|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
-Morgenland und Abendland/Mein west-östliches Leben... Çocukları olarak bizim bile artık kendisiyle irtibat kurmakta güçlük çektiğimiz ilim ve irfan dünyamızın derinliklerine dalmayı hayatının amacı haline getirmiş sinnen yaşlı bir şarkiyatçının, Annemarie Schimmel'ın daha henüz yayımlanmış hatıratının adı bu... - Şark ve Garb/Benim Batılı-Doğulu Hayatım Morgenland, yani Şark, yani "Güneşin doğduğu ülke"... Abendland, yani Garb, yani "Güneşin battığı ülke"... Schimmel hayatını hem 'Garblı', hem 'Şarklı' olmakla niteliyorsa da sözcükleri yinelemekten kaçınıp "Batılı ve Doğulu" demeyi tercih ediyor. Bu titizlik gereksiz değil hiç kuşkusuz... Çünkü böylelikle Goethe'nin meşhur divanına da (West-östlichen Divan) bir telmihte bulunulmuş oluyor. (Sıralamaya dikkat ediniz lütfen!) Annemarie Schimmel hayat ve hatıratını ilginç bir biçimde -biraz da tevazuan- bir kadının gösterisi olarak tanımlıyor ve kitabının girişinde de bu yüzden 'One-Woman-Show' adlandırmasını kullanmaktan çekinmiyor. Schimmel Nisan 1922'de Almanya'nın Erfurt şehrinde doğmuş.... Erfurt... Luther'in derin izler bıraktığı, hatta Martin Heidegger'in Lesemeister-Lebemeister (Alim ve Arif) diye atıf yapmaktan hoşlandığı ustası Alman mutasavvıf Meister Eckhart'ın (1260-1328) yaşadığı, vahdet-i vücûd üzerine vaazlar verdiği eski-şehir... (Kimbilir belki de Schimmel o ömrünü adadığı Doğu irfanının izlerine ilk önce Şeyh Eckhart'ta rastlamış, sonra da o izler onu Hallac'ın, Yunus'un, Mevlana Celaleddin Rumî'nin, İbn Arabî'nin yoluna doğru sürüklemiştir... Bu bir sanı tabii ki... Açık bir işaret henüz yok elimizin altında... Gerçi Şeyh Eckhart'ın İbn Sina'nın bir takipçisi olduğunda kuşku yok... Kendisi yazılarında sarahaten Avicenna'ya atıf yapıyor, saklamak lüzumunu bile hissetmiyor.) Schimmel -ki kendisi bir vesileyle bu adı Türkçe'ye 'kırat' diye çevirir- yüksek öğrenimine Berlin'de başlamış... şayet denebilirse Doğu irfanının mahsülleriyle ciddi olarak ilk kez orada tanışmış.... "Dünyaya açılan kapım" dediği Marburg'taki hayatı II. Dünya Savaşı'nın sonrasına rastlıyor... 1952-1959 yılları arasında ise Türkiye'dedir. Önce kendi tavsifiyle "eşsiz şehir" İstanbul... Burada kimleri tanımamıştır ki? Bir taraftan Varlık, İstanbul, Yeditepe dergileri... diğer taraftan Salah Birsel, Cahit Külebi, Behçet Necatigil, Vedat Nedim Tör, Kazım Taşkent, Yaşar Nabi ve diğerleri... Asaf Halet Çelebi onun dostlarındandır artık... Kenan Rifai çevresine girmiş, ilk fırsatta Samiha Ayverdi'lerle, Nezihe Araz'larla, Sofi Huri'lerle tanışıp kendileriyle ahbaplık tesis etmekte pek zorluk çekmemiştir. İslam Sanatı ve bilhassa Hat üzerine bu geleneğin ustalarından çok şeyler öğrenmiş, Mevlevî ve Rifaî veya Nakşî ya da Melamî... İstanbul'un tanınmış sûfileriyle ilişkilerini ilerletmiş, bu geleneği kitaplar kadar, yaşayan temsilcileri aracılığıyla da tanımaya çalışmıştır. Artık Samiha Ayverdi, Samiha Abla'sıdır, Süheyl Ünver ise kadim dostu... Peki ya Zeki Velidi Togan'lar, Ahmet Hamdi Tanpınar'lar? - "İstanbul'un çok yüzü vardır..." Tekrarlamaktan hoşlandığı bu söz, Schimmel için sadece İstanbul'un mekanlarına has bir tesbit sanılmamalı... Gerçekten de İstanbul'un her bakımdan çok yüzü vardır ve o bu yüzleri mümkün olabildiği kadarıyla tanımak için "eşsiz şehri" karış karış adımlar... Sıra, sonunda Ankara'ya gelir. Tarih 1953'ün yazsonudur... Neden sonra 1949 kuruluş tarihli Ankara İlahiyat Fakültesinde profesör olarak göreve başlar... Kadro ekibiyle tanışır... "Suyu Arayan Adam" da oradadır: Şevket Süreyya Aydemir... Bir de İsmail Hüsrev Tökin'ler, Selahattin Batu'lar, Adnan Saygun'lar... (Schimmel'in Ankara sohbetlerinde Jöntürklerin İslam dünyasının kendi içlerinden Martin Luther gibi (İslam düşmanı) bir reformcunun çıkması halinde kurtulacağına inanmalarını gayet safdilane bulması kayda değer değil mi?) Bir de Konya ve Bursa gezileri var; hele hele "Kardeşim İsmail" dediği zata ilişkin hüzünlü anılar... (Daha önce bu konudaki hatıraları "Mein Bruder İsmail. Erinnerungen an die Türkei" adıyla yayımlanmıştı.) Hâsılı, sırf Türkiye bölümü için bile okunulması ve bir an evvel bu esere yakışır bir ciddiyetle Türkçe'ye çevrilmesi gereken bir kitap Schimmel'ın hatıratı... (Ankara yârânı ne güne duruyor?) Aktaracak çok şey vardı ya aslında, ne yapayım ki bir köşeyazısı bundan fazlasına tahammül edemiyor. Tanıtmaya devam etsem, "İslamcı kadınlar" tahammül edebilecekler mi, doğrusu onu da şimdiden pek kestiremiyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |