|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
New York-Washington-Virginia gözlemleri Bu kez ayağım uğurlu geldi galiba. New York'a geldiğim günün gecesi, Amerikan karar taslağı BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya ve Fransa engeline takıldı. Washington'a vardıktan birkaç saat sonra, günlerdir Amerikan başkentinin çevresinde dehşet saçan 'meçhul seri katil' yakalandı. Irak'la ilgili gelişmeler Türkiye'den izlendiğinde, giderek ısınıyordu. Hatta, birçok insan, 'askeri harekatı' neredeyse 'eli kulağında' gibi düşünmeye başlamıştı. Hatta, Türk silahlı kuvvetlerinin, Amerikalılardan önce Kuzey Irak'a gireceğinden söz edenlere bile raslanmaktaydı. Şimdiden ve Amerika'dan bildireyim: Irak'a askeri harekat, bir başka bahara kaldı gibi. Borsacılar, gereksiz spekülasyona girişmesinler. Kimse medyatik çarpıtmayla, gereksiz heyecan pompalamasın. En az birkaç ay, Irak'a askeri harekat olmayacak. Hiç de olmayabilir ama birkaç ay içinde kesin olmayacak. Türkiye'de Irak'la ilgili heyecan dalgasının ortalığı kapladığı bir sırada, Amerika'ya gelince, ister istemez, konuşacağımız konu bu olacaktı. Gerçi, Virginia'da Amerika'nın İran-Rusya-Çin'le ilişkileri konusunda, George W. Bush'un izlediği dış politikaya tepeden tırnağa muhalif bir kuruluşun (Stanley Foundation) Virgina eyaletinde bir konferans merkezinde düzenlediği 'Amerika'nın İran-Rusya-Çin' ilişkileri başlıklı genel kurul çalışmalarına katılmak amacıyla davet üzerine gelmiştim ama Washington'a ayak basar basmaz, kendimi Irak'la ilgili fısıltı gazetesinin, bilgi akışının ve tahlillerin ortasında bulacağımı adım gibi biliyordum. New York'tan kendisini aradığım Washington'daki bir arkadaşım, 'Burada garip bir psikoloji var. Bu 'sniper' meselesi. Orada burada yollarda kontroller yapılıyor. Hiç böyle bir Washington'la karşılaşmamıştın. Gelince görürsün' diyerek, 'Washington'un tuhaf ruh hali'ne beni hazırlamaya çalıştı. Bir başkası, Washington'dan arabayla bir saat ötede, Virginia'da bir yere gideceğimi öğrenince, uyarmak gereği duydu: 'Yolda benzin filan alma. Ağaçlık alanların çevrelediği park yerlerinde arabadan dışarı çıkma...' Gerçekten de, ayak bastığım andan itibaren Amerika, Türkiye'de sandığımızın aksine, ne Irak konuşuyordu; ne başka bir şey. 'Sniper'dan başka konu yoktu. Washington çevresinde, Virginia ve Maryland eyaletlerinde çocukların okula gitmesi, herhangi birinin bir benzin istasyonunda arabasına benzin doldurması, geniş parkingleri olan alışveriş merkezlerine gidilmesi başlıbaşına bir sorun haline gelmişti. Dünyayı titretebilen koca süperdevletin, bir 'meçhul fail' ile sinirlerinin tümden bozulması ve bir çaresizlik haline düşmesi gibi garip bir durum... Washington'a gece ulaştım. Sabahın erken saatinde gözümü açıp, televizyon ekranında haberlere göz attığımda, 'sniper'ın birkaç saat önce, oğlu ile birlikte yakalandığını öğrendim. Washington da rahatladı; Virginia yolları da. Hernekadar 'zanlı'nın 'Müslüman' olmasından bir nebze tedirginlik duyup, bunun 'bölgemizde' yansımaları olabileceğini düşünmekten ötürü ben rahatsız olsam da... Gerçi, bu duygumu naklettiğim Amerikalı -Türkiye'de tanınan isimler- dostlarım, işin bu yönünün üzerinde pek durmadılar; 'Zanlı, Müslümanlığı sonradan kabul etmiş bir siyah Amerikalı. Ortadoğu kökenli değil. Jamaika kökenli. Yani, Colin Powell'ın hemşehrisi sayılır' diye takıldılar. Washington, bir zamandır, silah ve petrol lobisiyle, en aşırı İsrail lobisinin etkisi altında ama esas olarak bir 'Hristiyan köktendinci' yönetimin altında tuhaf bir yer haline geldiğini biliyorum. Amerika'da Sabih Kanadoğlu gibi bir başsavcı olsa, Başkan George W. hakkında derhal 'fezleke' düzenler, Cumhuriyetçi Parti aleyhinde kapatma davası açardı. Ne var ki, buradaki Başsavcı John Ashcroft, 'laik cumhuriyeti koruma ve kollama görevi' yerine kendi ölçülerince 'koyu Hristiyan davranış biçimine aykırı bulduğu' herşeyi 'kötülük tohumu' gibi değerlendirip, peşine düşen cinsten. Amerikan Irak politikasının ardında, ateşli İsrail yanlıların 'stratejik eğilimleri'nin yanısıra böylesine bir 'dini fanatizm' boyutu da yatıyor. Ancak, ne kadar 'fanatik' olsa ve 'dünyayı düzeltme'ye Irak'tan başlamaya kararlı olsa da, Bush yönetiminin 'şahinleri'nin Irak politikası tam tasarladıkları gibi yürümüyor. Amerikan yönetimi, Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın ağır basmasıyla Irak'ta bir harekat için, BM Güvenlik Konseyi'nden yeni bir karara ihtiyaç duyup, bunu zorlamaya başlayınca; 'diplomasinin labirentleri'ne girdi ve işte orada tökezliyor. Çünkü, BM Güvenlik Konseyi'nde 'veto yetkisi' olan ülkeleri ikna etmesi gerek. Onlar da 'ikna olmaya' yanaşmıyor, karar metninin içeriği ve seçilecek sözcükler üzerinde direnebildikleri kadar direniyorlar. Rusya ve Fransa'yı ve hatta Çin'i ikna edip, önümüzdeki hafta sonunda bir karar çıkartsa bile, Irak'a askeri harekat -şayet olacaksa- daha şimdiden aylarca geriye attı. Çünkü, karar çıksa bile önce BM silah denetçilerinin Irak'a gitmesi, orada belirli bir çalışma süresini kullanmaları gerekecek. Bütün bunlar zaman demek. Tabii, bir de uluslararası alanda meydana gelen ve gelecek yepyeni gelişmeleri de hesaba katarsanız, Irak harekatı geciktikçe, akıbeti de bir belirsizliğe bürünmüş oluyor. Morton Abramowitz, 'Eğer' dedi, 'bana geçen hafta sorsaydın, ihtimal yüzde 90'a yüzde 10 derdim. En geç Ocak 2003 sonunda gerçekleşeceğini söylerdim. Bugün ise, bence, bu ihtimal yüzde 70'e yüzde 30. Yarın-öbürgün daha da değişik olabilir..." Nelson Ledsky'ye Morton Abramowitz'in gözlemini aktardım. Omzunu silkti. 'Bence' dedi, 'yüzde 50-yüzde 50. Kanaatim hep böyleydi..." Virginia yolunda ünlü think-tank CSIS'in ve nüfuzlu Council on Foreign Relations'un (Dış İlişkiler Konseyi) Ortadoğu programlarının yöneticisi, ABD'nin önde gelen Ortadoğu ve Irak uzmanlarından Judith Kipper'e, bu 'oranlar'dan söz ediyorum; 'Bence yüzde 50'nin altında' diyor! Ama, Ulusal Güvenlik Konseyi'nden taze taze sızan ve Türkiye'ye çok cömert bir yardımın başlatılması -ilk elde 200 milyon dolardan söz ediliyor- kararının alındığı ve bu cömert yardımın özellikle ve öncelikle silahlı kuvvetlerin ihtiyaçları için harcanacağı haberine ne demeli? Herşeye rağmen, Irak'a yönelik bir savaş patlayacaksa bile, marttan hatta nisandan (2003) önce olabilmesi artık mümkün değil. Gelecek planlamasını -her anlamda- buna göre yapmakta yarar var...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |