|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Pazartesi günü yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında enflasyon ve büyüme tartışmasının yaşandığı haberi gazetelerde yer aldı. Merkez Bankası Başkanı Sayın Süreyya Serdengeçti, Bakanlar Kurulu'nda yaptığı açıklamada büyümenin ikinci planda, önceliğin enflasyonda olduğunu söylüyor. Bugünkü gelinen noktada ekonomi, büyüme mi, enflasyon mu ikilemiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Bir başka ifade ile hem enflasyonla mücadele ve hem de büyümenin sağlanmasının birlikte olamayacağı ortaya çıkmıştır. Daha doğrusu ifade edilmek istenen budur. Sözkonusu açıklama, enflasyonla mücadele belirli bir noktaya gelene kadar büyümenin ikinci plana atılacağı olgusunu da içermektedir. Enflasyon hangi noktaya geldiğinde büyümenin başlayacağı ise belirli değildir.
Düşük enflasyon amaç değil araçtır
Bütün ekonomilerde temel hedef bireylerin ve toplumun refah seviyesinin yükseltilmesidir. Refah seviyesinin yükseltilmesi, üretilen mal ve hizmet miktarının ve istihdam imkanlarının artırılması ile gerçekleştirilebilir. Yani ekonomik büyüme ile. Düşük enflasyon ortamı, ekonomik büyümeyi hızlandırdığı ve beklenti maliyetlerini düşürdüğü için son derece önemlidir, ancak amaç değildir. Sadece araçtır. Tıpkı, düşük reel faiz gibi. Yüksek enflasyonun hüküm sürdüğü ülkelerde sürekli, makul ve istikrarlı büyümenin sağlanmasının zorluğu bilinmektedir. Kuşkusuz ideal olanı tek haneli rakamlara indirilmiş ve istikrara kavuşturulmuş enflasyon ortamında büyümenin sağlanmasıdır. Eğer, nedeni ne olursa olsun düşük enflasyonla birlikte büyüme trendi yakalanamıyorsa ve enflasyonla büyüme arasında bir tercihle karşı karşıya kalınırsa büyüme düşük enflasyona kurban edilemez. Türkiye uzun yıllardan beri enflasyonu düşürmeyi hedefleyen programlar uygulamaktadır. Ne yazık ki bugüne kadar istenilen başarı elde edilememiştir. Geçmişteki olumsuz deneyimler, mevcut ekonomik programın başarısını da şüpheli hale getirmektedir. İlginç olanı, uygulanan programların tamamının aynı ya da benzer argümanları kullanmasıdır. İç talebin kısılması, dövizin fiyatının enflasyon oranının altında artırılması yoluyla enflasyon aşağıya çekilmek istenmektedir. Her defasında, programın uygulandığı ilk yıl ya da yıllarda inişe geçen enflasyon oranı, ani ve yüksek devalüasyonlar sonrası adeta patlamayla tekrar ortaya çıkmaktadır. Talebin kısılması da büyüme, daha doğrusu büyümeme problemini ortaya çıkarmaktadır. Eğer, 3 yıl gibi makul bir süre içinde enflasyon oranı, kalıcı olarak tek haneli rakamlara indirilebilse, uygulanan ekonomik programın büyüme üzerindeki olumsuz etkisine katlanılabilir. Ancak bunun garantisi yoktur. Hatta geçmişe baktığımızda enflasyonun tekrar 70 ve 80'li rakamlara tırmanma ihtimalinin çok yüksek olduğu söylenebilir. 3 yıl sonra başa dönülecekse büyümeden taviz şeklinde ortaya çıkan bir bedelin ödenmesi anlamsız hale gelmektedir. 2000 yılında uygulanan ve sonu hüsranla biten ekonomik programın başarısından Hükümet'in en küçük bir kuşkusu bulunmamaktaydı. Sadece Hükümet değil, İMF başta olmak üzere yerli ve yabancı ekonomi çevreleri programa toz kondurmuyorlardı. Merak ediyorsanız, o günkü gazetelere bakabilirsiniz. Belki bu noktada, uygulanan programların tartışılması ve sorgulanması gerekir. Talebin kısılarak, ekonomik işlemlerin yavaşlatılması ve küçültülmesi esasına dayanan programlar başarısız olduğuna göre, büyüme ile enflasyon karşılaştırılmasında büyümenin öne çıkarılması toplumun ve bireylerin menfaatinedir. Zaman kaybetmeden esas hedefe yönelinmesi ve büyümenin sağlanması için gerekli adımların acilen atılması dışında bir seçenek bulunmamaktadır. Enflasyonla mücadele için klasik programlar dışında daha gerçekçi ve sonuç alıcı ekonomik programların uygulamaya konulması gereğinin de altının çizilmesi gerekir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |