T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

C U M A R T E S İ

Vay Canına Sayın Seyirciler

Dönem "vay canına sayın seyirciler" döneminin sonları. Yani yayıncılık tarihini, kendimize göre anekdotlara dayanarak böldüğümüz dönemlerden biri.

Rahmetli Aydın Köker yeni kullanmış "Vay canına" kelimesini bir maç yayınında ve Ali Kocatepe olayı kendine maledip sahiplenmiş herzeyi..

Aslında yakın tarihin çok fazlasıyla bulanık kalmış ve anlatılmaktan öteye geçememiş anılarında apaçık gerçekler gizlidir. O nedenle yanlış sahiplenmeler ve kasıtlı saptırmalar haliyle olmuştur.

Uzak tarihi bize nasıl verilirse öyle kabul ederiz. En azından zorundayız...

Oysa yakın tarihin birinci göz ve kulaktan aktarılan ya da bizzat yaşanmış olaylarından bugüne ders çıkarmak daha zor. Çünkü doğruyu biliyorsunuz ama o gün hayatta bile olmayan, ya da siz ilk canlı yayını yaptığınızda henüz misket oynayan birisi size sizin yayınınızı anlatıyor.

Ona hep "Bak oğlum..." diyesim gelmiştir de dememişimdir...

Dünya sinemasında "Western" kelimesinin ilk kullanılışı 1912 yılında yayınlanan "The Moving Picture World" adını taşıyan bir dergide; Türkçesi "Madendeki Çatışma" orijinal adıyla "The Fight At The Mill" filminin bir tanıtım yazısında gerçekleşmiştir.

Western kelimesi terminolojiye ilk kez burada sokulmuştur.

Sonradan ilk western türü filmin 1903 yılında çekilen "Great Train Robbery" olduğu da bilinmektedir. Siz bunları bilirken, bunlardan habersiz biri size western'i anlatsa, anlatanın yüzeysel bilgisine tahammül etmek zorunda kalsanız, acı çekersiniz.

Demem o ki, konu derinlemesine inilmeyi gerektiren bir kuyudur.

Korkulurdu o zamanlar aykırıdan. Bilinmeyen her şeyden korkulurdu.

Korku ise 1931 yılında James Whale'in çektiği ilk Frankenstein filminden de, 1979 yılında Ridley Scott'un çektiği ilk "Alien" filminden de farklıydı.

Yaratık ve uzaylı korkusu gibi değildi.

Olsa olsa Stanley Kubrick'in 1968 yılı harikası olan "2001: Space Odyssey" filmi gibi olabilirdi.

Bilinmeyenden korkuyorduk...

1975 yılında Bursaspor, tarihinin en başarılı dönemini yaşıyordu. Bir trafik kazasında rahmetli olan Başkan Selahattin Kaya ve Futbol Şubesi Sorumlusu Cavit Çağlar takımı sırtlamış başarıdan başarıya götürüyordu.

Avrupa Kupaları'nda önce Finn Harps, ardından Dundee United'ı eleyen Bursaspor üçüncü turda oynuyor ve rakibi de dönemin dev takımı Dinamo Kiev.

Kalede Rudakov ve ilerde Oleg Blokhin yeterli herhalde...

Bursa'dayız ve ilk iki turu ben anlattığım için üçüncü tur maçını da naklen yayın arabasından izliyorum.

Aydın Köker maçı anlatıyor.

Maç 0-0 giderken Baykul altı pasın içinde kaleci Rudakov'la başbaşa kaldı.

Vurdu ve Rudakov'dan döndü top.

Rudakov yerde, kale boş ve top Baykul'un önünde hafifçe çekiyor.

Vurmayıp sadece dua etse bile gol olacak...

Baykul çift gol yazılacakmış gibi Yaradan'a sığınıp çaktı ve top boş kale yerine üst direğe vurup avuta gitmez mi?..

O anda kendini kaptıran Aydın Köker şöyle bir cümle kullandı:

"Vur Baykul.. Kale boş, kaleci yerde.. Vuruyoooor veee... Vay canına bu da kaçar mı sayın seyircilerrr..."

Bir haftaya kalmadı olay Ali Kocatepe'nin üstüne yıkıldı, biraz da kendisi omuzladı meseleyi ve ortaya bir şarkı bile çıktı:

"Vay canına bu ne iştir

Git pantalonunu değiştir" şeklinde...

Dönem korku dönemi yani...

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Haber Merkezi Spor Servisi, II. Kemal Deniz dönemine o sıralarda yeni girmişti.

1. Kemal Deniz dönemi ise Kemal Deniz'in izinsiz garnizon sınırları dışına çıkması ve hakkında soruşturma açılmasıyla biter...

Anlatayım...

Kemal Deniz haftalık izninde, görev yeri Ankara'dan bir günlüğüne İstanbul'a gitmeye karar verir. Kasımpaşa'da bir ev edinmiştir de ona bakacaktır rahmetli. Memurin Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca garnizon sınırları dışına izinsiz çıkmaması gerekmektedir. Ama çıkar...

Anakara'dan kalkan İstanbul uçağına biner. Havalandıktan 10 dakika sonra da birisi pilotun kafasına silahı dayar ve "çek Sofya'ya" der.

Kaçırılan uçak birinci ve en önemli haberdir ve ne güzeldir ki içinde bir TRT müdürü olan kökten yayıncı vardır.

Kemal Deniz olay sırasında ve sonrasında iyice tüketilir, haberin tam göbeğinde bir elemanı bulunması avantajını kullanabildiği kadar kullanır Haber Dairesi Başkanı Doğan Kasaroğlu...

Sonuçta Kemal Deniz İstanbul'a inemeden Ankara'ya döner ve doğrudan Kasaroğlu'nun makamına alınır. Kendisine hizmetlerinden dolayı bir teşekkür yazısı ile birlikte "bir maaşının kesildiğini" bildiren bir sarı zarf, aynı anda tebellüğ ettirilir. Sarı zarf şöyle başlamaktadır.

"İzinsiz garnizon sınırlarını terk ettiğinizden..."

Yahu uçak kaçırılmış... Adam mesleğinin tüm gereklerini de yerine getirmiş... Ama kimin umurunda...

Birinci Kemal Deniz döneminin sonudur bu olay.

Şimdi anlatacağım olay ise İkinci Kemal Deniz döneminin hemen başıdır...

Ülke genelindeki kemer sıkma politikasından payımızı almış, hareket kabiliyetimizi tamamen kaybetmişiz. Yurt dışına gidip maç anlatmak hayal olduğu gibi yurt içinde bile perişanız.

Uçak yasak...

Her yere otobüsle gidip dönüyoruz. Cumartesi akşamı 18.00 otobüsüyhle 16 saat Trabzon'a gidip iki lokma yiyip pazar gündüz maçını anlatıyorum ve ardından 16 saat otobüs yolculuğundan sonra sabaha karşı Ankara'da oluyorum. Traş olup kravatımı takıyor ve bütün gün programı hazırladıktan sonra uykusuz üçüncü gece en az iki saatlik canlı yayına çıkıyorum.

Yurt içi uçaklarına bile onay yok.

İki yıla yakın süren böyle bir uygulama bir gün bir yerde pes edecek ama bizde aslanlar gibi direniyoruz. Diyarbakır'a gece otobüsüyle gidip maçı anlattıktan sonra gece otobüsüyle dönmek zorundayız. Çünkü otele yetmiyor harcırah...

Zaten çoğunlukla sabahçı kahvelerinde ya da bölge müdürlüklerinde sandalye üzerinde uyukluyoruz. Bazen de devlet teşekküllerinin bir misafirhanesinde kalıyoruz da kendimizi yüzme havuzlu lüks otelde sanıyoruz.

Anlayacağınız dönem "boğaz tokluğuna" dönemi...

Ayrıca boğaz tokluğuna çalışıp her an okkanın altına gidebilmek de sözkonusu.

Üstelik herkes etimolojist...

Bir kelime ancak bin işlemden sonra doğru şeklini alabiliyor ve kullanılabilir oluyor.

DEVAMI HAFTAYA


Sayı 13
 
ÜMİT AKTAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED