|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sabih Kanadoğlu'nun AKP hakkında açtığı kapatma davası, Türkiye'de yüksek yargı organları üzerinden siyasetin dizayn edilmesi alışkanlığının iyice meşrulaşmasını talep eden bir girişim... Bu davanın seyri Türk hukuk sisteminin izleyeceği güzargah açısından son derece önemli hale gelmiştir... Bu dava konusundaki görüşlerimizin bir kısmını dün yazdık; özetleyelim: Tayyip Erdoğan ve arkadaşları kanımızca risk alacak şekilde hareket etmiş, aleste bekleyen başsavcının bu girişimine zemin hazırlamışlardır. Zira Anayasa Mahkemesi Tayyip Erdoğan'ın genel başkanlığına tedbir konulması istemini reddederken kararında şöyle demişti: "Siyasî Partiler Kanunu'nun 104. maddesine göre, bir siyasî partiye ihtar kararı verilmesi halinde (...) hakkında ihtar verilen bir siyasî partinin yasal süre içinde bu karara uymak ya da uymamak gibi bir seçeneği bulunmaktadır. Bu nedenle yasa ile verilen süreyi ve bu süre içinde tanınan olanakları ortadan kaldıracak nitelikte tedbir kararı verilemez. İstemin reddi gerekir..." Kısacası red gerekçesi, Tayyip Erdoğan'ın genel başkanlığına izin verilmesi anlamına gelmemektedir. Tersine kararda verilen ihtarın genel başkanlığı da kapsadığı ima edilircesine, tedbir halinde altı aylık sürenin anlamsız hale geleceği ve AKP'nin ihtara uyup uymama konusundaki hür iradesini ortadan kalkacağı vurgulanmıştır. Ancak bu meselenin sadece bir yönü... Üstelik başsavcının adımını hiçbir şekilde doğrulamayan, bu adımın siyasi niteliğini hiçbir şekilde ortadan kaldırmayan bir yönü... İki nedenle... 1. Başsavcının bu durumda yapması gereken Anayasa Mahkemesine yeni bir ihtar için başvuruda bulunmaktı. Genel başkanlık konusunda açık ve bağlayıcı kararı mahkemenin vermesi gerekirdi. Mahkeme, genel başkanlığı yasak kapsamında görüyor ise bu durumda AKP'ye yeni bir ihtar ve süre verilirdi. Ve bu sürecin bir kapatma davasına yol açması hiçbir şekilde mümkün değildi. Ancak, uygun bir zemin görünce başsavcı şaha kalkmış ve kendisini Anayasa Mahkemesi yerine koyarak hareket etmiştir. 2. Başsavcı sadece böyle yapmakla kalmamış, kapatma davasını Anayasaya aykırı olduğu iyice açık hale gelen maddeden, Siyasi Partiler Kanunu'nun 104. maddesinden hareketle kapatma davası açmıştır. Bu davranış ise açık bir şekilde Anayasa Mahkemesi'ni gereksiz bir şekilde siyasi tartışmaların içine itecek, seçim sonrasının kritik döneminde yargı kurumunu siyasallaştıracak ve örseleyecek bir adımdır. Nasıl ve neden? Bir süre önce Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerinde değişiklikler yapılmış, siyasî partilerin kurulma, faaliyet ve kapatılmalarına düzenlemeler getirilmiş ve bu değişikler Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. maddesine yansımıştır. Buna göre bir siyasi partinin kapatılabilmesi için Cumhuriyet'in temel niteliklerine ve ülke bütünlüğüne aykırı davranması veya bu tür faaliyetlerde odak olması ya da yabancı devletlerden yardım alması gerekmektedir. Ancak bu değişiklikten sonra Siyasi Partiler Kanunu'nun bazı maddeleri bu yeni düzenlemeyle ve Anayasayla çelişir duruma düşmüşlerdir. Başsavcı'nın kullandığı 104. madde de bunların önde gelenlerindendir. Bu madde, söz konusu 101. madde dışında kalan emredici hükümlerle diğer kanunların emredici hükümlerine aykırılık halinde bu aykırılığın giderilmesi için ihtar kararı verileceği; aykırılığın altı ay içinde giderilmemesi halinde ilgili partinin kapatılması için dava açılacağı öngörülmektedir. 104. madde bugüne kadar yürürlükten kaldırılmamıştır; çünkü ne yasama organını bu konuda bir çalışması olmuştur, ne de konu usulüne uygun olarak Anayasa Mahkemesi'nin önüne gelmiştir. Yani Anayasa Mahkemesi'ne bir iptal davası açılmamış, bu kanun çerçevesinde bir kapatma davası sözkonusu olmamıştır. Nitekim bu mahkeme Tayyip Erdoğan dosyasını görüşürken, 104. maddenin Anayasaya uygunluğu meselesini "ileride görülmesi olası bir davada uygulanabilecek yasa kuralının ancak o dava sebebiyle görüşüleceğini" belirtmişti. Evet şimdi o an geldi... Bu siyasi ve hukuki açıdan manasız davanın bir işe yarayacağını ve Anayasa Mahkemesi'nin hukukun üstünlüğünü tesis edeceğini umuyoruz... Tayyip Erdoğan'ın genel başkanlığı konusuna gelince... Mahkeme uygun görmezse ihtar ve süre verecek, bu süre sonunda Erdoğan genel başkanlıktan ayrılacaktır. Ayrılmadığı halde ise AKP'ye kapatma cezasının dışında bir yaptırım uygulanacaktır... Durum bu...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |