T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İçimizde akasya gölgesi, kulağımızda Sezen

Sezen Aksu'yla büyüdüm ben. Küçük bir kız çoçuğuyken, vitrinin orta yerine yerleştirilmiş, ekranına dantel örtünün gölgesi düşmüş National marka siyah beyaz televizyonda, gerdirilerek topuz yapılmış saçlarına inat sağa sola savrulmaya hazır kakülleri, sivri topuklu ayakkabıları, omuzları vatkalı, etekleri saçaklı elbisesinin içinde kaybolacakmış gibi görünür, kocaman dudaklarını büze büze şarkılar söylerdi.

Mahalledeki diğer kızlarla birikiüçbuçuk ya da beş taş oynamaktan yorulup akasya çiçekleriyle birlikte gölgesi de düşmüş kapı önlerine sığındımızda, bir ağızdan tekrarlardık şarkılarını. İçimize yaşanmamış ve daha ne olduğu, nasıl olduğu bile tam olarak kestirilemeyen aşkların acısı düşerdi.

Sonra renklendi televizyonumuz. Yaşlarımız büyüdü. Kapı önü şakımaların yerini odalarda, kimi zaman fısıltılarla sürdürülen sohbetler aldı. Söylenen şarkılara, eve giren gazetelerin magazin sayfalarında hakkında yazılmış haberlerin bilgileri eklendi. Şarkılarında dile getirdiği aşklara, acılara dair hafif sezişler başlamıştı bile.

Sonra üniversiteli olduk. En çetin meydan muharebelerinin yapıldığı dumanaltı öğrenci odalarında teybe konulan Sezen kaseti eşliğinde uzun süren sohbetlere, tartışmalara daldık. Yüzümüz, gözlerimiz yangın yeri gibiydi. Tartışa tartışa, çarpışa çarpışa büyüttük kalbimizi. Öyle büyüttük ki, sonunda aşk da, acısı da uzağımıza düştü.

Som bir sessizlik oldu sonra. Sezgilerin fistanlı kurallarla öldürüldüğü, sapmaların yaşandığı, saf ve asl olanın görünene yenik düştüğü, ikinci, üçüncü, beşinci kişilerin belirlediği hayatlar dayatıldı. Sıradan öfkelenmelerimiz oldu, dargınlıklarımız. Beklentiler, korkular, sitemler.. Yorulduk. Üzülme ihtiyacı hissettik. Hayat berbat bir şey miydi yoksa? O da şarkılarında hüzünden öteye neredeyse hiç geçmiyordu. Ya da biz duymuyorduk.

"Gülümse" dediğini sonradan farkettik. Gülümsersek bulutların dağılacağını, şehre belki bir filmin geleceğini, iklimin değişip Akdeniz olacağını müjdeliyordu. Cebimizde çakıl taşları, içimizde akasya gölgeli kapı önleri, yüzlerimizde içimizdekini paylaşabilmeyi öğrenmiş bir gülümsemeyle çıkar olduk dışarı.

Erdemin sınandığı bir hayata uyandık. Akıntıya karşı yüzmenin zor ama imkansız olmadığına, resmi tarih eleştirisine salya sümük katan müsamere romantizminin yersizliğine, postalın bir küçük papatyaya yenik düşebileceğine, bin yıldır bize ait olanın bize ait olduğuna, bize ait olan iyi şeylerin iyi korunursa kirlenmeyeceğine, buharlaşmayacağına inandık. Serseri ruhlarımız staja tabii tutuldu. Darbeler, yaralar aldık. Yarasını durup durup kanatanlarla, hijyenik bantlar altına saklayanlar olarak sürdürüyoruz şimdi hayatlarımızı.

Söylediği acı ve merhamet öyküleriyle sızdı sessizliğimize. Şefkatliydi. Bazen de dalgacı ve hatta hınzır. Yırtıcılıkla naifliği, ilkellikle bilgeliği birarada söylüyordu. Hor görmek de, hoş görmek de mümkündü ve müsaitti buna insan. Neşeye olduğu kadar kedere de yakın ve yatkındı. Hayatın içinde ne varsa, insan hayatı nasıl karşılarsa öyle söylüyor, yaraları miras olarak kabul etmeyi öğütlüyordu.

Az şey midir? Bizi annelerimizin bıraktığı yerden, onlar gibi sarıp sarmalıyor, etrafa mis gibi sabun kokusu yayılırken anne eli gibi dokunan şarkılarıyla "sen ağlama" diyordu. "Yaşanamayan fırtınalı aşklar onun şarkılarıyla kitleselleşirken" o hâlâ bir sokak kedisi gibiydi. Bazen mırıl mırıl, bazen çığlık çığlığa. Mangal gibi bir yürekten çıkan sesi içimizdeki serçeleri kanatlandırıyordu.

Bizimle birlikte o da büyüdü. "Dert bitmeyince / bildiğin çektiğine yetmeyince / düşmanında kendini yakalayınca / bi daha kin gütmeyince" diyordu şimdi. Samimi ve sahici. Şizoid parçalanmaların mükemmel örnekleriyle örülmüş şarkılar söylüyordu ama durup durup flört ettiği hayata teşekkür etmeyi de biliyordu.

Ebruli idi işte hayat. Kazısanız kazısanız şiddet de çıkıyor alttan şefkat de. Ama dipte, en kuytuda, hep o akasya gölgeli kapı önleri...


7 Eylül 2002
Cumartesi
 
FADİME ÖZKAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED