T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

C U M A R T E S İ
Aptal olduğunuza karınızın inanmasını sağlayın, mutlu olun!

Evlisiniz. Harika bir yuvanız, dünyalar güzeli çocuklarınız var. Mutluluğunuzu bilboardlara borçlusunuz. Sistem, mutlu bir sepet olmanızı sağlayacak her ayrıntıyı özenle düşündü.

Ulaşım artık sizin için sorun değil.

Mutfak robotları ve pet hayatınızı kolaylaştırdı.

GSM hatlarıyla birbirinizden uzak düşmekten kurtuldunuz.

Sacramento-Lakers maçını muhtemelen Amerikalı benzerlerinizle "aynı anda" izlediniz ve mutluluğunuz bir kez daha perçinlendi.

Toplum dışı her hareketinizi cezalandıran meraklı insanların biraraya gelip oluşturdukları acımasız bir kast sisteminde yaşıyorsunuz.

Yani bir cemiyete dahilsiniz.

İyi bir işiniz var.

Çok para kazanıyorsunuz.

Karınız da sonunda çalışması konusunda sizi ikna etti ve "çekirdek mutluluğunuzu" gölgeleyecek bu kararı alırken biraz gerildiniz; ama ona, çalışma isteğinin "ihtiyaç"tan değil, rüşt ispat etme ve kadın-erkek eşitliğini tanıtlama işgüzarlığından kaynaklandığını anlatamadınız. Bunun, mutluluğunuzu bozacak can sıkıcı bir ayrıntı olmasına engin hoşgörünüz ve inanılmaz genişliğinizle yine siz engel oldunuz.

Ne zaman tatile gidileceğine, küçükburjuva alışkanlıklarına dayalı hayatınızın rutin-içi işleyişinden sorumlu karınız karar verecektir...

Yeni bir çamaşır makinası alınmasına...

BBG evini gözetlemek için salona dev ekran televizyon kurulmasına...

Yeni bir otomobile...

Yeni bir eve...

Yeni bir çocuğa...

Size düşen onaylamaktır.

Evliliğinizi kurtaracak olan onay müessesesine işlerlik kazandırmaktır.

Siz "evet" dedikçe, hayatınızı cehenneme çevirecek yeni talepler listesi çıkarılacaktır karşınıza.

Sakın şaşırmayın, dağılmayın, parçalanmayın.

Delikanlı adam şaşırmaz, dağılmaz, parçalanmaz.

Sizi cehennemden ve sistemin iğvasından sakındıracak tek paratöner sihirli "evet" sözcüğünü daha sık telaffuz etmektir.

Kim gibi?

Haluk gibi.

Haluk bir inşaat şirketinde çalışıyor, karısı da bir başka şirkette personel müdürü. Çocukları var. Mutlular. İyi kazanıyorlar. İyi yaşıyorlar.

Haluk tipik baba.

Tipik koca.

Tipik Türk.

Kadın, ondan hep "ilk günkü" gibi olmasını bekliyor; rutine takılmamış ilk günlerin heyecanı, romantizmi. Haluk herşeye evet demeli, çekirdek çerçevenin dışına çıkmamalı, mahremiyeti olmamalı, arkadaşlarıyla takılmamalı, tek başına bir yerlere gitmemeli, televizyonda maç izlememeli, çocukların ödevine yardımcı olmalı, evin bütün işlerine koşturmalı, her şeyi sorun yapan karısına hoşgörüyle yaklaşmalı, iyi bir partner olmalı, sık sık karısına "seni seviyorum" demeli.

Haluk karısını çok seviyor.

Ama durduk yerde "seni seviyorum" demeyi zül addediyor.

Evine ve çocuklarına düşkün.

Ama "ev içi" cehenneminden de kurtulmak istiyor.

Güven bunalımından içi içini kemiren karısı zırt-pırt psikoloğa taşınacak ve Haluk'tan anlayış bekleyecektir.

Haluk da, tabii ki, her konuda olduğu gibi, bu konuda da anlayış gösterecektir ve cekirdek mutluluklarını buna borçlu olduklarını düşünüp rahatlayacaktır.

Haluk elbette iyi bir partner.

Çünkü sinik ve maço.

İyi top sürüyor, seri çalımları var, tandemi sağlam, derinlemesine paslar atıyor, yaptığı fauller yerinde ve profesyonelce, golü adeta kokluyor, ama son hareketi yapamıyor.

Yapmıyor.

Çekirdek çerçevenin dışına çıkmıyor.

"Çocuklar Duymasın"dan sözediyorum.

Kadın üstünlüğüne dayalı çekirdek ailenin zehirlerini saçan bu dizi çok tuttu.

İnsanlar dizide yaşananları toplumsal cinnetlerine uygun buldular.

Kadınlar Haluk'u çok sevdi.

Çünkü, "burnundan getirilmiş" Haluk'u izleyerek, gizliden gizliye Haluk olmasını umdukları kocalarından intikamlarını aldılar.

Devlet de Haluk'u çok sevdi.

Çünkü Haluk bizi, sağlıklı insanların aşktan uzak, rahat, şiirsiz dünyalarına çağırıyor.

Bize, kendimizi yokederek nasıl mutlu olacağımızın sihirli formülünü sunuyor.

Israrla bir cemiyete dahil olmamızı salık veriyor...

Devletin kızdığı birtakım kitapları okumamamızı...

Çocuklarımızı kamu düzenini zaafa uğratacak varlıklar olarak yetiştirmememizi...

Alışkanlıklarımızdan, odamızdan, serigraf baskı çay fincanımızdan, pofuduk terliklerimizden, miflon eşofmanı-mızdan, vatanımızdan milletimizden bizi ayıracak "zararlı cereyanlara" kapılmamazı ve yasalara uygun sterilize bir yaşam sürmemizi...

Sterilize olmanın üç yolu var:

Aptal olmak.

Aptallığı bir yazgı gibi taşımak.

Aptal olduğunuza başkalarının inanmasını sağlamak.


Sayı 13
 
MEHMETHAN FIRAT


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED