|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bugün yeni bir bayramın arifesi. Yarın bütün Türkiye bayramı kutlayacak. Ancak Türkiye gibi, bütün İslam dünyasının bayram yapmaya hakkı yok. Çünkü dünyanın en yoksul kesimi Müslüman ülkelerden oluşuyor. Her türlü doğal kaynaktan yoksun Japonya, tek başına İslam dünyasının üç katı ürün, hizmet ve bilgi üretiyor. Başta Türkiye olmak üzere, bütün İslam dünyası üretim gücünü büyütmek zorunda. Çünkü yoksul bir ekonomiyle, sağlıklı bir demokratik yönetim olmaz. Bu yüzden, hiçbir Müslüman ülkede Batı standartlarında bir demokratik yönetim yok. Ortadoğu ülkelerinin dayatmacı yönetimleri, hem ulusal hem de uluslararası sorunların kaynağında yer alıyor. Her bayram, sevinç kaynağı olma yanında bir sorgulama sebebi de olmalı. Herkes her bayramın, bir önceki bayramdan daha keyifsiz olmasının kaynaklarını araştırmak zorunda. Eleştirilmekten hoşlanmayan toplumlar başka toplumlara eleştiri kaynağı olmaktan kurtulamazlar. Eleştirinin olmadığı bir toplumda üretim gücü büyümez. İster ürün, ister hizmet, isterse bilgi olsun, üretim gücünü büyütemeyen bir ülke, bunalım ve yolsuzluk üretir. Ekonomik ve kültürel çöküşü yükselişe çevirmede bayram bir güç kaynağıdır. Bayramla güçlenmek için namaz, oruç, hac ve zekatın bereketinden yararlanmasını bilmek gerekir. Hayatın yaşanır kılınmasında, dünyayı bir bütün olarak gören ibadetler, vazgeçilmez bir önem taşır. Sözkonusu ibadetlerle iç dünyalarını Cennet'e çeviremeyenler, dış dünyalarına Cennet'in güzelliklerini taşıyamazlar. Namaz, zamana egemen olmada, insanın günde beş defa güç tazelediği sonsuz bir enerji kaynağıdır. İnananlar zamanın getirdiği bütün olumsuzlukları namazın sularında giderirler. Namazın ırmağında arınmayanlar, kendilerini öç, kin ve öfkenin baskısından kurtaramazlar. Bu yüzden namaz, herkesin günde beş defa yıkandığı büyük bir nehire benzetilir. Oruç çağın vebası tüketim çılgınlığından, yılda en az bir ay uzak kalmanın en evrensel yoludur. Tarihin her döneminde toplumları değiştirenler, yalın ve derin yaşamasını bilenler olmuştur. Bunun en etkili yolu da toplumla birlikte oruca ayarlanmaktır. Hac ölümden sonra dirilişin ve kıyameti yeryüzüne taşımanın, muhteşem bir ön çalışmasıdır. Orada herkes, bütün sahip olduklarını bir kenara bırakarak, hesap gününde tek başına yargılanmaya ve aklanmaya hazır olmanın ümit ve korkusunu yaşar. Arafat'ta ülke, ırk, renk, cins, eğitim, statü ve zenginlik farkı yoktur. Herkes kendi hesabını kendisi verir, kimsenin kimseye yardım edecek gücü olmaz. Zekat vermek için herşeyden önce veren el olmasını bilmek şarttır. Üreten el olmasını bilmeyenler, zekat ibadetinden mahrum kalırlar. Bunun için ürün, hizmet ve bilgi üretmesini bilenler, Allah'ın sevgilileridir. Onlar olmazsa verecek kimse de olmaz. Üretmesini bilenler, vermeyene verilmeyeceğini de bilirler. Oruç nasıl tüketimi erdeme ayarlarsa, zekat da üretimi erdeme ayarlar. Üretim gücünün zamanın zenginliğinden kaynaklandığını göremeyenler, yoksulluğun pençesinden kurtulamazlar. Üretmenin coşkusunu duymayanların, bayramın sevincinden pay almaya güçleri olmaz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |