Yeni Safak Online...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kaybedecek neleri kaldı?

Yirmi beşi, eşlerini Rus saldırılarında kaybetmiş genç kadın, yirmi beşi en az bir yakınını yine Rus saldırılarında kaybetmiş genç erkeklerden oluşan elli kişilik Çeçen grubunun, "Çeçenistan'daki katliamları durdurun" mesajıyla Moskova'nın kalbinde yüzlerce kişiyi rehin almasını terör eylemi olarak tanımlayıp, bölgesel sorunları görmezlikten gelme kolaycılığına kaçmak, Amerika'nın öncülük ettiği yeni küresel düzen"in en zayıf noktasını oluşturuyor. "Küresel terör" propagandasının karşı konulmaz bir güce eriştiği bir dönemde, çaresizlik içindeki toplumların varolma mücadelesi verirken istenmeyen yöntemler denemek zorunda kalmalarının nedenlerini irdelemek çok zor olsa da, "terörizm" diyerek sorunların üstünü örtmek, yeryüzünün başka bölgelerinde çok büyük haksızlıklara kapı aralayacaktır.

Sovyetler'in çöküşüyle İslam'ın yeni küresel tehdit ilan edilmesi, 11 Eylül saldırıları, Afganistan'a müdahale, İslam coğrafyasının askeri açıdan kuşatılması, Müslümanlara ait kaynaklara yönelik istila harekatı, dünya genelinde Müslümanlara yönelik geniş çaplı tasfiye harekatı yürütülmesi, Filistin ve Çeçenistan gibi en acımasız katliamlara maruz kalan Müslüman toplumların gündeme bile alınmaması, İslam dünyasında öfkeyi derinleştirirken, ABD ve müttefiklerinin 21. yüzyıl için öngördükleri küresel düzenin vahşi yüzünü de gözler önüne seriyor.

Kollektif düşmanlık

İslam'a ve Müslümanlara karşı yürütülen bu savaşta bir uluslararası koalisyon söz konusu. Bu kollektif düşmanlığın sonuçları bütün İslam coğrafyasında kendini gösteriyor. Ancak özellikle iki toplum, Filistinliler ve Çeçenler, uluslararası toplumun koruması veya 'hoşgörüsü' ile öyle bir vahşete maruz kalıyorlar ki, en temel insani talepleri bile hor görülüyor. Filistinliler'in ve Çeçenler'in, intihar eylemleri veya rehin alma olaylarına başvurmaları, özgürlüklerini savunmaları için hiçbir imkanlarının kalmaması ve içine düştükleri çaresizliğin bir sonucu. Dünya, intihar eylemlerini veya rehine olaylarını kınarken, bu iki toplumun varlıkla yokluk arasındaki çizgi üzerinde verdiği mücadeleyi anlamaktan ısrarla kaçıyor.

Sivillere yönelik katliamlar, içinde yüzlerce ceset bulunan toplu mezarlar... Mezarlardan çıkarılan kadınlar, çocuklar, gençler... Elleri bağlanarak kurşuna dizilen masum insanlar, yaşlılar, gençler, kadınlar... Hatta bir yaşındaki bebekler... Kaçırılarak ailelerinden fidye istenen, verilemeyince de öldürülen çocuklar... Yerle bir edilen Çeçen köy, kasaba ve kentleri... Mülteci kamplarında açlık ve sefaletle iç içe yaşayan yüz binlerce kişi... Ölüm çukurlarındaki Çeçen çocukları... Kaybolan veya cesetleri bulunan insanlar... Dünya, uluslararası kurumlar, küresel ve bölgesel güç merkezleri bütün bunlar olurken, Rusya'nın yeni Stalin'i Vladimir Putin'e destek verdi.

Onları durduramazsınız

Onlar hiçbir zaman pes etmeyecek. Özgürlükleri ve onurları uğruna yüz binlerce şehit verdiler. Milletçe sürgüne gönderildiler. En ağır saldırılara maruz kaldılar. Nüfuslarının büyük çoğunluğu yok edildi. Liderleri öldürüldü. Hep yeni liderler çıkardılar. Yeni savaşçılar ve silahlar buldular. Değişmeyen tek idealleri oldu: Rus işgalinin bitmesi ve özgürlük... Tek kişi kalsalar bile direnecekler. Bunu dünyaya kanıtladılar. Peki çözüm ne? Moskova'daki eylemcileri öldürebilirsiniz. Ömür boyu hapse mahkum edebilirsiniz. Ailelerini, evlerini yok edebilirsiniz... Ama onları bu mücadeleden alıkoyamazsınız. Tek çözüm yolu var: Onları anlamak ve onlara kulak vermek. Ancak ABD'nin öncülük ettiği yeni uluslararası düzen yerel sorunlarla ilgilenme niyetinde değil. Bağımsızlık savaşı verenler Müslümanlarsa hiç bir meşruiyeti yok. Yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği Çeçenistan, Filistin veya Keşmir'deki Müslümanlar'ın, bütün dünyanın işbirliği içinde bağımsızlığa taşıdığı Doğu Timor halkı kadar değeri yok. Küresel güç merkezleri, ABD ve İngiltere'nin emperyal savaşı dizginlemek ve ganimetten pay almakla meşgul.

BM Güvenlik Konseyi'nde Irak'a yönelik Amerikan saldırısına meşruiyet sağlaması planlanan ABD-İngiliz karar tasarısı üzerinde günlerdir devam eden 'şiddetli kavga', ABD'nin küresel hegemonyasına karşı bir direnişe dönüştü. Almanya'nın desteğiyle Fransa'nın öncülük ettiği blok, ABD-İngiliz emperyalizmini dengelemek ve tek kutuplu dünya düzeninin çılgınlığını dizginlemek için yoğun çaba harcıyor. 11 Eylül sonrası "Ya bizdensiniz ya da teröristlerin safında" diyerek dünyayı aptalca bir tercihle baş başa bırakan ABD Başkanı George Bush, şimdi de, Birleşmiş Milletler'i hedef göstererek, "Ya benimlesin ya da bana düşmansın" diyor. Ancak bu karşı blok, "İslam'la savaş" söz konusu olduğu her platformda ABD'ye her türlü desteği veriyor. Ortadoğu'da, Orta Asya'da ve Güneydoğu Asya'da Müslümanlara yönelik her komplonun altında imzaları var.

Avrupa, Rusya ve Çin, ABD-İngiliz küresel savaşını dengelemeli. İnsanlığın ortak geleceği için bu tehdidin hafifletilmesi gerekiyor. Ancak hiçbir güç, Müslümanların en temel insani talepleri için vereceği mücadeleye destek olmayacak. Müslümanlar için kurtuluş var: O da, inançları, değerleri, vatanları, kaynakları ve onurları için direnmek...


26 Ekim 2002
Cumartesi
 
İBRAHİM KARAGÜL


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED