|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu hafta sayfalarımıza bir ay önce yayın hayatına başlayan M1 TV'yi konuk ediyoruz. M1 ile ilgili sorularımızı kanalın sahibi Mustafa Özbey yanıtladı. M1 Televizyonu nasıl doğdu? Bir gün uzaktan kumanda ile kanallar arasında gezerken M1'i gördük. Böyle sessiz sedasız bir geliş eylediniz. Neden böyle bir kanala ihtiyaç duyduk? Tekelleşmeye karşı bir şeyler yapmak gerekiyordu. Medya Türkiye'nin her şeyiyle oynamaya başladı. Biz özgür ve temiz bir yayıncılıkta tuzumuz bulunsun diye bu işe girdik. M1 televizyonu kendi diğer kanallar arasında nereye koyuyor? Ben bu ülkede bir otobüs şoförünün 17. çocuğu olarak doğdum. 6 yaşından beri hayatımı kendim kazandım. 2 üniversite bitirdim. Spor ve iş hayatım ödüllerle dolu. 50 yaşındayım ve günde 24 saat çalışıyorum. İletişimin önemini çok iyi biliyorum. Bu yüzden 2 çocuğumu gazeteci olarak yetiştirdim. Damadım da gazeteci. Ben Türk halkına doğru bir şeyler anlatırsam görevimi yerine getirmiş olacağım. Geride kirli hiçbir şeyim yok. Medyada birtakım kiralık kalemler bana saldırıyor. Ama gelin görün ki geçmişimle ilgili en ufak bir kirli unsur bulamazlar. Ömrüm boyunca doğru düzgün yaşadım ve doğru düzgün bir insan olmaya gayret ettim. Devletten beş kuruş para almadım, alacağım paralar ise hâlâ devlette yatıyor. Böyle söylüyorsunuz, medyanın Türkiye'de hakim bir güç haline geldiğini dile getiriyorsunuz, ama ileride televizyonunuz güçlendiğinde farkında olmadan siz de onu silah olarak kullanmayı nasıl engelleyeceksiniz? Biz kıstaslarımızı koyduk. Bugüne kadar yayınlarımızda kimsenin kişilik haklarına saldırmadık, benim televizyonumda çalışan, program yapan, yazan-çizen hiç kimse başkasının kişilik haklarına saldırmaya sahip değildir. Biz ancak kendi kişilik haklarımıza saldırıldığında cevap veririz. Üstelik ben daha mücadeleye girmedim. Mücadeleye girersem altından kalkamazlar. "Bir Türk dünyaya bedeldir" bu sözü kendime şiar edindim. Bu kadar iddialıyım. Ben Allah'a inanan, devletine, milletine inanan bir insanım. Bu dünyadan namusumdan başka götürecek hiçbir şeyim yok. Ama Türkiye'yi parmağında oynatma gayesi edinmiş "diğer medyanın" taşıyamayacağı şeyler var öbür dünyaya. Aramızdaki fark bu. M1 televizyonu neler yapacak, kendine nasıl bir yer edinecek? Bu bahsettiğiniz medya curcunası arasında. Bir kere bazı şeyleri net olarak biliyorum. Ben bir Kanal-D olamam, bir ATV olamam, ben bir NTV olamam. Neden olamam onu açıklayayım. Dünyada hiçbir kuruluş zarar etme mantığıyla kurulmaz. Bir kuruluşun kendi öz kaynakları ve gelirleri giderlerini karşılıyorsa o işe girer. Bugün baktığınızda bütün televizyonlar zarardadır. O zaman insan şunu düşünüyor. Demek ki bu televizyonlar başka bir nedenle kurulmuş. Bir silah olarak kullanılmış. İhale almak için, devleti etkilemek için kullanılmış. Ben böyle düşünüyorum. Bizde ise durum belli. Kendi yağımızla kavrulacağız. Ben çalışanlara diyorum ki: "Sevgili kardeşim, ben sana 10 bin dolar aylık ödeyemem, öderim diyorsam 3 ay sonra ödeyemem. Ben sana mütevazi şartlarda bir ücret teklif ediyorum, kabul ediyorsan beraber çalışalım. Kazandığımız parayı beraber bölüşelim." Şu anda kablodan yayın yapıyorsunuz. Ulusal yayına geçecek misiniz? Evet ulusal formata doğru gidiyorum. Bu televizyonu kurmamızdaki amaç Türk insanına ulaşmak. Televizyonları açtığımızda geleneklerini, göreneklerini kaybetmiş bu ülkenin insanı olup olmadığı belli olmayan sanal bir güruhla karşılaşıyorsunuz. Türkiye'nin sorunu ahlak ve fakirliktir. Ama bugüne kadar da bu ülke hep ayakta durmuştur. Bunun nedeni medya tarafından yıkılmaya çalışılan ahlak ve akrabalık ilişkilerinin sağlamlığıdır. Türkiye'de kimse artık aşk filmi seyretmiyor. Mafya filmleri daha gözde oldu. Yeni nesil tabanca ile büyüyor. Biz yayına başlayalı daha 1 ay oldu. Biz insanlara gülümseyiniz, güne güzel başlayacağız diyeceğiz. Onların moralini bozmayıp, onlara moral vereceğiz. Peki böyle konuşuyorsunuz, kategorilize edileceğinizden endişelenmiyor musunuz? Size şucu-bucu diyecekler diye bir çekinceniz yok mu? Ben yayınlarıma bilimsel anlamda kriterler koymazsam yakıştırırlar. Kardeşliği, insanları kardeşliğe davet etmeyi kim engelleyebilir. Bu ülkenin insanlarını motive etmeyi kim engelleyebilir. Bizim haberlerimiz kesinlikle kişileri karalayıcı olmayacak. Özel ve Türkiye'nin gerçeğinde var olan haberleri yayınlayacağız. Yargısız infazlarla olayların üzerine gitmeyeceğiz. Televizyonlar maalesef öyle kötü örnek oluyorlar ki Anadolu'nun en ücra köşesinde aile içlerinde bir takım ahlaksızlıklar yaşanıyorsa bu tamamen iletişimin Türk insanını kötü yönlendirmesi sonucu ortaya çıkıyor. Bu büyük bir vebal. Televizyonlar insanın içinde yatan canavarı uyandırıyor. Biz bu türden canavarlar yaratmayacağız. Hatta o canavarlarla savaşacağız. Peki M1'in yayın formatında neler var? Haberimiz ağırlıklı, sporumuz ağırlıklı olacak ve bunlara çok yer vereceğiz. Sadece futbol değil, sporun bütün dallarına yer vereceğiz. Çok iddialıyım. İnsanlar gerçek habere ulaşmakta zorlanıyorlar, komik görüntüler insanlara haber olarak sunuluyor. Ben asla mahkemesi devam eden insanları karalamaya kalkmayacağım, onları infaz etmeyeceğim. Bakın geçenlerde Hıncal Uluç saldırıya uğramış. Bütün gazeteler, televizyonlar basına saldırı diye dile getirdiler. Peki kardeşim sen Milli Takım'ın hocasına "Şerefsiz" demeyi saldırı olarak neden görmüyorsun? Ben burada Hıncal Uluç'u korumayacağım. Saldıranı da korumayacağım. Hiç kimse kimseye "Şerefsiz" deme hakkına sahip değildir. Televizyonunuzun belli bir siyasi görüşe yakınlığı var mı? Asla. Benim partim "Hiçbiri partisi." Türkiye'de % 70 oyum var benim. Bazı medya kuruluşları bir siyasi gücün önderliğini yapıyorlar. Bakanları tayin ediyorlar, milletvekillerini atıyorlar, partileri tayin ediyorlar, tamamen siyasete endeksli bir basın ve basına endeksli siyaset. Tekrar ediyorum asla herhangi bir siyasi görüşün yanında olmayacağız. Ne de karşısında. Bir objektif yayıncılık yapacağız. Bir tarafta büyük medya denilen kuruluşlar ve bir tarafta gencecik sizin gibi kanallar var. Ve yeni RTÜK Yasası. Kendinizi nasıl yaşatacaksınız? Bu şartlarda zor yürümüyor mu? Hayır. Tam aksine belki büyük medya denilen kuruluşlar RTÜK Yasası'nı bir avantaj olarak görüyorlarsa da bence bunun aksi de var. Başta bahsettiğim yayıncılık kurallarını yerine getirdiğimde zaten RTÜK'le hiç bir işim olmaz. İyilikler ve kötülükler hayat boyu bir yankıdan ibarettir. Her yaptığınız bir yere çarpar ve bir gün size döner. Bunun süresi 3 gündür ya da 10 gündür. Bilemem. Ama bu geri dönüşü hiç kimse engelleyemez. Ben fakirlik edebiyatı yapmıyorum. Evim de var, yatım da var, jipim de var. Ama her şeyden önemlisi bunların hepsinde benim alın terim var. Eğer ben yatarken buradaki insanlar maaşsızsa ve ben rahat uyuyabiliyorsam, o zaman düzgün bir adam değilim. Ben bugün Mustafa Özbey olarak bütün servetim elimden alınsa yarın bir arabanın koltuğuna oturup şoförlük yapmayışeref addederim. Ama Türkiye'de bu seviyeye gelmiş başka insanlar için bu durum ölümden beterdir. Ben televizyonda siyaset yapmayacağım, fakirlik edebiyatı yapmayacağım, sadece doğruları söyleyeceğim. Türkiye'yi 10 tane aileye bırakmayacağız. Yani neticede siz alternatif bir tv olarak ortaya çıktınız. Evet... Evet... 16 yaşındaki kız çocuklarının podyumlarda malzeme yapıldığı, bunlara çıtır denildiği, alkolizmin, uyuşturucunun her türlüsünün reklamının yapıldığı bir zihniyetin karşısında biz sadece televizyonumuzla değil radyo grubumuzla ve M2 televizyonuyla da varız. Ben her gün okuyorum, her gün izliyorum, her gün çalışıyorum ve her gün öğreniyorum. Burada bu televizyonda belki farkında olmadan hatalar yapacağız ama belli kriterlerimiz sayesinde biz bu ülkenin televizyonu olacağız. Çünkü biz bu ülkenin insanıyız.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |