T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kafam karıştı

ABD başkanı Bush, pazartesi günü, "Saddam'a altı gün müsaade; ya silâhların tam listesini verir, ya da..." açıklamasını yaptı. Aynı gün, İngiltere başbakanı Blair, "Saddam Hüseyin politikalarının faturası" başlığı altında, Irak'taki insan hakları ihlâlleriyle ilgili 26 sayfalık yeni bir rapor yayımladı... Amerikan savunma ve dışişleri bakanlıklarının müsteşarları Türkiye'ye gelmek üzere aynı gün yola çıktılar; İngiliz ve Yunan dışişleri bakanları ile Ankara'da buluşacaklar... O akşam, ben de, Araplar'ın bolca bulunacağını bildiğim bir resepsiyona gidip "Irak konusunda sona geliniyor mu?" sorusuna cevap aradım...

Irak'ta son tango oynanıyor. BM'nin gönderdiği denetçiler kitle imha silâhları bulamasa bile, ABD Irak'a saldırmak niyetinde gibi. Benim gözüm 'Arap formulü'nde. Beklentim, bölgedeki Arap devletlerinin, Saddam Hüseyin'i Irak'tan uzaklaştırmayı başaracakları yolunda. Bunu yapabildikleri taktirde, Bush-Blair ikilisinin elinde, Irak'a saldırmak için fazla gerekçe kalmayacak... Aksi halde, Saddam için çıkacak bir savaş, yalnız onu yerinden etmekle kalmayacak, bölgedeki bütün ülkelerin rejimlerini derinden sarsacak...

Bir Arap dostum, "Boş bir beklenti" dedi bana. Daha yakında halkın yüzde 100 oyuyla yeniden devlet başkanlığına seçilen Saddam kendisini Kaf Dağı'nın tepesinde görüyormuş... Bu sebeple de, "Hadi seni tam maaşla emekli edelim" türü telkinlere açık değilmiş... Aynı konuyu kendisine açtığım bir yabancı gazeteci ise, "Suudlular ile Suriyeliler emeklilik formulü üzerinde çok ciddi çalışıyorlar" dedi bana.

Birleşik Arap Emirlikleri'nin milli günü bu yıl Ramazan'a denk geldi; bu sebeple resepsiyona fazla ilgi yoktu... Hükümetten ve Meclis'ten pek az gelen olmuştu. Etrafta birkaç üniformalı da gördüm, ama bizim askerler fazla değildi. Birkaç gazeteci, çok sayıda yabancı diplomat ve iş dünyasından isimler... Bu da, bana, görüş almak istediklerimle rahat konuşma fırsatı sağladı.

Körfez krizi ile ardından patlayan savaşı Çankaya Köşkü'nde izlemiş bir diplomat, bu defa da savaşı kaçınılmaz görüyor olmalı ki, "İyi bir pazarlık yapmalıyız" dedi. Ona göre, Türkiye, Körfez Savaşı sonrasında vaad edilenleri alamadığı için zarara uğramıştı. Dediği şu: "Hükümete düşen, kapısına gelen yabancılarla dişe-diş bir pazarlığa girişmek..."

Bir gazeteci, nereden duyduysa, İngiliz dışişleri bakanı Jack Straw'un Türkiye'ye gelişini "Musul-Kerkük senaryoları" ile irtibatladı. Ona göre, İngilizlerin gözü, Kuzey Irak'taki petrol kuyularındaymış ve buraları işgal etmek üzere Türkiye'yi üs olarak kullanmak niyetindelermiş... "Tayyip Erdoğan'ın en görkemli karşılandığı ülkenin İngiltere olmasının sebebi bu" dedi o meslektaş... Petrol kullanımını garantiye almak için bize de bir yüzde verecekmiş İngilizler... Konuşmamıza kulak misafiri olan bizden bir diplomat ise, "Biz o kazığı İngiltere'den daha önce yemiştik, bir daha mı!" tepkisini verdi bana. Kast ettiği, 'Misak-ı Milli' sınırları içerisinde yer alan Musul ve Kerkük'ü, Cumhuriyet kurulduktan sonra, ayak oyunları yüzünden kaybetmemizdi...

Bana, "İngilizlerin Kuzey Irak'taki petrol bölgelerini ele geçirme niyeti" üzerine işittiklerini anlatan meslektaşa, "Biri sana akıl almaz bir senaryo anlatmış" demekle yetindim. Ancak yine de, "İngiltere bu, belli mi olur?" diye bir açık kapı bırakmayı da ihmal etmedim...

Bildiğim, İngiltere'nin Türkiye'ye şu sıralardaki yakın ilgisi Irak yüzünden değil; İngiltere esas Kıbrıs sorununun çözümü için dikkatini Türkiye'ye çevirmiş durumda. Kıbrıs özel temsilcileri Lord Hannay geçtiğimiz günlerde Ankara'ya geldi, ben de görüşlerini alma fırsatı buldum. Bütün ilgisini Kıbrıs'a yöneltmiş görünüyordu. Müelliflerinden biri olduğu Kofi Annan Planı'nı, "Türkiye için büyük şans" olarak tanımladı David Hannay... Ondan veya İngiliz diplomatlardan Irak konusunda tek bir sözcük duymadım...

Görüştüğüm Arapları eskisinden daha 'Saddam-yanlısı' bulunca bu tespitimin doğruluğunu soruşturmadan edemedim. Bir tanıdık, "Dediğin doğru" dedi ve ekledi: "Başlangıçta politikalarına en karşı olanlar bile, kamuoylarından baskılar arttıkça Saddam çizgisine yakınlaştılar..." Eskiden, Arap gazetelerinde, Saddam rejimine atış serbest imiş; şimdi Suud destekli gazetelerde bile, Irak'ı ve Saddam Hüseyin'i eleştiren makaleler budanıyormuş...

Bir Arap meslektaş, Irak'a saldırı olursa, bunun bölgedeki dengeleri kökünden değiştireceği kanaatinde. "Dünya egemenlerinin esas hedefi dişleri sökülmüş Irak değil" dedi bana. Ona göre, esas hedefler, başta İran ve Suriye olmak üzere bölgenin diğer ülkeleri... "Böyle bir gelişme Suud Hanedanı'nın geleceğini de mutlaka etkiler" görüşünü seslendirdi. Benim, "Araplar, Saddam'a emeklilik formulü bulur" iyimserliğimin altında da bu tür değerlendirmeler yatıyor...

Ben değişik görüşleri yabancılardan öğrenmeye çalışırken, onlar da, "Acaba Ak Parti hükümeti Batı'nın baskıları karşısında ne yapar?" sorusuna cevap arıyorlardı. Cevabı aranan sorulardan biri de, "Askerler ne düşünüyor?" sorusuydu. Bir Arap meslektaş, "Türkiye'de İslâm Dünyası'na hoş görünen bir iktidar var; Irak sorunu o iktidarın ilk ciddi sınavı" dedi.

Birleşik Arap Emirlikleri milli gününden kafam daha karışmış olarak çıktım.


4 Aralık 2002
Çarşamba
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED