|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Abe ana niye verdin beni kalaycıya... Kalay yapmıyor yama yapıyor vay vay..." Veya, "Bizde adet böyledir güzeli ağlatırlar, çirkini söyletirler." Acayip, çok acayip bişey şu 'medya' denilen nane. Yıllardır bu işin içindeyim haala hayretlere gark oluyorum şu 'medya'denen naneyi izlerken. Düşünebiliyor musunuz, aklınıza, dilinize geleni yazıyorsunuz, çiziyorsunuz, dillendiriyorsunuz bir de üstüne para veriyorlar. Oh , vallahi ne ballı börek bir meslek bu. Dakikalar boyu konuşabilir, metrelece yazılar yazabilirsiniz. Ne yazınızı bölen, ne sözünüzü kesen olur. Halbuysa hayatın içinde bu kadar konuşamaz, yazamazsınız... İlla biri bir çıkıntılık yapar. Sözünüzü 'balla' veya başka herhangibirşeyle kesebilir. Hal böyle olunca, kendi sanal dünyanızda kendinize olmadık bir güç vehmedersiniz. Yazısı saatlerce okunan, sözü saatlerce dinlenen bir adam zannedersiniz kendinizi. Oysa o sırada, bir amele yazınızın üstünde karpuz ve peynirden müteşekkil öğle yemeğini yiyor, veya başka biri güzelim sütununuzun basılı bulunduğu bölgeye burnunu siliyor olabilir. Ya da, siz ekranda makinalıtüfenk gibi konuşup milleti bilinçlendirirken, karşı tarafta biri ' Nee diyyo ulan bu zırtapoz' diyerekten, uzaktan kumandanın düğmesine bastığı gibi sizi fizana fırlatabilir. Gelgelelim o an yazar-çizer-konuşur veya herkimse kendini hayatın hakimi zannetmektedir. Şimdi bu konuyu örneklerle, şemalarla ve de konu mankenleriyle açıklamaya çalışalım. Medyamızda oldukça meşhur biri var. Hem yazar, hem konuşur üstelik. Hıncal Uluç. Hıncal Uluç benim 'Hıncal abi'mdir. Yıllarca aynı müyessesede çalışmışızdır. İkimizi karikatür tipi olrak çizmişimdir, kendisiyle 'Komşular Günü'nü düzenlemişizdir. İkimiz de hasta Cimbomluyuzdur vesaire... Ben Hıncal Uluç'u güncel bir örnek diye yazıya konu ediyorum. Yani 'Hıncal Uluç'tan nefret edenlerden değilim. Aksine sevenlerdenim. Bakın, geçen gün Hıncal Uluç' bir saldırıda bulunuldu. Birileri, yemek yediği bir sırada yaklaşıp, Hıncal Uluç'a yumruk attı. Sebep;!Efendim, sen nasıl Şenol Güneş'e hakaret edersin?' Şimdi, saldırıcı şahısların bu saldırısını 'menfur bir hadise' olarak yazıp, olayı lanetleyerek geçmek var. Ammaaa, aslında burada vahim bir hata yapıyoruz. İşte o vahim hata, sanal ortamımızda oturup, karşımızda kimse yokmuş gibi konuşurken, sanaldan sahiciye hitab edildiğini unutuyor olmamız. Hıncal Uluç heyecanlı bir tip olduğu için belki de daha sık unutuyor. Yani birileri hakkınd konuşurken, o kişi ya da o kişinin yakınları, sevenleri, sevmeyenleri o sırada nasıl bir ruh durumundalar çakozlayamıyoruz. Seviniyorlar mı, üzülüyorlar mı, gülüyorlar mı, heyecanlanıyorlar mı, kulakları mı kızarıyor, burunlarından mı soluyorlar bilemiyoruz. Bilmemiz de mümkün değil. Hani, bir kahvehanede oturmuş, ahaliye karşı konuşuyor olsak ortama bakar, ona göre vaziyet alırız. Ammaaa, kamera makinesine bakıp konuşurken, ya da bilgisayarın tuşlarına dokunurken karşı tarafın ruh durumunu çakamıyoruz. Sonra bir gün, ruhsal vaziyetini çakamadığımız kişi gelip bize çakıyor. Hem de gözümüzün üstüne. Halbuki bilmiyoruz ki, medya nanesi gazetesiyle, dergisiyle, radtosu televizyonuyla bir müzevir. Hani mahallelerde 'Telgraf Raziye'ler var ya, aynı onun gibi... Anında lafı yetiştiriyor. Hemi de milyonlarca insana. Hadi buyrun bakalım. şimi, biz 'konuştuk, yazdık bitti 'diye düşüneduralım, karşı tarafta hadisenin ne boyutlarda olduğunu bilmiyoruz. Yüzüne karşı konuşmamışız çünki. Gazeteci ne kadar objektif olursa olsun'Arkadan konuşma' pozisyonundadır ister istemez. o yüzden çok çok hassas olmak vaziyeti hasıl olmaktadır. Şmdi, Hıncal Uluç örneğinden yola çıkalım. Brezilya ile oynayıp son dakikalarda hakemi hatasıyla yenildiğimiz maçın ardından, tv ekranlarında Şenol Güneş'i ağır bir dille yerin dibine soktu. Açıkça Şenol Güneş'in bu takımı yaktığını söyledi amma zekasına, kişliğine falan da dokundu. Halbuki bu izafi bir durumdu. Hakem hatası olmasaydı maçı berabere de bitirebilirdik. O zaman Şenol Güneş'e Hıncal bey dahil, kimse böylesine saldıramazdı. Kaldı ki, Hıncal Uluç şimdi 'imparator' denilen Fatih Terim'i de beğenmezdi. Aynı hakaretleri'Şehir kırosu, cahil Adanalı vs...' diye ona da yapıyordu. Hıncal abi Lucescu'yu da beğenmiyordu... Lorant'ı da, Daum'u da... Bence, Hıncal abi'nin bu tavrının ardında Şenol'un da, Fatih Terim 'in de sınıflarını beğenmeyişi yatıyordu. Belki de bu'kıro-maço'mantelitesinin başarısından rahatsız oluyordu. Belki de bu mantelitenin başarılar sonrası legalleşmesinden rahatsız oluyordu. Yani, kısacası söylediği herşey kendi fikriydi. Çoğu zaman doğru tesbitleri olan 'dobra'bir yazar Hıncal abimiz deçoğumuz gibi, sanal dünyada konuşup gerçek dünyada yaşadığını unuttu. Karşıdaki insanların duygularını düşüncelerini hesaba katmadı ve çirkin saldırıya uğradı. Hıncal abi bu konuşmayı bir mahalle kahvesinde de ortalık karışırdı. Ozaman, sen-ben-hepimiz ayağımızı denk alalım. Karşımızda insan olduğunu unutmayalım. Biz nasıl hatalarımızla varsak, karşımızdaki 'okur' yav da 'izleyici' sıfatlarıyla anılan insan da hatalarıyla var. Oda bir hata yapabilir, gözümüzü şişirebilir. Bunu unutmayalım. Yazınn sonuna doğru çekmiş olduğum bu konferans nedeniyle kendi kendimi kınıyorum. Ama ne yapalım ki, hatasız kul olmaaaaz.... neyse başa dönelim...'Abe anaaa, niye verdin beni kalaycıyaaaa, kaaalay yapmıyor yama yapıyor vay...'
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |