|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tayyip Erdoğan'ın Avrupa çıkarmasında, MÜSİAD Başkanı Ali Bayramoğlu ile anılarımızı tazeledik... Erdoğan'ın, İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde, Diyarbakır DGM'de mahkûm olduğunu öğrendiğimiz gün, onu ziyarete gidenler arasında, eşim Emin Şirin ile ben de vardım. Bir anı Bayramoğlu hatırlattı: "... Herkes odada oturuyordu. Sıkıntılı bir havadaydık. Siz içeri girdiniz ve Başkan'a hitaben 'İşte şimdi anlaşıldı, bu ülkenin başbakanı olacaksınız' diye konuştunuz." Nereden nereye... Bu sözlerimi çoktan unutmuştum. Ama, siyasette karşılaşılan haksızlıkların birer kıymetli gerdanlık gibi, kişilerin boynuna asıldığını, çocuk yaşlarımda Celâl Bayar'dan duymuştum. Gadre uğrayan politikacıların, ayağa dikildiğini, önemli mevkilere geldiklerini, bir ömür boyu görmüştüm. Herhalde o özgüvenle konuşmuşumdur. Fazilet döneminden beri katıldığım toplantılarda, başörtülü kızlarla, hanımlarla yaptığım sohbetlerde, onlara hep: "Zafer sizin olacak" cümlesini tekrarladım durdum. Gerçi, başörtüsü sorunu henüz halledilmedi, ama herkes AK Parti iktidarı ile bu meselenin hal yoluna gireceğinin idraki içinde. Haksızlık ve baskı ile istikrar sağlanamaz. Haksızlık, eninde sonunda telâfi ediliyor. İşte, siyasi haklarını Siirt'te kaybeden Tayyip Erdoğan, Siirt'ten milletvekili seçilerek başbakanlık koltuğuna oturacak. "Takdir-i ilâhi" desek acaba laik cumhuriyete başkaldırmış mı sayılırız? Kibir yok Kader, inananların dünyasında önemli bir yer tutar. Dikkat ederseniz, beklenmedik bir başarı ile tek başına iktidara gelen ve en önemli makamları paylaşan AK Partililerin hiçbirinin "ayakları yerden kesilmedi." Tayyip Erdoğan, zaten sık sık bu konuda onları uyarıyor: "Aman dikkat edin... Etrafınızı saranların övgülerine kanmayın. Ayaklarınız yerden kesilmesin." Başbakan Abdullah Gül'ün babası, gene tezgâhının başında. Oğluna hayır dua ediyor. Eşi, ev işleri, alışveriş ve çocuklarının sorunlarıyla uğraşıyor. Emine Erdoğan'ı ziyarete gidersiniz. Ayağınıza bir çift terliği giymeniz için o uzatır. Kalkar kendi elleriyle ikramını yapar. Diyarbakır 4 no'lu DGM, Erdoğan'ın sicilinin silinmesi kararını aldığında, Emine Erdoğan'ı "Engeller aşıldı" diye kutlamıştım. Sonra Yargıtay 8'inci Dairesi'nin ve Yüksek Seçim Kurul'nun olumsuz kararı geldi: "Üzülmeyin, bunlar geçer" dedim. Emine Hanım "Hiçbir makam için ne sevinirim, ne üzülürüm" cevabını verdi. Gerçekten de, sahne ışıklarının pırıltılarından etkilenmemeye çalışarak gündelik hayatını sürdürme gayretinde. "Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim" düsturu ile yola devam ediyorlar. Ayakları yerden kesilmeden... Kibir yok... Böbürlenme yok... Mağrur olmak yok... İslâmî değerlerle yoğrulan bir kimlik söz konusu. Bir zamanlar "İslâmcılardan" korkanlara, "Bunlar, gayretli insanlar, sabah namazıyla kalkarlar, yatsıya kadar çalışırlar. Eğlence merakları yoktur. Fakir fukaraya yardım en büyük zevkleri; hapishaneyi, hastaneyi, düşkünler evini, kimsesizlerin yurtlarını ziyaret en önemli meşgaleleri; hobileri. Hatır sayarlar; söz kesmeden her söyleneni dikkatle dinlerler; kimseye nezakette kusur etmezler. Daha iyisini mi bulacaksınız?" derdim. Bu özelliklerin şimdi ön plana çıktığını görüyoruz. Tayyip Erdoğan'ın günde üç ülkeyi ziyaret edişi; Abdullah Gül'ün vakit geçirmeden işe koyuluşu; fakir evlerinde açılan oruçlar... Siirt seçimleri Herkes, Tayyip Erdoğan nasıl başbakan olacak, diye düşünürken, Siirt seçimlerinin iptâli gündeme geldi. En geç üç ay içinde Erdoğan'ın başbakanlık koltuğuna oturacağı anlaşıldı. Siirt seçimi, 3 Kasım genel seçimlerinin bir parçası. Ara seçim değil. Bu yüzden, % 10'luk baraj uygulaması geçerli olmalı. Yarış, 3 Kasım'da seçime katılan partiler ve adaylar arasında cereyan etmeli. (Bu görüşün aksini savunanlar ve ara seçim yapılıyormuş gibi % 10'luk barajın uygulanmayacağını söyleyenler de var.) Seçim eski adaylarla yapılsa bile, AK Parti listesinden biri istifa ederek, yerini Erdoğan'a bırakacaktır. Zaten Türkiye bu ayıptan kurtulmak istediğine göre, kimse engel çıkarmayacak, yasalar da süratle değişecektir. Aslında yasaklı Erdoğan Avrupa'da güven uyandırdı. Zira, Batılılar AK Parti liderini statükonun mağdur ettiği kişi gibi görüyor ve onun, statükoyu değiştirme çabalarının samimi olduğunu düşünüyorlar. Şükrân Günü Amerika'ya göç eden dindar püritenler, İngiltere'deki baskılardan kaçmışlardı. İlk kafile, bugün Plymouth denilen şehre 1620 yılında ayak bastı. Sonradan, New England'ın 6 eyaletine (Connecticut, Rhode Island, Massachussets, New Hampshire, Vermont ve Maine) yayıldılar. Bütün Amerikan sisteminin temelini teşkil eden hürriyet düşüncesi işte bu eyaletlerden çevreye yansıdı. Hem dünyalıklarını yapmak hem de ahiretlerini hazırlamak çabası içindeydi bu dindar göçmenler. "Öbür dünyada Cennet, bu dünyada hürriyet" diyorlardı. Amerika Birleşik Devletleri, Allah inancı, insana saygı ve hürriyet fikri üzerine inşa edildi. İnşa edenler, baskılardan bunalıp Yeni Dünya'ya sığınan dindar insanlardı. Püritenler olmasaydı, Amerika sadece maceraperestlerin elinde kalacaktı. Onlar dindardı, tahsilliydi, orta tabakaya mensup kişilerdi. Toplumda düzen ve ahlâk değerleriyle hareket ediyorlardı. ABD'de her 22 Kasım'da Şükrân Günü kutlanır. Dinî baskılardan dolayı Avrupa'dan kaçıp bu kıtaya sığınan püritenler (Piligrim fathers/ Hacı Babalar) karşılarına çıkan hindiyi kesip yediler. Bu yüzden, Şükrân Günü'nü (Thanksgiving day) 22 Kasım'da kutluyorlar. Kilise'ye gidip dua ediyorlar. Her şerde bir hayır Amerikan Anayasası'na göre din, vicdan ve düşünce hürriyetinin, hiçbir gerekçe ile özüne dokunulamaz. (Özgürlük esas, sınırlama istisnaidir.) Bunun temelinde, dinî baskılardan kaçıp, özgürlük arayan püritenlerin rolünü görüyoruz. Türkiye'de yaşanan baskılar da samimi özgürlük arayışlarına ve demokratikleşme çabalarına yol açmıştır. "Her şerde bir hayır vardır" deriz. Yasaklar hem Erdoğan'ın, hem de Türkiye'nin şansı haline gelmiştir. AK Parti liderinin mağduriyeti, halk nezdinde itibarını, Batı'nın gözünde güvenilirliğini arttırmıştır. Bu yüzden statükoyu değiştirme çabaları güç kazanmıştır. AKP ve çağdaşlık Geçenlerde (1 Aralık 2002) Sabah gazetesinde, Korfu Üniversitesi İslâm profesörü Yannis Mazis'in bir makalesi yayınlandı. Bu makalede, AK Parti'nin, Türkiye'nin çağdaşlaşmasındaki rolünün altı çiziliyordu: "Ben ve benim gibi, Türk İslâmı'nın ne demek olduğunun bilincinde bulunan bir çok Yunanlı, AKP gibi bir siyasi partinin, dost, müttefik ve komşu ülke Türkiye'nin çağdaşlaşmasında önemli bir basamak oluşturacağına inanmaktayız. Bu parti, Türkiye'nin çağdaşlaşması için atılacak adımlar sürecinde, sosyo-ekonomik alanda ortaya çıkması muhtemel istikrarsızlığın önlenmesi için, etnik özelliklere sahip grupları çağdaş Türkiye'nin hatları içine çekerek birleştirme ve asimile etmede önemli rol oynayabilecek tek siyasi partidir..." Türbanı, laik cumhuriyete karşı başkaldırı gibi görenler, belki de Yunanlı profesörün yorumundan etkilenip, görüşlerini yeniden gözden geçirebilir. Türkiye'nin çağdaşlaşması yolunda atılacak önemli adımlardan biri de, bence, "Türban zulmünün" sona erdirilmesidir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |