|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
On iki dev adam... Hayır, sevmiyorum basketbolü. Voleybolden nefret ediyorum. Hentbolü gereksiz bir "itişme" olarak görüyorum... Hidayet Türkoğlu (Amerikalıların yakıştırdığı adla, Hedo) yüzünden ara ara takılıyordum NBA'ya; Sacramento yarı finalde Lakers'e kaybedince, Hidayet de O'neil karşısında sefilleri oynayınca, bıraktım. Futbola döndüm... Daha kaba saba, daha ruhumuza uygun bir itişme hiç değilse. Basketbolde "aşama kaydettiğimizi" kabul ediyorum; takımlarımızdan biri Koraç kupasını almıştı yanlış hatırlamıyorsam. Biri Avrupa Şampiyonluğu'nu kılpayı kaçırmış, bir diğeri "dörtlü final"den dönmüştü. Milli takımımız da Avrupa ikincisi olmuştu mesela. Gerçi, kendi seyircimiz önünde, ittire ittire kazanılmış bir zaferdi ama, olsun... Mirsad Türkcan'ın hırsı, Hedo'nun attığı "kritik üçlükler", Mehmet Okur'un pota altı mücadelesi, kelek spor yazarı ağzıyla söylersek, "önümüzdeki dünya şampiyonası için umut vermişti..." Sonunda dünya şampiyonasını da gördük. İlk kez katılıyorduk evet. Ne farkederdi? Nasılsa herkesi yenebilecek güçteydik. Ama sahada, saçları civciv sarısı, tel tel dökülen "on iki şaşkın adam" vardı. Esamisi bile okunmayan Porto Riko'ya ve Brezilya'ya enayice kaybettik. Avrupa şampiyonasında devirdiğimiz İspanya önünde zavallıları oynadık. Üstelik, yarı finalde mutlaka Amerika ve Yugoslavya'yla eşleşmek istediğimizi, ev sahibi olmasına rağmen "Amerika'dan hiç korkmadığımızı" beyan ederek bir de dünyaya rezil kepaze olduk. Gazeteden istihbar ettiğimiz kadar, oyuncular arasında ikilik çıkmış, aynı kulübün oyuncuları bir diğerini dışlıyormuş; Hedo Mehmet'i, Mehmet İbo'yu, İbo da Mirsat'ı kıskanıyormuş... Aydın Örs de abisini kaybettiği için takımı "tam motivasyonla" sahaya sürememiş... Bir de 100 dolar meselesi vardı ama, onu anlayamadım. Oyuncular 100 dolar harcırahı az mı bulmuşlar, yoksa paranın tediyesinde sorun çıkaran federasyon yetkililerine mi bozulmuşlar, öyle bir şeydi... Hu ha dev adam, on iki dev adam... Refikimize sorarsanız, "ustaca bir pazarlama manevrasıyla şımartılmış, burunları büyümüş, ne oldum delisi olmuş, kendini dev aynasında gören on iki sıradan çocuk..." Taktiklerini de Atatürk'ten almışlardı üstelik... Milli basketçilerimizin rol aldığı televizyon reklamını hatırlıyorsunuzdur. Ben unutmuştum da, sağolsun, Yaşar Sert'in internet aleminde dolaşan mektubunu okuyunca aklıma geliverdi: "Televizyon reklamında basketçilerimiz, selam durarak, Atatürk'ten taktik aldıklarını söylüyorlardı" diyor Sert, "Taktiklerini Atatürk'ten alan basketçilerimiz Dünya Basketbol Şampiyonası'ndan elendi. Burada, ya Atatürk milli basketçilerimize yanlış taktik verdi, ya da milliler yanlış oynadı demek gerekiyor. Hangisi?" Hangisi, bilmiyorum... İşin can sıkıcı tarafı, ortadaki mevzun kepazeliğe (ya da kimilerine göre reklam ve promosyon başarısına) Atatürk'ün alet edilmiş olması... Demek ki Atatürk artık halkımızı motive edemiyor. Öyle mi? Meselenin Demet'li İbo'lu boyutları da var ama, o tarafını hiç kurcalamayalım; "paparazi" ve "televole"lerde bol bol izleyeceksiniz nasıl olsa!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |