|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İki haftaya yakındır elime kalem almadım, acaba nereden başlasak? Doğan Medya Grubu'nun yenilenen "Yayın İlkeleri"nden başlayarak Vatan istikametinde mi, yoksa Vatan'dan hareketle Anıtkabir'de yeni açılan müzede ziyaretçilerin mutlaka şaşkınlıkla seyrettiği "Foks" adlı köpeğe doğru mu yol alsak? Bildiğiniz gibi "Yayın İlkeleri", "Vatan" ve "Foks"un arasında kalan kısım da maaşallah çok bereketliydi. En iyisi yöntem sorununu bir kenara bırakıp, elimizin biraz ısınması için izin sonrası bu ilk yazıyı bir "potpuri" tarzında düzenleyelim. Üzerine haklı olarak epeyce yazılıp çizilen "Yayın İlkeleri"nin bence en büyük faulü, ısıtılıp okur önüne tekrar getirilen bu ilkeler manzumesinin Hürriyet gazetesi tarafından "Okurla sözleşme" başlığı altında duyurulmasıydı. Bu başlığı okur okumaz -belki birçoğunuz gibi- şöyle düşündüğümü bugün gibi hatırlıyorum: Bu "sözleşme" de nereden çıktı? Bir medya grubunun ya da bir gazetenin okurla sözleşme yaptığı bugüne kadar görülmüş şey midir? Bizim bildiğimiz "sözleşme", sözleşmeye taraf olanların karşılıklı hak ve sorumluluklarını tayin için yapılır. Oysa gazete-okur ilişkisi böyle mi? Okurlar ne yaptığına akıl sır ermeyen bir medya grubuyla durduk yere niçin "sözleşme" yapsınlar? Hani abone kampanyası filan olsa anlarım; mesela abone olan okurlar gazetelerinin arka sayfasında her gün yeni bir güzelle karşılaşmak isteyebilir ve bunun varlığını abonelik süresi için bir şart olarak "sözleşme"ye kaydettirebilirler. Ama hepsi bu kadar, gerisi "tek taraflı sözleşme" gibi hepten manasız bir girişim değil mi? Benim bildiğim usul, medya kuruluşlarının "Okurla sözleşme" filan gibi manasız girişimleri bir yana bırakıp, başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerle "Katolik nikahı" yapmalarıdır. Sonrası tabii ki artık tamamen okura kalmış... "Foks" meselesinin manasızlığı da bundan az değil. Atatürk'ün elinin, ayağının, dudağının değdiği her nesnenin fetişleştirildiği bir ülkede yaşadığımız yetmiyormuş gibi, şimdi de "Foks" adlı köpeğin doldurulmuş bedeninin Anıtkabir'de yeni açılan "Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi"nde sergilenmesi... Fotoğrafını görmüşsünüzdür, bir zamanlar adı "Foks" olan bu köpek pek de sevimsiz bir yaratık. "Kangal" filan olsa hadi neyse; bir süredir bir sürü tatsız adamın elinde gördüğümüz "pitbul" türü bir köpek basbayağı. Hürriyet gazetesinden edindiğimiz bilgiye göre, bu sevimsiz hayvanın huyu suyu da (tabii ki sağlığında) pek kötüymüş. Atatürk'ün yakınında uzun yıllar geçirmiş olan Falih Rıfkı Atay, "Foks"un haddinden fazla şımarık bir köpek olduğunu ve hatta bir keresinde Atatürk'ün elini ısırdığını bile naklediyor. Yine Atay'dan öğreniyoruz ki "Foks" adlı bu canavar Atatürk'e gelinceye kadar epey cumhuriyet valisine de dişini geçirmiş. Nitekim "Foks" Atatürk'ün elini ısırınca iş değişmiş ve "Sahibini ısıran köpekten hayır gelmez" denerek hayvan zehirli iğne ile öldürülmüş. Ama o dönem de gayretli memurlar eksik olmadığından, "Foks" adlı bu vahşi hayvan Ankara'daki Çiflik müdürü tarafından bir güzel doldurulup (bu işleme ne deniyordu şimdi hatırlayamadım) bir camekanda saklanmış. Atatürk'ün bu işlemden hiç hoşlanmayıp "Foks"un derhal gömülmesini emrettiği de biliniyormuş. Ve nihayet gel zaman git zaman, bu canavar "Foks" Anıtkabir'de yeni açılan müzede Atatürk'ün balmumundan yapılmış (çok da çirkin) heykelinin ayağının dibine yerleştirilmiş... Düşünebiliyor musunuz, şimdi bütün yerli ve yabancı ziyaretçiler müzede "Foks"la da karşı karşıya! Atatürk'ü bile ısıran bu sevimsiz hayvan müzenin başköşesinde... Doğrusunu söylemek gerekirse söz konusu müzenin düzenlemesini ben yapsaydım "Foks"un doldurulmuş bedenine değil müzede Vatan'ın hiçbir köşesinde yer vermez, Atatürk'ün emrettiği gibi onu hemen toprağa gömerdim. Doğrusu şunu da merak etmiyor değilim: Müzenin ziyaretçileri "Foks"un önüne gelince (artık hikayeyi de bildiklerine göre) acaba bu hayvana nasıl muamele ediyorlar? Acaba "Hoşt hoşt, pis köpek!" diyerek ondan uzak mı duruyorlar, yoksa gözlerindeki cam protezlerle ziyaretçileri hain hain süzen bu hayvana da bir zamanlar Atatürk'ün yanında olduğu için sempati mi besliyorlar? Evet, "Söz konusu müzenin düzenlemesini ben yapsaydım 'Foks'u değil müzeye Vatan'ın hiçbir köşesine sokmazdım" diyordum. İşte bakın, laf dönüp dolaşıp yine Vatan'a geldi... Ama görüyorsunuz, lafı çok uzattığımızdan "Bu Vatan Kimin?" sorusu için yerimiz kalmadı. Olsun nasıl olsa "Bu Vatan Hepimizin" ve bir acelemiz yok... Pazartesi devam ederiz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |