|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço ve Moğollar gibi Türk müziğine yön veren isimlerin fırtınalar estirdiği bir dönemde dillerden düşmeyen parçalara imza atan Üç Hürel, bugünkü piyasa koşullarında müzik yapmaktansa inzivaya çekilmeyi tercih ediyor. Kendi bestelerini ve şarkı sözlerini çalıp söyleyen ilk Türk grubu olan "Üç Hürel", Onur, Feridun ve Haldun Hürel kardeşler tarafından 1970 yılında kurulmuş efsanevi gruplardan biriydi. 1970-76 yılları arasında 2 LP ve birçok 45'lik plak yapan grup, Batı müziği dalında verilen ilk altın LP dahil pekçok ödül kazanmıştı. Anadolu ritimlerinden yola çıkarak farklı sentezlere ulaşan 3 Hürel, genellikle vurmalı saz grubunda tef, kaşık, davul, çan, bango gibi enstrümanları kullandı. Grubun hemen hemen bütün bestelerine imzasını atan Feridun Hürel, bağlama ve elktro gitarı aynı gövdede birleştirerek çift saplı 'elektro saz-gitar'ı icat etti. Bugünlerde Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü'nde dersler veren ve aynı zamanda kendine ait reklam ajansını işleten Feridun Hürel, Üç Hürel'in bestecisi ve solisti olarak zihinlerde iz bırakmıştı. "Bir sevmek bin defa ölmektir" gibi sayısız parçayı besteleyen Feridun Hürel'le 'müzik' ve 'reklamcılık' üzerine söyleştik. 70'li yılların en ünlü müzik grupları arasında yer alıyorken müzik yaşamınıza neden son verdiniz? Müziğe ara vermemizin birçok nedeni var ama hepsini özetleyecek bir tek neden söyleyebilirim; biz müziği kendimiz için yapıyorduk. Para kazanalım, insanlar bizi dinlesin diye müzik yapmadık. İnsan kendi için yaptığı bir sanat eserini niye yayınlar? Çünkü yaptığı ürünü paylaşırsa bundan mutlu olur. Paylaşım insanı yaşatan şeydir. Bir sanatçı kendi duygularını çeşitli formlar kullanarak dışa vurur; yazı, resim, müzik gibi.. Bizim de müziği bırakmamızın nedeni paylaşım eksikliğinden, daha doğrusu paylaşımın artık bizi tatmin etmeyişinden kaynaklanıyordu. Toplumların uzun yaşam süreçleri içerisinde ruh halleri de değişiyor. Yabancıların 'toplumun ruhu' diye tanımladığı bir kavram var. Bizim yaptığımız şeyler 1970'lerin toplumunun ruh haline daha çok uyuyordu. Fakat 70'lerin sonuna doğru piyasa koşulları, telif hakları sorunu, korsan kasetçilğin çok büyük boyutlara ulaşması müzik piyasasını maddi yönden çok sarstı. Dolayısıyla piyasaya daha ucuz, daha kalitesiz, daha basit şeyler hakim oldu ve müziğimizin yeterince paylaşılmadığını düşünerek müziği bıraktık. Ama bir ara hayranlarınıza müziğe geri döneceğinize dair sinyaller verdiniz... Esasında biz müziğe geri dönmedik, çok yüksek meblağlarda paralar teklif edilmesine rağmen sahneye çıkmıyoruz. Çünkü sahne sanatçılığını sevmiyoruz. Yıllar içerisinde ürettiğimiz ve hâlâ da üretmeye devam edeceğimiz şarkılar var. Yaptığımız tek şey bunları albüm olarak yeniden çıkarmaktı, geri dönmek değil. Bizi hâlâ seven ve dinleyen insanlar var, bu albümleri biraz plak şirketlerinin ısrarı karşısında biraz da bizi dinleyen insanlar için çıkarttık. Bundan sonra belki yeni albüm yaparız veya yapmayız. Medyada çok fazla yer almıyorsunuz. Sizin gibi sanatçılar geri çekildiği için ekranlar işin ehli olmayan seslere kaldı belkide... Piyasa kendi koşullarını kendisini yaratır her zaman. Halka zorla bir şey empoze edemezsiniz. Dünya kadar reklam yapın, hergün şarkınızın kliplerini yayınlayın halk sizi dinlemiyorsa yapacak birşey yok demektir. Geçen yıllarda televizyonda 'Senin Anan Güzel Mi' diye bir şarkı yayınlanıyordu. Böyle bir piyasada albüm çıkarmak bile yanlış olur bence. İster istemez aynı kulvarda anılmaya başlıyorsunuz. Müzik listelerinde 'Senin Anan Güzel Mi' adlı bir parçanın altında benim çok sevdiğim ve değer verdiğim bir parçam yer alabiliyor. Biz biraz hassas insanlarız. Kendimizi çok farklı bir yerde görmüyoruz ama 'Senin Anan Güzel Mi?' adlı bir parçanın yanında kendi parçalarımızı görmek veya aynı parçanın klibinin yayınlandığı bir programda şarkılarımızın kliplerini görmek istemiyoruz. Bence böyle bir ortamda Üç Hürel olmasa daha iyi. Fakat son yıllarda müzikte eskiye özlem arttı. Pek çok yeni isim eski parçaları derlemeye başladı. Bu sadece Türkiye'de değil bütün dünyada öyle. Eski sanatçıları anmak nostaljiye özlem duymak değildir. Nostaljiye özlem dünya var olduğundan beri vardır ama yükselen değerler içinde hiçbir zaman bu kadar yer tutmamıştır. Her zaman geçmişe özlem duyuluyordu ama şimdi bunu gençler de yapmaya başladı. Geçmişe özlem duymak yaşlı insanların tek dayanaklarıdır çünkü artık son dönemlerini 'neydi o eski günler' diyerek geçmişi anarak geçirirler. Ama şimdi bakıyorsunuz gençler de geçmişi anmaya başladı. Bilinçli gençlik de şu anki kültür erozyonundan rahatsız. Onların sayısı ne yazık ki çok az. Sadece Türkiye'yi baz almayalım, kültür konusunda muazzam bir boşluk, seviyesizlik yaşanıyor. Bu belkide dünyanın geçirmesi gereken bir dönemdi. Kültür erozyonu olması gereken bir şeydi. Bunun altyapısını hazırlayan ekonomik, siyasi, coğrafi ve sosyolojik boyutları var. Demek ki dünyanın böyle bir dönemden geçmesi gerekiyordu. Malesef biz şansız bir kuşağız, hatta bizim 68 kuşağı bugünün gençlerinden daha şanssızdı. Günümüzle kıyaslandığında "Üç Hürel" gibi 70'li yıllarda eser üreten müzik gruplarının yaptığı müziğin bir felsefesi olduğunu görüyoruz. Bugün neden müzik piyasası içerikten yoksun parçalar ve yeteneksiz isimlerin eline kaldı? Çünkü o zamanlarda yaratılıcık prim ediyordu. Dünyada sadece iki değer olduğunu düşünün, eğer yaratıcılık ve yenilik olmazsa sadece o iki değerle yetinmek zorunda kalırsınız. Bunu bir örnekle açıklayacak olursak elinizde yiyecek olarak şeker pancarı ve elma olduğunu düşünün. Yenilik ve yaratıcılıktan uzaksanız, ömrünüzün sonuna kadar sadece şeker pancarı ve elma yiyerek yaşarsınız. Ama yenilikçi düşünceye açıksanız şeker pancarıyla elmayı birleştirerek hoşaf veya elma şekeri yapabilirsiniz. Dünyadaki bütün yenilikler bunun gibi yaratıcı girişimlerle ortaya çıkmıştır. Yeryüzünde bütün malzeme var zaten ama yaratıcı olmazsanız elinizdeki malzemelerle yetinmek zorunda kalırsınız. Türkiye ne yazık ki muhafakazarlıkla yenilik arasındaki dengeyi tam olarak tutturamıyor. Yani gri renklere geçit yok, siyah ve beyazlara yer var sadece. Ya çok muhafakazar olacaksınız ya da çok yenilikçi, radikal bir tip olacaksınız. Halbuki bu ikisinin dengesi olmalı. Bütün yenilikler kabul görmezken, muhafakazarlık, eldekileri kaybetmeyeyim düşüncesiyle de yenilikler oluşmaz. Zaten halk neyi kabul edeceğinin sınırlarını kendisi çizer. Müzikte de aynı şey söz konusu. Önemli olan müziğin felsefesiyle uğraşmak, bizim yaptığımız da oydu zaten. Yaratıcılıktan ve yeniliklerden bahsetmişken Türkiye'de 'dinin yeniliklerin önünü tıkadığı' gibi bir kanı var. Siz bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz? Hiçbir dinin dünyada var olan nimetleri sentezleyerek düşünceler üretmeyi, o nimetlerden daha farklı yararlanma yollarını ve değerler üretme biçimlerini yasakladığını düşünmüyorum. Aksi takdirde dünya ilk çağda kalırdı. Hangi din bunu yasaklar? Müzik kadar yaratıcılık gerektiren başka bir meslek de hayatınızda önemli bir yere sahip olan reklamcılık... " Reklamcılığa ilgim okul yıllarında başladı. Mimar Sinan Üniversitesi Grafik Bölümü'nü bitirdim. Reklamcılık yaratıcılığın en çok kullanıldığı, herhangi bir kartvizitin üzerinde 'yaratıcılık' kelimesinin geçtiği tek meslek. Yaratıcılığı bir yaşam tarzı olarak gördüğüm için 20 küsür yıldır severek reklamcılıkla uğraşıyorum. Türkiye'deki diğer sektörlerle karşılaştırıldığında reklamcılığın çok gelişmiş bir sektör olduğunu düşünüyorum. Fakat dünyayla kıyaslandığında daha katetmemiz gereken çok yol var. Aynı zamanda M.Ü. İletişim Fakültesi'nde ders veriyorsunuz. Eğitim sistemimizin yeniliklere kapalı yönünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye'deki eğitim sistemini düşündüğümüzde hiçbir konuda yeterli olmadığını görüyorsunuz. Üniversiteler, benim kafamdaki, hayalimdeki üniversiteler değil. Meslek okullarıyla üniversiteleri karıştırmamak lazım. Üniversitede fazla teorik bilginin üretilmemesi gerekir. Zaten bilgi çağında yaşıyoruz, bilgiye ulaşmak artık çok kolay, bir tuşa basmanız yeterli. Bence üniversitelerde bilgiye en kolay ulaşmanın yolları ve o bilgiyi kullanabilme yetisinin öğretilmesi gerekir. Hocalara göre dersler ayarlanıyor, oysa dersler göre hocalar bulunmalı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |