|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Altınoluk dergisinin Ekim sayısı (200. sayı)'na yazdığım yazı "Yorulmak - yorulmamak" üzerine idi. Orada "yorulma" tema'sı çerçevesinde "sistem yorgunluğu"na da temas ediliyordu. Yazının bu bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum: "Sistemler de yoruluyor. Sistem içi kusurlar yoğunlaşınca, sistemin çarkları birbirini besleyemez hale geliyor ve yorgunluk başlıyor, sistem yorulunca da, toplumu taşıyamaz hale geliyor. Çarklar dönmüyor, hayatın her alanında problemler ortaya çıkıyor. Böyle bir olayı Rusya yakın zamanda yaşadı. Bir devlet adamı, Gorbaçov, sistem yorgunluğunun farkına vardı, çıktı, "Kral çıplak, dedi. Sosyalizm tıkandı. Sovyetler'de çarklar dönmüyor. Yeniden yapılanma (Rusça perestroyka) lâzım." Türkiye'de "yönetemeyen demokrasi" kavramı son zamanlarda sıklıkla gündeme gelmeye başladı. Bu, bir "sistem yorgunluğu"nun çok net ifadesi. Hatta, çok daha geniş bir "sistem yorgunluğu"nun siyasi alana yansımış işareti demek daha doğru buna. Epey bir zaman var ki Türkiye'de sistem, yorgunluk emareleri veriyor, ve toplumu taşıyamıyor. Hayatın her alanında S.O.S. yani imdat çığlığı varsa, bu, sistemin toplum ihtiyaçlarına cevap verememesinin sonucu... Türkiye, Rusya'nın aksine, köklü bir sistem tahlili ve restorasyonu yapmak yerine, belki "pansuman" diye nitelenebilecek müdahalelerle yorgunluğu atlatmaya çalışıyor. Sistem yorgunluğu, bir toplumun tarihi seyri için son derece önemli. Uzun süre sistem yorgunluğu içinde yaşayan toplumlarda, sosyal kırılmalara maruz kalınmaması, iç enerjilerin tükenmemesi, kusurların büyüyüp tahrip edici niteliğe bürünmemesi, yani toplum dokuları arasındaki çekim gücünün (cohesion) kaybolmaması mümkün değil. Türkiye şu anda bu sancıları derin biçimde yaşıyor." Buradan "güncel"e gelirsek, sorunlarını çözmekte zorlanan Türkiye'nin, bir açılım sağlamak için girdiği "seçim"leri de sorun haline getirmeye aday gözüktüğünü söyleyebiliriz. AK Parti'ye karşı açılan kapatma davası sorunları nasıl çözemediğimizin, kangren haline getirdiğimizin tipik göstergesi... Nereden geldik buraya bir düşünün... Hepsi bir şiir okumadan değil mi? "Bir adam bir şiir okudu, Türkiye'nin kimyası bozuldu" mu demek gerekiyor? Ne 312'iymiş ama... "Bir kanun maddesi Türkiye'nin kimyasını allak bullak ediyor" demek mi gerekiyor? Şu anda seçimler öncesinde 49 kişi, 312 kılıcıyla biçilmiş durumda... Sorun mu çözüyor 312, yoksa sorun mu büyütüyor? Halk iradesini etkiliyor mu 312 kılıcı, yoksa "inadına" duygusunu mu etkiliyor? Sosyolog Hasan Bülent Kahraman'ın ilginç bir tesbiti var. Onu okuyalım: "Tayyip Erdoğan'a meydanlarda ne sorulsa, 'Bana değil öteki partilere sorun' diyor. Sonra daha önemli bir cümlecik ekliyor. 'O sorunu ben yaşıyorum!' O sorun türban olabilir veya başka bir şey olabilir. Erdoğan çözüm üretmediğini, çözümü gene öteki partilerin üretmesi gerektiğini söylüyor. Üstelik Erdoğan'ın hukuki durumu da bu yaklaşımla örtüşüyor. Erdoğan hukuki durumunu 'yaşıyor', ötekiler 'çözmek zorunda.' Bu, ne demek? "Bu, Türk siyasetinin bir çapraz çıkmaza girdiğinin göstergesi. Çözümsüzlüğün siyaset haline geldiğinin belirtisi. AKP'nin niçin kitlelerden oy alışının gizli nedeni ve açıklaması. "..... Türban gerçekten bir semboldü. Ama adını koyarak söyleyelim, İslami biçimde yaşamak isteyenlerin sembolü değildi. O kesimin büyüklüğü son derecede sınırlıdır. Türban bir 'sosyal sembol' olmuş durumda. Her anlamda, ekonomik, kültürel, sosyal düzeylerde, siyasal düzeyde tanınmak, merkezle bütünleşmek isteyen dışlanmış, unutulmuş kesimlerin sembolü türban. Türban, aynı zamanda son on yılda hiçbir soruna çözüm üretememiş merkezi iktidarların başarısızlığının sembolü. "Erdoğan'ın meydanlarda sürekli olarak 'Ben türbanla ilgilenmiyorum, türbanı yaşıyorum' demesi, 'Türbanı öteki partilere sorun' demesi, iki şeyin işareti haline geliyor. 1. AKP belli bir çözümsüzlük durumunun göstereni oluyor. 2. Bu durumun sonuçlarını yaşayan kitlelerle özdeşleşiyor. Böylece yıllardır çözümsüzlük üstüne kurulu siyaset yapısı çözümsüzlüğün gösterenini iktidara getiriyor....... AKP'ye oy verenler çözümsüzlüğün bir somut durum olduğunu tasdik ediyor. Erdoğan'da kişileşen kendilerine oy veriyor. Bu, siyaset yaptıklarını, çözüm ürettiklerini, çare bulduklarını değil sadece durumu saptadıklarını gösterir. Bu Türk siyasetinde bir ilk ve yeni aşamaların habercisi." (Radikal, 18/10/2002 ) Bu tesbite katılmamak mümkün değil. Ankara'nın bana göre "sistem yorgunluğu" sebebiyle sorunları kangren hale getirme çaresizliği, buna karşılık iktidarını pekiştirme hırsını terketmeme inadı karşısında halk, bir anlamda ve belki de bilinçsizce, sorunları büyüterek bir çözüm ortamı oluşturmaya çalışıyor. "Ankara'deki merkezi irade tıkansın ve kenara çekilerek çözümün yolunu açsın" demek belki de bu... Belki de taa, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'ndan, Serbest Fırka'dan, DP'den, AP'den, Özal'ın ANAP'ından bu yana, şimdi de AK Parti ile yapmaya çalıştığı bu. Bakın başörtüsü sorununu çözemedi halk kendi mütevazi gayretleri ile.. Merve'nin Meclis'e taşınması, sorunu büyülterek çözüme yönelmekti. O da olmadı, hatta merkezi irade çok öfkeli bir tepki verdi. Halkın MHP'yi "Erkek misyonu" ile Meclis'e taşıması da, sorunu Ankara'nın önüne yığma yönelişi idi. O da yenildi Ankara'da... Ne yapsın halk? Şimdi bir başka bütünleşmeyle çıkıyor merkezi iradenin önüne... Açlıkla, işsizlikle, yolsuzluğa karşı duruşla, IMF'ye öfkeyle, Doğu - Güneydoğu'daki sancı ile yani "topyekun ezilme duygusu" ile bütünleşerek çıkıyor... İşsizlikle başörtüyü birleştiriyor, IMF ile yolsuzlukları, ya da adaletin siyasileşmesini... Adını Ak Parti yaparak, Genç Parti yaparak, DEHAP hatta CHP yaparak... Sandığa gömülecek olanlar, merkezi iradenin tavrını içselleştirenler ya da boyun eğenler olacak... Bu gayet açık. AK Parti'nin kapatılmak istenmesi, neyi çözer? "Yönetemeyen demokrasi"yi "yönetebilir" hale getirir mi? Sistem yorgunluğunu giderir mi? Halkın öfkesini durdurur mu? Zaman zaman "sosyal patlamalar"ı konuşuyor Ankara platformları... Demek halkın sorunları bu ölçüde tepki verecek noktalara ulaştı... Bir ara "aslında sistemin 312-2'lik suç işlediğini, yani halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiğini" yazmıştım. Yaşanan seçim ortamı, bunun sandığa yansıması gibi olacak sanki... Ancak sistem kendi kendisini yargılamıyor. Sorun büyüyor. Ankara'nın önüne yığılıyor. Bakalım bir gün bu yığılma "Türkiye Perestroykası" çığlığı ile bütünleşir mi?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |