T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Seçim sistemi ve istikrar

Maç başlamak üzere, halâ kuralları değiştirmek isteyenler var. Çok sayıda partinin barajın altında kalacağı endişesi, % 10 oranının düşürülmesi taleplerini de gündeme getiriyor. Bence, alelacele ve küskünlerin ayaklanmasından yararlanarak gerçekleştirilecek bir değişiklik, fayda sağlamaz. Seçim kanunu kapsamlı bir biçimde, çıkar hesabı gütmeden -seçimlerden sonra- ele alınmalı.

İstikrar

% 10'luk barajın sakınca yarattığı, ittifakların önündeki yasal engelin kalkması gerektiği düşüncesine biz de katılıyoruz. Ama bütün bu düzenlemeleri yapmanın şimdi zamanı değil.

Bir kere, şu andaki sıkıntı, -istikrarsızlık- siyasetin çok parçalı olmasından, irili ufaklı çok sayıda parti bulunmasından kaynaklanıyor.

Yönetimde istikrarı temin etmek lâzım. 3 Kasım seçimlerinde ikili bir yapının ortaya çıkma ihtimali belirdi. Bu olumlu bir gelişme. Barajı indirirsek, siyaseti daha da parçalayarak, istikrarın önünü kesmiş oluruz.

Nasıl bir sistem?

Sadece barajı indirmek veyahut ittifaka izin vermek değil, daha kapsamlı değişiklikler de yapmak gerekiyor.

Fransa'da iki turlu dar bölgeli çoğunluk sistemi var. Bu çoğunluk sistemi İngiltere'de tek turlu olarak tatbik ediliyor. Almanya'da ise, çoğunluk sistemi ile nisbi temsil karma olarak uygulanıyor.

Böyle karma bir sisteme Türkiye'de de geçilebilir. Sözgelimi, 50 veyahut 100 milletvekili, parti genel merkezleri tarafından belirlenir ve nisbi temsile göre, partilerin aldıkları oylar göz önünde bulundurularak dağıtılır. Geride kalan 450 veya 500 milletvelinin listelerdeki sıralaması ön seçimle tesbit edilir. Bu milletvekilleri, dar veyahut daraltılmış bölgelerde, iki turlu ve çoğunluk sistemiyle seçilir. İkinci turda, partiler arasında ittifaka gidilmesi de yasallaştırılır.

Böylece, milletvekili seçiminde hem genel merkezin, hem teşkilâtın rolü olur.

Genel merkezin belirlediği milletvekilleri seçiminde, nisbi temsil uygulanacağı için, her partinin aldığı oy Meclis'e yansır. Bu paylaşım, temsilde adaleti kısmen sağlar.

Öte yandan, geri kalan milletvekilleri için uygulanacak olan iki turlu çoğunluk sistemi, büyük partinin arkasında yakın görüşteki partilerin seçmenlerinin toplanması sonucunu yaratacaktır. Çoğunluk sistemi tatbik edilince, bir bölgede en fazla oyu alan partinin tüm adayları seçilecektir. Böylece istikrarlı bir yönetimin oluşması kolaylaşacaktır.

Almanya'daki sistem

Tabiî bütün bu düzenlemeler ancak seçim sonrası ele alınarak neticelendirilebilir. Alelacele olmaz.

Almanya'da da karma bir sistem mevcut.

Bu ülkede, sandık başına giden seçmen, aynı anda, hem küçük seçim çevresinden seçilecek tek bir adaya, hem de bu küçük seçim çevrelerinden oluşan büyük seçim çevresindeki parti listesine oyunu atıyor.

Küçük seçim çevresinden, tek turlu, çoğunluk sistemi gereği, en fazla oyu almış aday seçiliyor.

Bu suretle, milletvekillerinin yarısı çoğunluk sistemine göre seçilmiş oluyor.

Diğer yarısı, büyük seçim çevrelerinde, nisbi temsile göre seçiliyor. Bir partinin, nisbî temsile göre sandalye bölüşümüne katılabilmesi için, ülke çapında geçerli oyların en az % 5'ini elde etmesi veya küçük seçim çevrelerinde en az 3 milletvekilliği kazanması gerekiyor. Aksi halde nisbi temsile göre yapılan büyük seçim çevrelerindeki paylaşımdan hiçbir milletvekilliği kazanamıyor.

Fransa'da ikinci tura, o seçim bölgesinde % 12.5 oranında oy alan bütün partiler katılıyor. Her bölgeden ikinci turda, tek bir aday seçiliyor. Birbirine yakın olan partiler, ikinci turda önde olan adaya destek veriyor.

İşte Doğru Yol Partisi, Fransa'da uygulanan bu sistemin Türkiye'de yararlı olacağını düşünüyor. Buna mukabil sol partiler, partilerarası dayanışmanın muhafazakâr seçmeni, ikinci turda biraraya getirirken, solun hep kaybedeceği fikrinde.

Seçim kanununda değişiklik yapılamamasının sebebi, ihmal değil. Partilerin menfaatleri birbiriyle çatışıyor; mutabakat sağlanamıyor. "Biri baraj düşsün" diyor; diğeri aynı kalmasını savunuyor. İki turlu sistem solun işine gelmiyor.

Önseçim

Ön seçim de, öyle sanıldığı gibi demokratik bir yöntem değil. Üye kaydını, ilçe yönetimlerinin sultasından kurtarıp, ilçe seçim kurullarının denetimine vermez ve ön seçimi kayıtlı bütün üyelere, hâkimin denetimi altında yaptırmazsanız, tam tersine, fevkalâde düşük kalitede insanların Meclis'e girmesi sonucu ile karşı karşıya kalırsınız. Teşkilât kendi mensubunu veya işini yaptıracağı kendi adamını seçer.

Demek bir yandan, ön seçimin demokratikleşmesini temin etmek için, tabanda açılımı gerçekleştirmek gerekiyor.

Bir yandan da, kabiliyetli, iyi yetişmiş kişilerin politikaya kazandırılması amacıyla, genel merkez kontenjanının ön seçimle birlikte uygulamaya sokulması icab ediyor.

Karma sistem bu ihtiyaçlara cevap verebilir: Genel Merkezin tesbit ettiği isimler nisbî temsile göre seçilir. Böylece ufak partilerin temsilcileri de Parlamento'ya girer.

Geri kalan milletvekili adaylarını, teşkilât belirler. Dar bölge (veya daraltılmış bölge) çoğunluk sistemi uygulayacağı için, teşkilât, halkın eğilimlerini de göz önünde bulundurarak adayı tesbit edecektir. Her bölgede en yüksek oyu alan parti, bütün milletvekillerini kazanır. Daraltılmış bölge değil de, dar bölge uygulanırsa, zaten her bölgeden tek bir milletvekili seçilecektir. (1)

Küçük olsun, bizim olsun

Bütün bu değişikliklerin gerçekleşmesi için seçim sonrasını beklemek gerekiyor.

Çok sayıda küçük partinin mevcudiyeti ve barajın, az sayıda parti tarafından aşılması, yüksek oranda bir seçmen kitlesinin eğilimlerinin Parlamento'ya yansımaması neticesini doğuracaktır. Bu durum demokrasiyi zedeler.

Ama, niçin birbirine benzeyen partiler biraraya gelip de seçmenin karşısına çıkmıyorlar? Temsilde adaletin sağlanmamasında "küçük olsun, bizim olsun" zihniyetinin rolü yok mu?

Başarısızlar koltuklarını bıraksalar, benzer ideolojilere sahip partiler bütünleşebilse, hiç böyle bir sorunumuz olmayacak.

Demek ki barajda boğulanlar, sorumluluğu, sadece % 10 oranına yüklemesinler. Biraz da liderler fedakârlık yapsın.

CHP havalarda

Son bir not: Kemal Derviş'in katılımı CHP'nin başını döndürmüşe benziyor. DSP içinde fevkalâde ilkeli hareket eden Uluç Gürkan, Ali Arabacı, Emin Karaa gibi milletvekillerine talip dahi olmuyorlar. Oysa bu insanlar, Ecevit'in ve Hüsamettin Özkan'ın baskısına direnip, RTÜK Yasası'na oy vermemişlerdi. Ve başka konularda da direnmişlerdi.

Onlara karşı bu soğuk tavırda listelerdeki yer sıkışıklığının mı, yoksa malûm medya patronunun mu rolü var?

Hani Derviş solda bütünleşme istiyordu? Uluç Gürkan mı, Ali Arabacı mı, Emin Karaa mı, yoksa Oya Ünlü mü solu temsil ediyor? Baba - kıza listede yer bulunuyor da, Uluç Gürkan'a mı bulunamıyor?

Dip not (1): Ege Bölgesi Sanayi Odası'nın bu konuda çeşitli seçim sistemlerini inceleyen fevkalâde yararlı çalışmaları mevcut.


7 Eylül 2002
Cumartesi
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED