T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Evren ve Kanadoğlu

Seçimlere beş kala, Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun dava açmasını, 1983 seçimleri öncesinde Evren'in uyarılarına benzetenler var. Hani Evren "Özal doğruyu söylemiyor, ona sakın oy vermeyin; ülke için tehlikeli" diye konuşmuştu da, ANAP, Turgut Sunalp'ın MDP'sini ikiye katlayarak tek başına iktidar olmuştu ya.

Sanki, o günler yeniden yaşanacak.

Buna mukabil, sistemle ve devletle kavgalı olan bir partiye teveccüh azalır" fikrini savunanlar da mevcut.

Ben şahsen, Kanadoğlu'nun tavrının, tepki oylarını yükselteceği kanaatindeyim. Zira, herhalde Kanadoğlu, Evren'den daha fazla devleti temsil etmiyor. Kanadoğlu, Vural Savaş'ın yeni bir versiyonu; aynı zihniyetin devamı.

Kaldı ki, yapılan işlemin, hukukun üstünlüğüne uygun olduğu da pek söylenemez.

Kanadoğlu'nun talebi

Başsavcı Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi'ne 21.8.2001 tarihinde müracaat ederken, iki konuyu dile getirmişti: 1) Anayasa'nın 76 ve Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11'inci maddesi uyarınca, Tayyip Erdoğan milletvekili olamaz, dolayısıyla Siyasi Partiler Yasası'nın 8'inci maddesine göre kurucu üye sıfatını taşıyamaz. 2) Tayyip Erdoğan'ın Genel Başkanlık görev ve yetkilerinin kullanılması TEDBİREN ÖNLENMELİDİR.

* * *

Ya Anayasa Mahkemesi, bu talebi nasıl cevaplandırdı?

1) Recep Tayyip Erdoğan'ın Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11. ve Siyasi Partiler Kanunu'nun 8'inci maddesine aykırı olarak AK Parti'nin kurucu üyesi olduğu anlaşıldığından, kararın tebliğinden itibaren 6 ay içinde bu aykırılık giderilmelidir.

2) Recep Tayyip Erdoğan'ın, Genel Başkanlık görev ve yetkilerinin kullanılmasının tedbiren önlenmesine ilişkin istemin reddine oybirliği ile karar verilmiştir.

Kanadoğlu'na red

Özetle, Kanadoğlu'nun ilk isteği kabul görmüş, ikincisi red edilmiştir. Kanadoğlu, Tayyip Erdoğan'ın, kurucu üye olmasına itiraz etmiştir; üye olmasına değil.

Arada önemli bir fark var; çünkü Siyasi Partiler Yasası, kurucuların milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmasını şart koşuyor. Kanadoğlu'na göre, Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11'inci maddesi ve dayandığı Anayasa'nın 76'ıncı maddesi, "312'inci maddeden mahkûm olan şahısların af edilseler bile, milletvekili seçilememesini" öngörüyor. Kanadoğlu, bu yüzden, Tayyip Erdoğan'ın Erteleme Yasası'ndan -milletvekili seçilme açısından- yararlanamayacağını, dolayısıyla kurucu olamayacağını düşünmüş ve Anayasa Mahkemesi'ne, sadece kurucu... evet sadece "kurucu üyelik" açısından başvurusunu gerçekleştirmiştir.

* * *

Unutmayalım, Kanadoğlu'nun Tayyip Erdoğan'a ilişkin sözkonusu müracaatı yaptığı tarihte -gerekçesi açıklanmamakla birlikte-, Anayasa Mahkemesi, Hasan Celâl Güzel'in yeniden Doğuş Partisi'ne üye olmasında yasaya aykırılık görmemiş, Kanadoğlu'nun ihtar başvurusunu red etmişti.

Panel ve toplantılarda yapılan konuşmaları da erteleme kapsamına alan 4616 sayılı yasa çıktığında, Hasan Celâl Güzel'in de, tıpkı Tayyip Erdoğan gibi cezası infaz edilmişti. Buna rağmen Anayasa Mahkemesi, Hasan Celâl Güzel, Erteleme Yasası'ndan yararlandığı için, yeniden Doğuş Partisi'ne üye olabilir hükmünü vermişti.

Sadece kurucu üyelik

Sabih Kanadoğlu, Güzel'e ilişkin bu kararı dikkate alarak, müracaatını, yalnızca kurucu üyeliğin iptali istikametinde yaptı. Siyasi Partiler Yasası'nın 11'inci maddesinden hareketle, "Genel Başkan olamaz" demedi. Çünkü, aynen Hasan Celâl Güzel gibi, Erdoğan'ın siyasi partiye üyeliğinin önünün açık olduğunu, Genel Başkanlığına mâni bir hal bulunmadığını düşünüyordu. İtiraz, kurucu genel başkanlığa idi.

Anayasa Mahkemesi, Kanadoğlu'nun ihtar başvurusunu değerlendirirken, Tayyip Erdoğan'ın, Hasan Celâl Güzel'in aksine, Erteleme Yasası'ndan yararlanmadığını belirtti. Bu durumda, Erdoğan, siyasi partiye üye de olamaz. Ama, Kanadoğlu'nun ihtar başvurusu ve Anayasa Mahkemesi'nin ihtar kararı, üyelikle değil, kurucu üyelik ve kurucu genel başkanlıkla ilgili! Bu kararın gerekçesi açıklandıktan sonra, AK Parti liderinin Erteleme Yasası'ndan yararlanamayacağı ortaya çıktı.

Anayasa Mahkemesi kurucu üyeliği ilgilendiren bir ihtar kararı verdiği için, Tayyip Erdoğan kuruculuktan istifa etti. Anayasa Mahkemesi'nin genel başkanlıktan istifasını gerektiren bir ihtar kararı mevcut değil. Yüksek Mahkeme sadece, "Kurucu üyelikten çekil" diyor. Genel başkanlığın askıya alınması talebini ise reddediyor.

Farkı ne?

Bu, işin sadece bir cephesi... Acaba, Hasan Celâl Güzel'in kararı ile Tayyip Erdoğan'ın kararı arasında geçen zaman zarfında ne değişti? Niçin her ikisinin de cezası infaz edilmiş olmasına rağmen, biri Erteleme Yasası'ndan yararlanıyor, diğeri yararlanamıyor?

Bu kısa zaman zarfında, içtihatın değişmesini, üye Ali Hüner'in görüş değiştirmesine borçluyuz.

Hasan Celâl Güzel'in gerekçeli kararı 31 Ağustos 2002 tarihinde yayınlandı. Gerekçede, "Güzel'in cezasının infaz edildiği, ama bu cezadan kaynaklanan hak mahrumiyetinin sürdüğü, cezasını çekmemek için kaçan biri, Erteleme Yasası'ndan yararlandırılırken, cezasını çekene bu hakkın verilmemesinin adalet düşüncesine aykırı olduğu uzun uzun anlatılıyor. Erteleme Kanunu'na göre, üç yıl içinde mahkûmiyet hiç vaki olmamış sayılacak, bütün sonuçlarıyla ortadan kalkacak. Ama, üç yıllık deneme süresinde de, hak mahrumiyetleri ertelenecek; askıya alınacak."

Hakimler ve oyları

İşte, Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki gerekçelerle, Hasan Celâl Güzel'in Erteleme Yasası'ndan yararlandığını, üç yıl geçmeden de bir siyasî partiye üye olabileceğini, çünkü asıl cezadan kaynaklanan fer'î ceza ve hak yoksunluğunun da ertelendiğini hükme bağlamıştır.

Anayasa Mahkemesi üyesi Ali Hüner'in görüş değiştirmesiyle hassas dengeler de bozulmuştur.

Başkan Mustafa Bumin, Başkanvekili Haşim Kılıç, üye Sacit Adalı, üye Yalçın Acargün, üye Ali Hüner ve yedek üye Samia Akbulut, Hasan Celâl GÜzel'i -cezası infaz edilmiş olmasına rağmen- Erteleme Kanunu'ndan yararlandırdı.

Tayyip Erdoğan kararında, Samia Akbulut'un yerine Enis Tunga geçti ve Erdoğan'ın aleyhine oy kullandı. Ama işin ilginç yanı, üye Ali Hüner'deki değişiklikti. İhtar kararı 7'ye 4, Tayyip Erdoğan'ın aleyhine çıktı. Samia Akbulut kalsaydı, Ali Hüner'in de fikri değişmeseydi, bugün, bir şiir yüzünden, koca parti hakkında, kapatma davası açacak duruma gelmezdik. Ele güne rezil olmazdık.

104, Anayasa'ya aykırı

Tayyip Erdoğan'ı, ne 312'inci madde değişikliğinden ne de Erteleme Yasası'ndan yararlandırdılar.

Ayrıca, Anayasa'nın 69'uncu maddesine göre, sadece üç durumda parti kapatılabiliyor: a) Tüzük ve program bölünmez bütünlüğe, laikliğe, hukukun üstünlüğüne aykırı ise; b) Parti, bu gibi kanunsuz fiillerin odağı olmuşsa; c) Dışardan yardım almışsa.

Zaten, Tayyip Erdoğan hakkındaki ihtar başvurusunu görüşen Anayasa Mahkemesi hâkimleri, başsavcı Sabih Kanadoğlu'nun kapatma davasına dayanak yaptığı, Siyasi Partiler Yasası'nın 104'üncü maddesinin, Anayasa'ya aykırılığı üzerinde durdu. Ancak, Anayasa'ya aykırılığın, bir dava sırasında ele alınabileceğinden bahisle, 104'üncü maddenin iptali yoluna gitmediler. Siyasi Partiler Yasası'nın 104'üncü maddesi, Anayasa'nın 69'uncu maddesinde yer alan haller dışında partiye ihtar verilmesini, ihtarın gereği yerine getirilmezse, kapatma cezası açılmasını öngörüyor.

Zaten Anayasa ile yasa arasındaki bu çelişki yüzünden, Kanadoğlu, "Temelli kapatma ile kapatma birbirinden farklı. Anayasa, sadece temelli kapatma durumunda milletvekillerine ve üyelere yasak getiriyor" dedi.

Diyelim ki, Anayasa Mahkemesi, 104'üncü maddeyi iptal etmedi, ve partiyi kapattı. Kimseye yasak gelmiyor, kimsenin milletvekilliği düşmüyor.

Kaldı ki, 104'üncü madde ile, Siyasi Partiler ve Milletvekili Seçimi kanunlarındaki demokrasiye aykırı düzenlemeleri, Meclis çoğunluğu birkaç günde değiştirebilir.

Önemli olan, milletin siyasetçinin arkasına kararlılığını koymasıdır.


25 Ekim 2002
Cuma
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED