T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kopenhag'dan Kopenhag'a...

Kopenhag'a son on yıl içinde bir kez daha gelmiştim. 1995 yılıydı. Bir Türk kuruluşunun panel daveti idi ve aramızda rahmetli Yavuz Gökmen de vardı. Geldiğimiz tarihte 'Kopenhag kriterleri' -1993 Kopenhag Zirvesi'nin ürünü olduklarına göre- de vardı ama bundan hiçbirimizin haberi yoktu.

Anlaşılan, 1987'de tam üyelik başvurusu yapmış olmasına rağmen, 1995'te ne Türkiye'yi AB'ye o kadar yakın görüyorduk; ne de 'tam üyelik' için 'Kopenhag kriterleri'ne uymak gerektiğinin farkındaydık. Zaten, öyle bir şeyin varlığından haberimiz bile yoktu. Aradan geçen 7 yılı, Türkiye'de 'ilerleme'nin hanesine mi kaydetmeli; yoksa nice yılı 'heba edişimiz'e mi, tartışmaya değer. 7-10 yıl önce gerilerde yan gözle baktığımız Doğu ve Orta Avrupa'nın eski sosyalist ülkeleri 'AB turnikesi'nde sırada bizden çok öndeler. Hatta, o yıllarda yan gözle bile bakmadığımız Romanya ve Bulgaristan bile öyle.

Bu ikinci gelişim, Danimarka Dışişleri Bakanlığı'nın daveti üzerine. AB'ye aday ülkelerin herbirinden birer kişi davet etmişler; Türkiye'den gelen benim. Danimarka, AB'nin altı ay süreli 'Dönem Başkanlığı'nı üstleneli iki hafta bile olmadan, belli ki bu rolü oynamaya hızla girişmişler. Danimarka'nın bu dönem başkanlığı, AB için tarihi bir döneme işaret edecek; zira 'AB Genişlemesi', Danimarka dönem başkanlığı sırasında gerçekleşecek. Kopenhag, 1993 tarihli 'kriterler'in belirlendiği zirve şehri olmanın yanısıra, 'AB Genişlemesi'nin gerçekleşeceği Aralık 2002'deki 'Kopenhag Zirvesi' ile de tarih kayıtlarına düşecek.

Benimle birlikte davet edilen ve herbiri birer AB aday ülkesinden gelenlerin yer aldığı listeye baktım, benim adım en üstte. Bilmeyen, aday üyeler arasında Türkiye'nin birinci sırada yer aldığına hükmedebilir. Oysa, Türkiye, aday üyeler arasında henüz 'tam üyelik müzakereleri'ne bile başlamamış olan tek ülke. Alfabetik olarak da birinci sıraya yerleşmek mümkün olmadığına göre, acaba diye sordum kendi kendime; Danimarka hükümeti, ülkeler arasında bir hiyerarşik ayrım gözetmediğini göstermek için mi, böyle bir sıralamayı uygun görüyor? Programa bakıldığında öyle de gözükmüyor. Program, 'AB'nin tarım politikasının revizyonu' konulu bir brifingle başlıyor!

Zaten, 'Danimarka Dönem Başkanlığı'nın AB için 'öncelikler'ine göz attığınızda, Türkiye'nin 'AB gündemi'ne neredeyse taban tabana zıt bir 'konular dizisi'nin yer aldığını görüyorsunuz: Daha büyük ve rekabete daha fazla açık bir AB; Tek Pazar üzerinde odaklanmaya devam; Avrupa için esnek bir içgücü pazarı; AB'nin geleceğinin araştırma, buluş ve eğitimde yattığı; AB'de kurumlar vergisinin kolaylaştırılması; kamu ihalelerinin kolaylaştırılması; Tek Pazar'ın güvencesi olarak tüketici güveninin sağlanması; AB bütçesinin yarısının tarımın desteklenmesi için kullanıp kullanılmayacağı; elektrik ve gazda serbest pazarın AB'nin rekabet gücünü arttırması vs.

Aslında, Danimarka için 'Dönem Başkanlığı'nın birinci ve sonuncu maddesi 'Genişleme'. Kopenhag, 2002 sonunda 'AB Genişlemesi'nin gerçekleşeceği başkent olarak 'tarihe geçmek' için bilinçli bir gayret ve hazırlık içinde. O yüzden, Danimarkalılar, Kopenhag Zirvesi tarihine dek, tüm 'dosyaları' birer birer sonuçlandırmak ve 'Genişleme'nin önünü açmak için kararlılar. En azından, Danimarka'nın Avrupa Bakanı Bertel Haarder'in bize söylediği bu.

AB'nin 'Genişleme' konusunda önünde üç önemli 'engel' dikilmiş durumda. Birincisi, tabii ki, Kıbrıs. İkincisi, İrlanda'nın daha önceki referandumda genişlemeye karşı oy kullanması. Üçüncüsü ise 'Ortak Tarım Politikası Reformu'.

Bu üçüncü konu, Türkiye'ye çok uzak ve Türkiye açısından çok ilgisiz görünüyor ama başta Polonya olmak üzere, Orta Avrupa'nın AB'ye girmesi beklenen bir dizi aday üyesini çok yakından ilgilendiriyor. Almanya, Hollanda, İngiltere ve İsveç, genişleme gerçekleşmeden önce 'Ortak Tarım Politikası Reformu' istiyorlar. Bu mümkün olmazsa, bu ülkeler, yeni üyelerin tarımını geliştirmelerini desteklemek için kesenin ağzını açacak olan ülkeler. Bu yüzden, bu güne dek başta Fransa gibi toprak nüfusu görece olarak fazla olan ülkelerin yararlandığı, AB'nin tarımı destekleme politikalarına son verilmesini istiyorlar. Buna, Fransa karşı çıkıyor. Polonya ise 'Ortak Tarım Politikası Reformu' yapıldığı takdirde, AB üyeliğine isteksiz; zira başta Polonya olmak üzere bir dizi yeni üyenin AB içinde rekabet şansı kalmayacak ve AB içinde, ister istemez, 'birinci sınıf-ikinci sınıf ülkeler' ortaya çıkacak.

Aramızdaki Polonyalı, 'Maastricht kriterleri'ne uyduklarını ama 'enflasyon konusunda geride kaldıkları'nı söyledi. 'Polonya'da enflasyon kaç' diye sordum; 'AB kriterlerinin yarım puan üzerinde, yüzde 3' cevabını verdi ve ekledi: 'Ama işsizlik feci boyutta; yüzde 8!'

'Aday üyeler kuyruğu'nun niçin en sonunda beklediğimizi anlamak için başka bir örnek herhalde gerekmiyor.

AB Dönem Başkanı Danimarka'nın Avrupa Bakanı Haalder, Kıbrıs konusunda Danimarka'nın tutumunu birkaç cümleyle özetledi: 'Bu oyunu BM'nin oynamasını istiyoruz. Kofi Annan sahnede. Onun bir girişimi var ve bunu bozmak istemiyoruz.'

Kendisine, 'Danimarka Dönem Başkanlığı, Kopenhag Zirvesi'ne dek, Kofi Annan girişimi konusunda 'nötr' mü kalacak; 'yardımcı' mı olacak?' diye sordum. 'Bu, tamamiyle Kofi Annan'a bağlı. Eğer bizden birşey isterse, istediğini yapmaya hazırız...' karşılığını verdi.

Türkiye'deki AB tartışmalarının içeriği ve düzeyini düşünüyorum. Kopenhag'dan bakıldığında, Türkiye'nin AB'nin çok uzağında kaldığı seziliyor. Galiba, bu yüzden, 'vakit kaybetmemek' gerekli...


12 Haziran 2002
Çarşamba
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED