|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Saadet Partisi ve AK Parti'nin idam cezasının kaldırılması konusunda samimi olmadığını düşünenler var. Oysa, hem Recai Kutan, hem de Tayyip Erdoğan, tutarlı davranıyorlar. Bir yandan AB'ye tam üyelik isteyip, bir yandan da müzakere takviminin belirleneceği Kopenhag zirvesine "ev ödevlerini" yapmamış olarak katılmak, çelişkili bir davranış. Tabiî sorumluluk, öncelikle hükûmetin omuzlarında. AK Parti'nin ve Saadet Partisi'nin hiçbir şahsi beklentisi olmadan, MHP'nin boşluğunu doldurması, hayret uyandırdığı için, acaba işin sonunda çapanoğlu mu çıkar sorusu zihinlere takılıyor. MHP'nin de sorumluluğunu yüklenerek Avrupa Birliği önündeki engelleri bertaraf etmek, güçlü bir siyasi irade kadar, önemli bir değişimin de dışavuruşu. Adeta bir turnosol kâğıdı. Eğer bu iki parti, İran benzeri İslâm cumhuriyeti kurmayı arzu etselerdi, herhalde tercihleri, AB'ye girmek yerine, dışında kalmak olurdu. Hatta Harp Akademileri'nde konuşan Org. Tuncer Kılınç'ın dediği gibi, AB'ye alternatif olarak Rusya-İran eksenini bile seçebilirdi.
Kıbrıs ön şart değil
Bu noktada, Kıbrıs'ın, Avrupa Birliği müzakere sürecine dahil edilmemiz için bir ön şart olmadığını hatırlatmak gerekiyor. AB, biz bu müzakere sürecine dahil olsak da, olmasak da, adanın tümünün temsilcisi kabul ettiği Güney Kıbrıs'a üye devlet statüsünü kazandıracak. Tabiî, bu durum Türkiye'nin aleyhine. Fakat böyle bir gelişmeye işaret ederek, AB'nin Rum tezini savunduğunu ileri sürmek yanlış. Yunanistan'ın AB'nin bir parçası olması elbette Rum tezini güçlendiriyor. Esasında Türkiye için bir takvim belirlenir ve biz de şartları aksatmadan yerine getirirsek, müzakere süreci içinde KKTC'nin haklarını daha etkili bir biçimde savunabiliriz. AB'nin dışında kalarak, Türk-Yunan ilişkilerini gerginleştiren ihtilâf noktalarını canlı tutmak, Türkiye'nin çıkarlarına hizmet etmez. Ege'nin Türkiye ve Yunanistan arasında barış suyuna dönüşmesi, Kuzey Kıbrıs'ın, bizim de ortağı olduğumuz Avrupa Birliği'nin bir parçası haline gelmesi, ülkemizin lehinedir. "AB bizi istemiyor" tezini ileri sürenlere, "1978'de, Yunanistan ile beraber, Türkiye de davet almadı mı?" sorusunu yöneltmek lâzım. Hem fırsatları kaçıracaksınız, hem de başkalarını suçlayacaksınız.
Faizler yükseliyor
Türkiye'de, şu anda, ekonomi de, siyaset de kötüye gidiyor. Belki de halkın büyük çoğunluğunun AB üyeliğini talep etmesi, içinde bulunduğumuz bu olumsuz şartlardan kaynaklanıyor. Programın başarısı için faizin düşmesi lâzımdı. Faiz % 70'e yükseldi. Dün de yazdık; bugün 5 aylık rakamları tekrar edelim: Ocak -Mayıs döneminde 18 katrilyon 577 trilyon lira faiz ödendi. Ayrıca, aynı dönemde, 33.2 katrilyon lira, iç borç ana parası, 3.7 katrilyon lira karşılığı döviz de, dış borç ana parası olarak ödendi. Kısacası ilk 5 ayda, iç ve dış borç toplam ana para ve faizine ödenen para 55.5 katrilyon lira civarında. Oysa aynı dönemde Hazine'nin geliri 27.5 katrilyon lirada kalıyor. Aradaki fark yeni borçla kapanıyor. Aldığımız iç borcu (33.7 katrilyon TL) hemen hemen olduğu gibi, vadesi gelen eski iç borcun ödemesinde kullandık. 33.7 katrilyon liralık yeni iç borç, 33.2 katrilyon liralık eski borcun tasfiyesine gitti. Bizi dış borç kurtardı. Çünkü 3.7 katrilyon lira karşılığındaki dövizi dış borca verdikten sonra, ilk 5 ayda aldığımız 16.9 katrilyon liralık dış borcun geri kalan kısmıyla (13.1 katrilyon lirasıyla) faiz giderlerinden doğan 12.2 katrilyon liralık bütçe açığını kapattık. Borçlanma ihtiyacı bütün şiddetiyle sürerken, faizlerin son haftalarda 15-20 puan artması, borcun çevrilmesini zorlaştırıyor.
AB'ye üye olmanın sadece siyasi değil, ekonomik şartları da var. Toplam borç yükü, milli gelirin % 60'ını aşmamalıydı. Bizim milli gelirimiz 150 milyar dolar. Buna mukabil iç ve dış borcun toplamının yabancı parayla ifadesi 200 milyar dolar. AB'nin şartları, Türkiye'den istenilen bir taviz değil. Hem siyasetin, hem ekonominin standardının yükselmesi için gayret sarfediliyor.
İSKİ ve Eroğlu
Siyasetin standardı yükselmeden ekonomi de düzelmez. İşte son haftalardaki belirsizlik dolayısıyla faizler arttı. Hazine üzerindeki yük ağırlaştı. İktidarı eline geçiren, hem kendisini koruyan bir kalkan elde etmiş oluyor, hem de rakiplerini bu silâhla bertaraf etme çabasına girişiyor. Kimse, bu yüzden koltuğu bırakmayı düşünmüyor.
İstanbul Belediyesi'ndeki yolsuzluk iddialarından dolayı çok sayıda bürokrat yargı önüne çıkarılıyor. İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu'nun da dava edildiğini görünce, bir İstanbullu olarak, isyan ettim. Eskide susuzluktan kıvranıyordu; şimdi sular hiç kesilmiyor. Bu önemli başarıya ulaşmak için acaba belediye bütçesi ağır bir borç yükü altına mı sokuldu? O da değil. İSKİ'nin son 4 yılda bütçesi denk geliyor. Eroğlu, İSKİ'yi, 1 milyar dolarlık bir borç yükü ile devraldıklarını, bu borcun 534 milyon dolarını ödediklerini söylüyor. İSKİ, kendi kaynaklarıyla ve devralınan 1 milyar dolarlık borcu azaltarak, 8 yıl içinde, 2.1 katrilyon liraya mal olan 350 tesisi İstanbullular'a kazandırdı. İSKİ'nin 2002 yılı bütçesi, tam 1 katrilyon lira. İstanbul'un içme suyu şebekesinin % 94'ü yenilendi; su kaybı % 65'ten % 27'ye indi. Su kapasitesi, yeni devreye sokulan, 8 baraj ve 82 adet kuyu ile, 590 milyon metreküpten 1 milyar metreküpe çıktı. İSKİ, İstanbul Belediyesi'nin yüzakı. Ama Eroğlu, yolsuzluk iddiasıyla yargılanıyor. Esas peşine düşülmesi gerekenler ise bir eli yağda bir eli balda keyif sürüyor.
İzmit Su Projesi, Yap-İşlet-Devret modeliyle yapıldı. Hazine, sadece 1999 ve 2000 yıllarında, kullanılmayan suların karşılığı olarak, verdiği teminat yüzünden, 480 milyon dolar tutarında su faturası ödemek zorunda kaldı. İzmit projesinin süresi 15 yıl. Önümüzdeki yıllarda uğranlan zarar artarak devam edecek. İSKİ'de çok sayıda başarıya imza atan Veysel Eroğlu'na değil, esas İzmit projesine öncülük ederek, Hazine'yi yüz milyonlarca dolar zarara sokanlara dava açmak gerekmez mi?
Karalar aklanıyor
Bence hem siyasetin, hem ekonominin, hem de ahlâkın standardının yükselmesi için dışardan biraz "dürtüklenmemiz" şart. AB, şeffaf yönetim talebiyle yolsuzlukların da önünün kesilmesine yardımcı olacaktır. Siyasi amaçla insanların karalandığı, gerçek karaların da aklandığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu alışkanlıkların değişmesi gerekiyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |