öğreniyoruz. Ama şunu da unutmayalım: Aynı çerçevede Yalçınbayır'ın "Bu iki düzenleme (düzenlemerden ikincisi 'yeniden yargılanma hakkı') İçişleri Bakanlığı'nın muhalefeti nedeniyle paketten çıkarıldı" dediğine şahit oluyoruz. Uzun lafın kısası, ortada bir "sorun" olduğu muhakkak... Ama bu sorun kimden kaynaklanıyor orası şimdilik meçhul! Dünkü gazetelerin hemen hepsinde geniş yer verilen bir habere siz de dikkat etmişsinizdir. 15 kişiye işkence yapmaktan suçlu bulunan polislerin cezası ertelenmiş. Mahkeme, üçüncü kez işkenceden ceza alan sanıkların "bir daha işkence suçu işlemeyeceği" kanaatine varmış. Biliyorum, gözünüze çarpmışsa bu haberi siz de içinizden iyi şeyler mırıldanarak okumamışsınızdır... Şu hale bakın; polis "üçüncü kez" işkence suçundan ceza alıyor, ama mahkemenin kanaati "bir daha işkence suçu işlemeyeceği" doğrultusunda... Ne dersiniz, mahkemede aksi yönde bir "kanaat" oluşması için işkence suçundan acaba kaç kez ceza alınması gerekiyor? İnanılır gibi değil ama gerçek.... Şimdi; sözünü ettiğim haber henüz çok taze olduğu için, dünkü gazetelerde "yetkililer"in bu "erteleme" kararına getirdiği yorumları okuyamadık. Ama bakalım bugün "yetkililer" bu karar hakkında neler söylemişler. "Türkiye bir hukuk devletidir ve yargı bağımsızdır!" gibi klişeleri tabii ki saymıyoruz. Bakalım hangi hükümet üyesi neler söylemiş? Bakalım özellikle Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı nasıl bir açıklama yapmış.. Siz bu yazıyı okurken ben belki de "mahcup" olacağım ama benim "milli" sezgilerim özellikle son iki makamdan dişe dokunur bir açıklamanın çıkmayacağı yolunda. Sezgilerim niçin mi bu istikamette? Bu sorunun cevabı çok basit, çünkü ben mesela İçişleri Bakanı'nın, bakanlığında önceden emniyet müdürlüğünden valiliğe, genelmüdürlükten bakanlığa kadar pek çok görevde bulunmuş birisi olarak, "teşkilatını küstürebilecek" bir açıklama yapmayacağını, yapamayacağını düşünüyorum. Bakalım inşallah "mahcup" olurum ama bu ülkede hemen herkeste ortak olan "milli" sezgi, ömrünün önemli bir bölümünü o "teşkilat"ta geçirmiş bir bürokrat ve siyasetçinin geçen gün mahkemeden çıkan "erteleme" kararından çok etkilenmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü dün Turgut Tarhanlı'nın "Tanör" başlıklı yazısında Bülent Tanör'den aktardığı gibi, insan haklarında "ihlal olayı, aynı zamanda bir 'duyma' (hissetme) işidir..." Hadi bakalım durmayalım, gazeteleri açıp kimin "mancup" olduğunu görelim!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |