|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Geç kaldım biliyorum; şu meseleydi bu gelişmeydi derken Neşe Düzel'in hafta başında Radikal'de yayımlanan röportajına sıra ancak hafta sonu geldi... Röportajda Kemal Derviş'in Düzel'e yaptığı "milleti uykusundan uyandıran" açıklamalar üzerine birkaç güzel yorum okumadık da değil. Gazetemizde yer alan Mehmet Yavuz ve Fehmi Koru'nun yorumlarının yanı sıra Vatan'dan Gülay Göktürk (hem de iki adet) ve Radikal'den Nuray Mert "bomba" gibi iki yazı kaleme aldı. Peki o halde bu röportaj hakkında daha fazla ne söylenebilir? Belki de en iyisi Göktürk'ün ilk yazısında yer alan şu cümlelerini paylaşıp konuyu kapatmak gerekir: "Ben bu yazıda Derviş'in ileri sürdüğü fikirlerle polemik yapacak değilim. Çünkü biz bu fikirlerle en azından 20-25 yıldır polemik yapıyoruz. 'Türkiye'nin kendine özgü koşulları' teranesiyle, Türkiye'yi ikinci sınıf bir demokrasiye layık görenlerle 20-25 yıldır cebelleşiyoruz." "Milleti uykusundan uyandıran röportaj" dedim. Gerçekten öyle....Bu öyle bir "uyandırma" ki, Hume ve Rousseau'nun her biri kendi cenahından Kant'ı uykusundan uyandırmasından aşağı kalır bir yanı yok! Medya işte bu işe yarar.... Lâyıkıyla yapılmış bir röportaj işte böyle hayırlı sonuçlar doğurur.... Düzel'in Derviş'i adım adım nasıl "çözdüğüne" tanık olmayı kaçırdıysanız yazık olur; ne yapıp edin ve söz konusu röportajın tamamını okuyun... İşini iyi yapan bir gazetecinin "kokuyu aldığı" an hiç mi hiç geri çekilmeden muhatabını nerelere sürükleyebileceğini izlemek gerçekten çok hoş bir deney.... "Milleti uykudan uyandıran röportaj" demem boşuna değil, deneyle sabit. Röportajın yayımlandığı haftabaşından beri bu konuyu kime açsam, aldığım ilk tepki "Yani bu kadarına da pes doğrusu!" şeklindeydi. Haftanın üçüncü günü küçük bir operasyon için gittiğim bir hastanede, hastanenin eski YDH'lı başhekimi Dr. Melih Bulut'un Derviş'in açıklamalarına koyduğu teşhis de mükemmeldi. Bulut şöyle diyordu: "Bütün bu açıklamalar küf kokuyor!" Hem de nasıl, hem de nasıl! "Küreselleşme"nin, "yenilenen sosyal demokrasi"nin, "refah ve özgürlük" projesinin rehberlerinden birisi olarak takdim edilen Derviş'in söze "Biliyorsunuz laiklik önemlidir. Laiklik, çağdaşlığın çok önemli bir boyutudur" (Hiç bilmez olur muyuz!) diye başlayıp "Türkiye'de demokrasi kendini korumak zorundadır. Kendini tek başına koruyamaz durumdan artık çıkıyor ama bunu sağlamlaştırmak lazım. Demokrasinin Anayasa'ya ve MGK gibi anayasanın önemli kurumlarına ihtiyacı var" diye bitirdiğine tanık olunca burnunuza "küf" kokusu gelmemesi mümkün mü? Derviş'in "Keşke Alman ordusu1933'te Hitler başbakan olduğu zaman Hitler'e karşı darbe yapsaydı" şeklindeki analizinden ve bu analizinden Türkiye için ders çıkarma gayretinin üzerinden ise "küf" kokusu değil, bambaşka bir koku yükselmekteydi... Derviş, Alman ordusunun Nazizmin yükselişinde oynadığı rolden bu derece mi habersiz? Hitler'in yıldızının Alman ordusunun "solcu avı"yla meşgulken yükseldiğini hatırlamıyor mu? Biz dönelim yine Düzel'in başarısına: Röportajı okuyanlar hatırlayacaktır; Düzel, Derviş'i "çözen" ilk sorusunu şöyle formüle etmiş: "Ama sizden Türkiye'deki hukuksal ya da siyasal yapı konusunda çok fazla eleştiri duymuyoruz. Bu yapılarda düzeltilmesi gereken bozukluklar görmüyor musunuz?" Evet, "çözülüş"e neden olan ilk soru bu... Derviş, bu ve bunu takip eden iki soruyu geçiştirmeye çalışsa da, "kokuyu alan" Düzel bastırıyor: "Siz, MGK'nın Türk siyasetindeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?" Artık tamam; Derviş nihayet konuşmaya başlıyor! Ama ne konuşma... Sonra, Düzel'in ağzından MGK'yla ilgili sorunun bir kez daha çıktığına şahit oluyoruz. Çok yerinde bir tekrar, çünkü "maden"e ulaştığımız artık iyice anlaşılmış durumda.... Ah yerimiz müsait olsa da Düzel'in birbirini besleyen diğer sorularını da olduğu gibi aktarabilsek. Ancak ben yine de, bu sorular içinde "Şeriat tehlikesi" bahsine ilişkin sorulardan birinin hiç değilse bir bölümünü aktaracağım: Derviş, bir önceki soruya karşılık AKP'ye oy verenlerin "önemli bölümü"nün şeriat istediklerini ancak kendisinin "şeriat tehlikesi"ne inanmadığını söylemiştir. Bu tuhaf cevap Düzel'in şu sorusuyla karşılaşır: "Eğer siz 'Şeriat tehlikesi var' diyemiyorsanız, Türkiye'ye özgü bir demokrasi anlayışını savunmaktan da vazgeçmeniz gerekmez mi?" Tabii, hiç "gerekmez" olur mu? Ama nerde.... Derviş, çoktan "şeriat tehlikesi"ne ilişkin "olasılık hesabı"na başlamış bile! İşte böyle.... Siyasal, ekonomik, entellektüel hayatımız açısından çok değerli olan bu röportaj gerçekten de yılın gazetecilik başarılarının ön sırasında yer almayı fazlasıyla hak ediyor. Derviş'in ağzından çıkan ve daha baştan itibaren -Nuray Mert'in sözleriyle- "demokrasinin işleyişinin güvencesini sivil siyaset dışında" gören açıklamalar kimin nasıl olduğunu anlamamız açısından çok yararlı olmuştur.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |