|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu ülkede sosyal ve siyasi olayların ortaya çıkışı ve gelişme süreçlerindeki temel eksiklik, bunların tartışılamaması değildir. Aksine, gerek yazılı, görsel ve elektronik medya, gerekse de konvansiyonel müzakere mekanlarında yeteri kadar tartışma ve kapışmanın! yapıldığı ortadadır. Eksik olan, bütün bu tartışmaların çoğunlukla hiçbir fizibiliteye yani bilgiye, yani araştırmaya dayanmıyor olmasıdır. Türkiye'nin geride bıraktığı tartışması, çatışması bol son 5-6 yılın özeti de hemen hemen bundan ibarettir. Herkes, herşeyi söyledi ama söylenenlerin birçoğunun sosyal fizibilitesi bulunmuyordu. Elimizde bu önemli ihtiyacı karşılamaya yönelik ciddi ve ayrıntılı bir araştırma bulunuyor. Liberal Düşünce Topluluğu'nun Avrupa Komisyonu'nun katkılarıyla hazırladığı, Yasal ve Sosyal Boyutlarıyla Türkiye'de İfade Özgürlüğü Projesi kapsamında yapılan kamuoyu araştırması her dönem bir gerekçeyle üzerinde konuşulan konuların röntgenini çekiyor. Doç. Ömer Demir, Doç. Metin Toprak ve Doç. İhsan Dağı'dan oluşan ekip tarafından 15 ilde 3 bin 60 kişi ile yüzyüze görüşme yapılarak hazırlanan araştırma Türkiye'nin yüzüne bir tür hak ve özgürlükler aynası tutuyor. Araştırma, AB uyum paketlerini birincisi Meclis'e sevkeden Ak Parti hükümetine de kılavuzluk yapabilecek nitelikle ayrıntılı bilgeler içeriyor. Bu çalışma vesilesiyle, toplumda mündemiç olan ve adına "sağduyu" denilen şeyin Türkiye'deki yapıyı analiz edebilme yeteneği bir kez daha ortaya çıkıyor. Araştırmanın ortaya koyduğu temel gerçek yüzde 73 ile yüzde 90 arasında değişen oranlarda Türkiye'de insan hakları ihlallerinin varolduğu, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı ve insanların düşüncelerini serbestçe ifade edemedikleri kanaati ise de asıl önemli veri sosyal empatinin ipuçlarını veren, sadece başkasını anlama değil, başkasının hakkına sahip çıkma niyetinde ortaya çıkıyor. Başörtüsü, Kürtçe yayın ve eğitimi ile ilgili görüşler ve farklı olana bakış, bu ülkede herşeyin "sanılan"dan fraklı olduğunu ortaya koyuyor. Ankete katılanların yüzde 70'i başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasını desteklemektedirler. Katılımcıların yüzde 78'i başörtülülerin, yüzde 63'ü ise genel olarak dindarların Türkiye'de baskı gördüğünü düşünmektedir. Son seçim bir başka veri olarak kıyaslama aracı kullanılacak olursa bu oranlar, "dindar nitelikle seçmen sayısı"nın iki katından daha fazlasına takabül etmektedir. AK Parti, SP ve merkez sağ partilerin muhafazakar seçmen oranı alt alta toplandığında bile, ortaya toplumun dindarlık ve başörtüsüne yönelik hoşgörüsünün gerisinde bir rakam çıkmaktadır. Yani, bu taleplerin çoğunluğa karşı olduğu iddiası geçersiz hale gelmektedir. Aynı konuda, başka grupların da baskı gördüğü konusunda da net sayılacak görüş belirtilmektedir. Sözgelimi, nüfusunun yüzde 99'u Müslüman olan toplumda Gayrımüslimlerin baskı gördüğünü düşünenlerin oranı bile yüzde 21'i geçmektedir. Altı çizilmesi gereken bir başka veri Kürtçe konusunda ortaya çıkmaktadır. Kürtçe TV ve radyo yayınının serbest olması gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 42'dir. Okullarda Kürtçe eğitim-öğretimin serbest olması gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde ise 34 civarındadır. İlk bakışta düşük gibi görünen bu oranlar yine son seçimde "Kürtçü parti" olarak tanınan HADEP'in yüzde 7'de kalan oy oranı ile kıyaslandığında çok önemli bir toplumsal empatinin işaretlerini vermektedir. Hem dinsel hem de etnik haklar konusunda insanların bir özgürlüğü savunmak için illa o fikirleri savunan partilere yakın olmaları gibi bir zorunluluk bulunmuyor. Toplum, Kürt sorunu gibi kanlı ve acılı bir konuda bile sükunetini muhafaza edebiliyor, bu alanda bir başkasının sorunu olarak tanımlanan hakları hiç de azımsanamayacak oranlarda güçlü bir destekle teslim edebiliyor. Peki, bu ülkede insan haklarını hangi kurumlar ihlal ediyor? İşte cevaplar: Yüzde 62 polis, yüzde 47 mahkemeler, yüzde 47, devlet memurları, yüzde 47 cezaevi personeli, yüzde 40 korucular... Buraya kadar verilen rakamlar anlaşılabilir. Ama ihlal konusunda sorumlu tutulan başka kurumlar da var. Mesela, yüzde 32 ile MGK, yüzde 30 ile jandarma ve 28 ile Ordu! Toplumun gözünde hak ihlallerinde hükümetin payı ise sadece yüzde 8,7'de kalıyor. Bu tasnif gerçek bir sistem analizidir ve toplum şaşmaz bir ustalıkla Türkiye'de asker-sivil bürokratik yapıyı demokrasi ile temel hak ve özgürlüklerin karşısında hak ettiği yere oturtmaktadır. Devlet ile siyaseti ayıran, resmi olanla sivil olanı sorumlulukları farklılaştıran gerçekçi bir analiz yapmaktadır. Bütün bu veriler gösteriyor ki, toplumun en çok güvendiği kurum aslında demokrasinin kendisidir. Bu başarılı çalışma için bir final olarak kabul edilebilecek veriler ise şudur: Ankete katılanların, yüzde 92'si düşünce özgürlüğünün barış içinde yaşamak için gerekli olduğuna inanmaktadır. Hiç olmazsa yeni dönemde, tartışmalar bilgiyi ve araştırmayı referans alabilirse, geçmişin ihmalini telafi için de bir adım atılmış olacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |