|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
En son ne zaman gittim? Tanıdık koridorlar, tanıdık odalar, tanıdık yüzler... Heyecan vermese de basbayağı ürkütüyor. Evet, kasvetli... Yüz mumluk çıplak ampülle aydınlatılmış upuzun koridor boyunca sıralanmış odalardan çat-çut daktilo sesleri geliyor. Koridorun sonunda "duruşma salonu" olarak düzenlenmiş ve üzerinde "bilmem kaçıncı asliye hukuk mahkemesi" yazan küçük bir bölme. Bölmenin kapısında dikilmiş görevli (Mübaşir) o gün yargılanacakların esamisini okuyor. Hazır bulunanlar içeri alınıp yargılanacak, hazır bulunmayanlar için muhtemelen "tutuklama" kararı çıkarılacak. Neredeyiz? Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı bilmem ne Adliye Sarayı'nda... Alıştığımız ve çoğunlukla ürkerek yaklaştığımız kurumlardan, mesela Tapu Kadastro yahut Vergi Dairesi'nden farkı, konuklarının "çeşitlilik" arzetmesi. Çekini ödeyemeyen müflis tüccardan Ertuğrul Özkök mağduru gazeteciye, komşusunu ihbar eden "sayın vatandaş"tan jandarmaca enterne edilmiş ırz düşmanına... Çoğu yorgun ve kederli bakışlarla ortalıkta salınan toplumun her katmanından insan... "Adalet Sarayı" nitelemesi kötü bir şaka elbette. Yolunuz düşerse bakın. Düşmemesini temenni ederim ama... Koridorları pislik götürüyor. Yerlerde şerit şerit paspas izleri. Odalar karanlık. Tepeleme dosya yığılı arşiv fare pisliğinden geçilmiyor. Demirbaşa kayıtlı dolapların mutlaka köşeleri eprimiş. Sandalyeler eski ve deri arkalıkları yırtılmış. Masalar pis ve düzensiz. Bu görüntüye, bir de savcı ve hakimlerin maaş durumlarını, özlük haklarından kaynaklanan problemleri ekleyin, sonra da bu şeraitte adil yargılama ve "hukuk" bekleyin. Can sıkıcı bir durum... Ayıptır söylemesi, yolum oralara çok düştüğü için, bazılarıyla konuşma ve dertleşme imkanı buldum. Her defasında da bu koşullara, bu iş yoğunluğuna, bu tempoya nasıl dayandıklarına şaştım. Çoğu yorgun ve hayatından bezmiş, "şu mesele hallolsa da işimize gücümüze baksak" havasında, bir bölümü yasak savar gibi önündeki dosyaları azalmak için kalkışıyor işe... Bir taraftan devlete sahiplik etmenin üstünlüğünü taşırken, bir taraftan da böyle bir devlete memurluk etmenin ezikliğini yaşıyorlar. Bu söylediklerim belki Hakan Kızılarslan için de geçerlidir. Hakan Kızılarslan kim? Yeni RTÜK Yasası gereği, "internet suçları"nı izlemekle görevlendirile DGM Cumhuriyet Savcısı... Bu göreve neden onun getirildiğini bilmiyoruz. İhtimal ki, internetle ünsiyeti olan ve bilgisayarın diline vakıf biri. Gelgelelim, internet suçlarını takiple görevli Kızılarslan internete giremiyor. Çünkü odasında "modem bağlantısı" yok. Ankara Adliyesi ve DGM Başsavcılığı'nda çalışan savcılar haklı olarak bu duruma isyan ediyor; sadece internetten değil, telefonları sıfırlı numaralara kapalı olduğu için, dışarıyla görüşme imkanından da mahrumlar. Hakan Kızılarslan, modem bağlantısı kurulana kadar, internet suçlarını "sayın vatandaşlar"dan gelen "ihbar"ları değerlendirerek takip edecekmiş. Olabilir mi? Hayatında 10 dolar bozdurmamış, döviz büfesinin yolunu bile bilmeyen Bülent Ecevit Cumhuriyet tarihinin en büyük "döviz krizini" yönetmişti. İnternetsiz internet savcısı neden olmasın!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |