T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

Unutulmusluğa ağıt

Sebahattin Demiray, Epsilon Yayınları'ndan çıkan "Kayıp İsimler Sözlüğü" adlı kitabında okuyucuyu geçmişten günümüze bir yolculuğa çıkarıyor. Prenses Ünzile'den Medda Abidin Bey'e ilgi çekici karakterlerin yer aldığı romanı hakkında yazar, "Unutulmuşlar üzerine bir ağıt-roman benimki. Bir de kahramanlarım kaybetmiş, hayatı ıskalamış insanlar" diyor. Sebahattin Demiray'la "Kayıp İsimler Sözlüğü" üzerine konuştuk.

Kitabınızın adı neden "Kayıp İsimler Sözlüğü"?

Romanımda adı geçen karakterlerin çoğu gerçek. Bir kısmına şu an artık yeni basımları yapılmayan eski kitaplarda, bir kısmına da Reşat Ekrem Koçu'nun İstanbul Ansiklopedisi'nde rastladım. Bu insanlar bir zamanlar iyi kötü bir hayat yaşamışlar fakat günümüzde esameleri okunmuyor. Onlara sayfalarını açan İstanbul Ansiklopedisi de kayıp bir eser. Unutulmuşlar üzerine bir ağıt-roman benimki. Bir de kahramanlarım kaybetmiş, hayatı ıskalamış insanlar.

Son dönemde romanlarda geçmişin konu edildiğini görüyoruz. Sizin romanınızda da bu böyle. Hem okurun hem de yazarın geçmişe ilgisi nereden kaynaklanıyor.

Dünya üzerinde bulunduğum coğrafya gereği kendimi bir doğulu sayıyorum. Bu nedenle batılı bir anlatıcı gibi bilim-kurgu yerine, yaşadığım topraklara ve geçmişime ait masalları çoğaltmayı daha uygun görüyorum. Yazmanın zahmetli olduğunu bildiğim için kimsenin tarihi roman ilgi görüyor diye geçmişe ait kurgular yapmaya çalıştığını sanmıyorum. Zaten "Kayıp İsimler Sözlüğü"nün yüz yılı kapsayan bir roman olduğunu hatırlarsak tarihi roman sınıfına kısmen girdiğini görürüz. Fakat üçüncü romanım bir gece içerisinde, Topkapı Sarayı'nda ve 17. yüzyılda geçecek.

Romanda geçmişe ait olay ve karakterler bulunduğu gibi zaman zaman günümüze bir yolculuk da görüyoruz. Neden bu gidiş geliş? Özel bir anlamı var mı?

Üç ayrı anlatıcım olsa da bu bir kişinin, 1910 yılında doğan ve 2002 yılında ölen Prenses Ünzile'nin hayatından kesitler sunan bir roman bu. Çıkış noktam prensesliği kabul edilmeyen bir kadının yaşadığı dramdı. Tanıtımlarda ve kitabın girişinde dile getirdiği gibi aslında üç anlatıcımda Meddah Abidin Efendi, Fransız Serüvenci Jan ve Enis kendi hikayelerinin küçük birer figüranıdırlar.

İlginç bir tespit var kitapta. Albenili reklam panoları için, "yabani hayvan kapanları" benzetmesi yapılıyor. Son dönemlerde bu panolarda kitap reklamları da yer alıyor. Bu kültüre nasıl yansıyor sizce? Ortaya çıkardığınız ayrıntıyla belki beni kendi silahımla vuruyorsunuz fakat reklama karşı biri olmadığımı söyleyebilirim. Çok satmayı değil, iyi bir eserin çok satmasını kazanç sayarım ancak. Çok reklamı yapılan ve bu sayede çok satan kötü bir yazarın ikinci bir çok satma şansı yoktur bence. Kitabın reklamı yapılmalı, kitaplarda kapitalizmi eleştirmeli. İlk romanım Masalcı'da yeterli tanıtım yapılmadığı için yer altı edebiyatı olarak adlandırıldı hatta "Kara Anlatı"ya örnek gösterildi.

Kitabın girişinde, sevdalıları birbirlerine kavuşturmayan anlatıcının vurulup öldürdüğü" alıntısını yapıyorsunuz. Siz de bir anlatıcısınız. Böyle bir sona uğramak sizi korkutmuyor mu?

Öyle bir sona uğramayı kimse istemez. Zaten ben gerçek hayatın sertliğinden ve acımasızlığından kaçtığım için romanlar kurguluyorum. Aynı zamanda bir karikatürist olarak kaybedenlerin hüzünlü romanlarını yazmak kaderim oldu. Yazmak mı, yaşamak mı diye soracak olursanız kesinlikle yazmak diye cevap veririm. Bir anı gerçekte bir defa yaşarsınız ama yazarken bin defa kurgulayabilirsiniz.

SEBAHATTİN DEMİRAY KİMDİR?

Sebahattin Demiray, 1967 Balıkesir doğumlu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Tv- Sinema bölümünden mezun olan Demiray'ın gazete ve dergilerde karikatür, grafik, illüstrasyon ve mizah yazıları yayınladı. Mizah ve çocuk sayfaları hazırlayıp yönetti, Grup ve bireysel karikatür sergileri açtı. "Kayıp İsimler Sözlüğü"nden önce yayınlanmış "Masalcı" adlı bir romanı daha var.

 
Dil yanlışlıkları
İlk filminde en iyi yönetmen
Ünlü Fransız oyuncu Sophie Marceau'nun ilk yönetmenlik denemesi bu yıl 26.sı düzenlenen Montroel Film Festivali'nde ödüle layık görüldü. Marceau, ilk yönetmenlik deneyimi "Parlez-moi d'amour - Bana Sevdadan Söz Edin" ile En İyi Yönetmen Ödülü'nü alırken İspanyol yönetmen Carlos Saura, yine konusu dans olan son filmi "Salome" ile Sanata En İyi Katkı Ödülü verildi. Bu yıl 75 ülkeden 406 filmin gösterildiği etkinlikte Cristina Comencini'nin son filmi "Il Pui Bel Giono Della Mia Vita / Yaşamımın En Güzel Günü" ise Büyük Amerika Ödülü'nü aldı.
Kanatlı uygarlık kuşlar geliyor!
Kuşların binlerce kilometrelik göçlerini konu alan belgesel nitelikli "Kuşlar kanatlı uygarlık" adlı film, önümüzdeki hafta Türkiye'de gösterime girecek. Yapımcılığı ile yönetmenliğini daha önce böcekleri inceleyen Microcosmos filmini de yapan Jaques Perrin üstleniyor. Bir "başyapıt niteliğindeki belgesel hayatta kalmak için her türlü hava şartlarında binlerce kilometrelik yol kateden kuşların göçünü konu alıyor. Yaklaşık 150 milyon frank harcanarak çekilen filmde 15'i görüntü yönetmeni olmak üzere 300 kişilik bir ekip görev aldı. Belgesel 4 ayrı kıtada 3 yılda tamamlandı.
"Gurbetteki Şahin" şimdi Alman okurlara anlatıyor
Dünyanın en büyük tekstil kuruluşları arasında yer alan ve Türkiye'yi Avrupa'da başarıyla temsil eden Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin'in, ikinci kitabı "Kemal Şahin Der Falke in der Fremde" (Gurbetteki Şahin) Alman okurlarıyla buluştu. Şahin kitabında, gurbette olmanın başarıya ulaşmanın ve zorlukları aşmanın yollarını kendi hayatından kesitler sunarak anlatıyor. Kitap Türklerin Almanya'ya göçünün 40. yılı nedeniyle ilgi odağı oldu.
7 Eylül 2002
Cumartesi
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED