T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Demokrasi" mi, kendilerine yararsa...

Ben üzülmüyorum, veya hiçbir şekilde bir endişe de duymuyorum: Recep Tayyib Erdoğan'ın siyasî yasaklılığı ile, partisinin genel başkanlığından ayrılması işlemlerinin ortaya koyduğu durumdan ötürü!..

Çünkü, siyasette, hedef belirleyen insanlar, kilometre taşları içinden nasıl sıyrılacakları veya nasıl bir mania ile "engelleme yolları"na tesadüf edeceklerini hesaplayarak yola çıkmalılar...

Öyle ise, beni üzen, eskiden, çok gerilere gitmeye gerek yok: RP zamanında bir arada olanların birdenbire FP'nin kurulması ile, bir eski dostun "düşman kardeşler" gibi bir ayırımın içine girmesi kadar acı bir şey olmazdı. Bu ayrılma veya bu içten içe kaynayan fitne ve fücur, daha sonra FP'ye son veren kararlarla, bir ayrılma ve ayrı kulvarda koşma ile, tamamen su yüzüne çıkmış oldu!

Ondan sonra başladı: Birbirini yeme, birbirine çelme takma işlemlerine girişme. Bu "ötekilere" yaradı.

Üzülüyorum, tv ekranlarında, bir SP'li ile bir AK Partili'nin tartışmasının, suçlamalar ve hakarete varır boyutlarına...

Üzülüyorum; bugün birileri kalkıp da "O millî görüşçü değildi" veya "Onlar tabanda millî görüşçülük yapar" diyerek, ne idim ne oldum veya neyim ve ne olacağım gibi her zaman rota değiştiren dönemlerin adamları karşısında, kendilerinin yüzüne bakacak bir seyir takip ederek siyaset yapmalarını bekliyoruz!..

Sağına bir SP'li, soluna da bir AKP'li alan bir bayan veya erkek spikerin soruları ile birbirine düşmesine, birbirini tırmıklayıp, çizip yaralamasına gönlümüz razı olamaz!..

Baksanıza, öte cenah sanal bir cephe oluşturuyor: Hem de binbir saldırı ve hakaretlere rağmen...

Seni kapatacak ve anti-demokrat göstererek, siyaset zemininde kendini "iktidar adayı" gösterip yol alacak!.. İşte CHP... İşte Derviş! Ve işte "askere din dersleri" veren Yaşar Nuri'nin ters tepen "Anadolu İslamı" veya "İslâmın Gerçeği" teorilerinin iflâslı yapısı...

AK Parti lideri ve "Millî Görüş"ün kurmayları, nasıl olur da "anti-demokratik" bir söylemin temsilcisi olabilirler ki? Böyle bir kanı ile yola çıkılırsa, hemen soru sorulur ve gerçekler de suratlarına yapıştırılır:

"Siz, demokrasinin kendini koruyacak kurumları vardır, derken; askerden ve MGK'dan mı güç alıyorsunuz?"

"Kaşarlanmışlara kaşar ikramına" kalkışan bir CHP'li Yaşar ile "İMF'ci Derviş"in "vahdeti bozan" eylemleri karşısında, MGK'nın övgüsüne ne hacet vardı?

Değil mi ki, Sayın Derviş, MGK'yı "demokratik anlayışları"nın bir gereği olduğuna inanmış gözüküyor:

"MGK, (Türk) Silahlı Kuvvetlerimizin (Avni Özgürel, buradaki "Türk" kelimesini ben ilave ettim, acaba Derviş'e sorar mı bunun gerekçesini? Siz kimin Silahlı Kuvvetlerini kast ediyorsunuz? Değil efem, AK Parti liderine TSK diye yazdı da, bir kaşık suda fırtına koparmaya çalıştı! S.A.) de içinde bulunduğu kurul. Ben Türkiye'de kurumların önemine çok inanıyorum. Silahlı Kuvvetler, ulusal birliğimiz, Atatürk devrimleri ve laiklik konularında hâlâ belli bir sorumluluk taşıyor."

Ve MGK'nın Türk siyasetinde etkin rolünü ve yerini değerlendirirken de, Sayın Derviş, Bayan Düzel'e şu cevabı veriyordu:

"-Demokrasi, demokrasi karşıtlarına karşı kendini her zaman korumak durumundadır. Faşizm, komünizm türü olaylara karşı kendini koruyamıyorsa, o ülkede hiçbir özgürlük kalmaz." (Radikal, 21/10/2002, sh: 6)

Sayın Derviş'in cevabından anlaşılıyor ki, MGK'nın müdahale ettiği konular, siyasî partilerin "faşizan ve komünizan bir yapıları" olması gerekir(miş).

Denebilir ki, AKP Parti için böyle bir "vehm" ile yola çıkılabilir. Amma, 82 Anayasası ile yeni bir şekil alan MGK, 83'lerde de birtakım partileri kapatmış ve onların üst düzey yöneticileri, gözaltına alınmıştı!... Acaba onların da faşizan ve komünizan efkar veya eyleme yönelik bir yapılanmaları mı vardı ki, kapatılıp, liderleri "sürgün"e gönderilmişti? "Evet" derse Bay Derviş, o zaman ona lideri Sayın Baykal'ın 16 eski liderle sürgün edildiği Zincirbozan'daki "mahpes günleri"ndeki çileli hayatlarını nasıl izah etmiş olacaklardır?

Bu da yetmezse, onlara, 12 Eylül öncesinde Senato Başkanı olan Sırrı Atalay'ın "Bir Ömür Politika/Kars'ta Zincirbozan'a" adlı hatıratının 262-268. sayfalarını okumalarını salık veririz!..

Orada Deniz Baykal'ın nasıl MGK (Konseyi) Başkanı Evren Paşa'ya bir "dilekçe" yazıp serzenişte bulunduğunu, bu uygulamanın anti-demokratik olduğunu vurgulayan beyanlarını okusunlar, o zaman nasıl bir çifte standart içinde olduklarını göreceklerdir!..

Bunlar böyledir. Kendilerine yarar ve oylarla ulufeye nail olurlarsa, "demokratik" olur, bizim Rize kökenli, köylü bir ailenin Kasımpaşa'da doğup büyüyen "afili genci" Recep Tayyib Erdoğan'a milletin "İnadına Tayyip" deyip peşinden koşmasına tahammül edemeyenler AKP'yi "anti-demokratik" sayarak mı, kendilerini korumuş olacaklardır?

Öyle ise, eskiden beri bir ve beraber olanlar, birbirlerine hakarete varan tavırlardan kaçınıp, bu yarışta "şerit ihlali yapmadan" koşmalarını salık veririz! Yoksa büyük günde, hesap verirken, birbirinin yüzüne bakacak hal ve helal amelleri çok olsun temennisinde bulunuyoruz!..


www.sadikalbayrak.com

25 Ekim 2002
Cuma
 
SADIK ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED