|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Alman dostum, "Biz Almanlarda 'vizyon' yok" diyor; ben de ona bir inanıyorum, bir inanmıyorum... Gerçekten Almanya'nın 'vizyonu' olan bir ülke gibi davranmadığı pek çok olay var; ancak bu gezi sırasında gördüklerim "Vizyonsuz Almanya" iddiasıyla da pek örtüşmüyor... Berlin'in en nezih semtlerinden Grunewald'ta kocaman bir konak... Burası yirmi yıl önce 'Wissenschaftskolleg' (İleri araştırmalar enstitüsü) adıyla faaliyete geçmiş. Almanya'da bile varlığından pek az kişinin haberdar olduğu bu enstitüde, her yıl, dünyanın dört bir tarafından dâvet edilmiş genci ve yaşlısıyla 40 akademisyen ve fikir adamı, birarada yaşıyor, birarada çalışıyor ve akla gelen-gelmeyen konularda araştırma yürütüyorlar... Tanıtım broşüründe, "Biz sürprizi severiz" diyor enstitü... Bildik konular yerine beklenmeyen bir alanda araştırma teklifiyle karşılarına çıkanı, yerleşik anlayıştansa uçuk gibi görüneni, deneye gelenden çok cesaret gerektireni tercih ediyorlarmış... Enstitüde geçirdiğim birkaç saat içerisinde aklım karıştı, zihnim ne yapacağını bilemedi. Bu şaşkınlığımda, etrafta konuşulan dillerin fazlalığı da rol oynamış olabilir... İran asıllı, ama dışarıda doğmuş büyümüş genç bir bilimadamı... Anadili doğal olarak Farsça... Almanya'da yaşıyor, kullandığı akademik dil Almanca... Enstitüde yürüttüğü çalışmayı bize mükemmel bir İngilizce'yle anlattı... Enstitünün bu dönem konuğu olan Arap dilinin en ünlü şairi Suriyeli Adonis'in görüşlerini Arapça'dan çeviren de o oldu... Yanında oturan Enstitü yöneticisi de, hangi dile geçildiyse, o dilden konuştu... Almanlar ve yabancı diller konusuna ileride yeniden dönmek istiyorum. İleri Araştırmalar Enstitüsünde şu sırada birkaç 'önemli' konu üzerinde araştırma yürütülüyor, hepsi de bir biçimde İslâm ve İslâm Dünyası'yla ilintili. Yerleşik anlayışın ötesine baktıklarının işareti olan ilk konu başlığı şu: "Müslüman ve Yahudi tevilinin zihniyetler üzerinde etkisi..." İki dinin tarih boyunca birbirlerini ne kadar etkilediğini metinlerden hareketle ortaya koymaya çalışacak bir araştırma bu. İlk toplantıyı bu ayın sonuna doğru İstanbul'da yapacaklar... Adonis hayatının en keyifli günlerini enstitüdeki tartışmalarda yaşadığını anlattı. Bir toplantıya, İran'dan Ayetullah Şebusteri'yi çağırmışlar; katılımcılar arasında İslâm Dünyası'nın öndegelen araştırmacıları da varmış... Adonis, "Diğerleri lâik ve demokrat geçiniyordu; ama Kum medreselerinde eğitim almış mollanın anlattıkları karşısında olağanüstü muhafazakâr kaldılar" diye aktardı bir enstitü anısını... Her yıl buraya dâvet edilen 40 kişiyi ince eleyip sık dokuyarak seçtikleri anlaşılıyor. Bir tek ölçüleri varmış, o da çağrılan kişinin gerçekten yüksek kaliteyi temsil etmesi; yoksa genç veya yaşlı olması, adının önünde kalabalık bir sıfat taşıması gerekmiyormuş... "Proje, aramıza katılacak araştırmanın kendisi" diyorlar... Araştırma konuları arasındaki bir başlık haliyle ilgimi çekti: "Türkiye"... Anlatan, "Proje üzerinde çalışıp çalışmayacağımıza henüz nihâî kararımızı vermedik" deyince nedenini sordum. Böyle bir projeyi yürütecek düzeyde konunun uzmanı insanlarla karşılaşmadıkları gerekçesi üzücüydü. Bu yılın dâvetlisi 40 kişi arasında tek Türk İngiltere Essex Üniversitesi'nde sosyoloji dersleri verdiğini öğrendiğim Prof. Yasemin Soysal'dı; Türkiye ile irtibatlı bir başka isim ise, bir ara ODTÜ'de dersler veren Osmanlı tarihi uzmanı Prof. Suraiya Faroqhi... Meksika'dan Carlos Fuentes var, bir Polonyalı, bir İspanyol, bir İsveçli, bir İsviçreli fark ettim; diğerleri Amerika, İngiltere ve özellikle Almanya ağırlıklı bilimadamları... Yasemin Soysal'ın, burada kaldığı süre içerisinde, "Savaş sonrası Avrupa'da milli-devlet kimlikleri üzerinde yeniden düşünme: Birbiriyle ilintili ülkelerin okul müfredat programları ve ders kitaplarında değişiklikler" üzerine bir çalışma gerçekleştireceği anlaşılıyor... Fuentes, üçlemesinin ikincisini teşkil edecek 'Romantik zaman'ı burada yazıyormuş... Ben böyle güzel güzel anlatırken, birilerinin, kafa sallayıp, "Tabii bunlar olur; arkasında Alman hükümeti var" dediğine eminim. İşin güzel tarafı, merkezin ayakta duruşunu, Mercedes, Wolkswagen, Daimler/Crysler, Bosch, Tyssen gibi firmaların vakıfları yanında kişisel bağışların sağlaması... Enstitü hakkında bilgi alır, faaliyetlerine tanıklık ederken, buradakine benzer bir merkez oluşturmak için biraraya gelmiş bilim, din, iş ve siyaset adamlarıyla birlikte bazı paralı insanlarla görüşmelerimizi hatırladım; 'vizyon' eksikliğimiz durduk yerde yüzümü kızarttı... Peki, acaba dâvet edilenlerin sonradan yazdıkları enstitüyü mutlu ediyor mu? "Yirmi yıllık deneyimimiz, planlanana uygun olmasa da, emir-komuta dinlemese de, heyecan verici sonuçların alındığını gösteriyor. Bir çok eserin girişinde bize yöneltilen iltifatlar, burada sağlanılan boş zaman, en uygun çalışma şartları ve diğer dâvetlilerle tartışmalar olmasaydı, eserin oluşamayacağına işaret ediyor." Yeni dâvet edileceklerin isimlerini de daha önce burada bulunmuş olanlar teklif ediyormuş... Berlin'deki bu enstitü (tel.: 0049-3089001-0, faks: 0049-3089001300,
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |