|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kadın minibüsün içindeydi. Minibüs şehrin içinden akıp giden ırmak gibiydi. Günlerden cumartesiydi. Vakit erkendi. Caddelerden, her partinin kendi gücünün yettiğince donattığı parti bayraklarının altından geçip gidiyordu insanlar ve araçlar. Günde üç mevsimin yaşandığı İstanbul'un havası, saatte üç mevsime dönüştüğünden; kabanlılar ve kısa kollular, çizmeliler ve terlikliler aynı caddelerden yürüyüp gidiyordu. Adımlar umutsuz ve yorgun. Vakit erkendi. Dilenenler için güneş hiç doğmadığından her zamanki yerlerini çoktan almışlardı. Lunapark'ın köşesinde dilenen genç kadın. Ağzı yüzü dağılmış bu dağınıklık içinde yüzünün bütün organları birbirine girmiş yaşlı kadın, "Dilenmiyorum satış yapıyorum bir tane alın" diye yalvararak kağıt helva uzatan sol eli felçli yaşlı adam. Minibüs şehrin içinden bir ırmak gibi akıp gidiyor. Şehrin gözleri henüz mahmur. Radyoyu açıyor şoför. Derinden gelen bir müzik sesi. Herkes birbirine ne kadar uzak. Şoföre verilmek üzere arkalardan uzatılan paraları "lütfen" alıyor önde oturanlar. Herkes birbirine ne kadar uzak. Yaşlı bir kadın biniyor arabaya kimseler görmüyor. Herkes birbirine ne kadar uzak. Engelli bir çocuk ve babası biniyor arabaya. Çocuk arabada durmakta güçlük çekiyor. Kimseler görmüyor. Kadın minibüsün en arkasında yaşlı kadına mı, sakat çocuğa mı yer versem kararsızlığını yaşıyor bir an. Ayağa kalkıyor "buyurun oturun" diyor kim duyarsa şansına diye geçiriyor içinden. Kimseler duymuyor. Tam o sırada minibüse binen "dershane öğrencisi" oturuyor. Kadın sesini çıkaramıyor. "Ben yer vermek için kalkmıştım" diyemiyor. Minibüs akıp gidiyor. Minübüsün içindeki insanlar hem kendilerine, hem yanında oturanlara, hem şehre hem de hayata uzak. Tekerlekler döndükçe her şey biraz daha uzaklaşıyor. Şoför radyonun sesini biraz daha açıyor. Müzik kesilmiş. Bir adam konuşuyor. Konuşmuyor kendini pazarlıyor. Çünkü o bir marka. "Benim deterjanım en beyaz yıkar" diyor. Giyilmekten iyice yıpranmış artık beyaz adına hiçbir şeye sahip olmayanlar "beyazlığa" koşuyor. Sizi soydular diye bağırıyor genç adam. Bütün meslekleri sıralıyor. "Seni de şoför kardeşim seni de" diyor. Minibüsü kullanan şoför kendisinin görüldüğünü zannediyor. Ezilmiş olmanın vereceği üzüntü tuhaf bir sevince dönüşüyor adı radyoda anılınca. Sanki dünyanın tek şoförü kendisi. Sanki bu konuşma yalnız onun için yapılmış. Minibüstekilerde bunu böyle bilsin diye biraz daha açıyor radyonun sesini. Propaganda devam ediyor. Kimselerde tık yok. Konuşan adam "Ben Lokman hekimim, her derdin devası bende" demeye çalıştıkça şoför iyice coşuyor. Mnibüs miting meydanına dönüşüyor. Kadın rahatsız. Ses beyninin içinde yankılanıyor. Kimseler sesini çıkarmıyor. Kadın iyice çileden çıkıyor. Şu her şeye uzak, kendine en uzak insanların yüzüne bakmaya çalışıyor. Yüzünü göremediklerinin enselerinden toparlamaya uğraşıyor kimliklerini. Sanki bir kamera şakasının sağır numarası yapan yolcularının arasında olduğunu sanıyor kadın. "Orman köylüsü senin de sıkıntılarını biliyoruz. Ormanlara ortak yapacağız seni" diye bağırırken "genç adam" belli ki, ormanlardan kopup gelmiş, hayatın altında kalmışlığını haritaya dönmüş yüzüyle ele veren "yaşlı şoför" direksiyonu bırakıp alkışlayamadığı bu en beğendiği cümleye radyonun sesini biraz daha açarak katılıyor. Kadın dayanamıyor, "Biraz sesini kıssanız" diyor. Şoför "Ne güzel konuşuyor çocuk. Ben oyumu ona vereceğim" diye cevaplıyor kadının isteğini. Kadın "İstediğinize verin. Kendiniz duyacak kadar açın radyonun sesini" diyor. Yolculardan biri destek çıkmıyor. Çünkü kadın başörtülü. Başörtülü ya! Oyunu vereceği partiler belli ya!!! Kadını haklı buldukları halde onun söylediğine destek çıkarlarsa onun oy vereceği partiye destek çıkacağını düşünüyor sağırlığı oynamakta artık zorlanmaya başlayan yolcular. Öteki yolculardan kadına destek çıkmadığını görünce şoför, işi iyice azıtıyor. "Otur oturduğun yerde. Terbiyesiz" diyor kadına. Kadın asla aynı yolun yolcusu olamayacağı, görüntüsü "medeni" oldukça her türlü haksızlık ve adaletsizliği alkışlamaya hazır bu insanlar ve orman kaçkını şoför ile aynı iklimi soluyamayacağını anlıyor. Durak olmayan bir yerde "Çek arabanı sağa" diyor. Kadının sesindeki davudi ton orman kaçkını şoförü korkutuyor. Çekiyor arabayı sağa. Kadın arabadan inmeden önce yolcuların yüzüne şöyle bir bakıyor. Başı açıklar tebdil gezip sanki tesettürlüymüş gibi dolaşabilir şehrin sokaklarında. Tesettürlü bir kadının tebdil gezme hakkı yok. Görüntü her şeyin yerini alıyor. Tebdil gezemeyenler kendi kimliklerinin içinde sürgün. Kadın içindeki ritim ile iki kilometre yürüyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |