|
|
|
|
Başlığa bakıp, yine 'kafayı yedi' demeyin. Seçimin ötesinde yeni bir 'kral seçimi' ile karşı karşıyayım sanki. Mantığım zorlanmakta. Düz 'mantık patinajlarındayım'. Matematik'te doğru tektir. Yeter ki iki kere ikiyi beş ettirmeye çalışmayın. İstatistikte bir matematik bilimi olduğuna göre 'sayıların cambazlığından' Fenerbahçe çıkıyor. 'Bir kere' Kadıköy'de oynuyor... 'Bir kere' ne zaman yenmesi farz olsa yenmeyi bilmiş. Geçen maç, sünneti uygulamış ve 4 eksikle 1 golde bırakmış, ama yine de yenmiş... 'Bir kere' ağırlaşan sahada büyük ihtimalle 'itiş-kakışa' dönecek bir futboldan rakibinin sinirlerini daha kolay bozabilen taraf olan Fenerbahçe kazanacak... Her ne kadar Galatasaray, 'birşey değişmez' diyerek maça peşin 'sükunet pompalamaya' ve gerilimi kaldırıp, 'huzur enjekte etmeye' çalışsa da, maç asla hiçbir tarafın 'son şansı' olmayan bir 'son şans' maçıdır. Gördünüz mü? Yoğurtla ve sarmısakla mayalanmış mantığımın 'cimcük' kıvamını... Hakeme bakıyorum ve son derbisini hatırlıyorum. Suat'ı hatalı ve boşuna oyundan atıyor ve sonra hatasını yeni hatalarla telafi etmek hatasına düşüp Saffet Sancaklı'nın Fenerbahçe'ye kazandırdığı penaltıyı vermiyor. Ve o günden beri derbi bekliyor... Şimdi derbiyi buluyor ve biz, 'bizimle kafa bulan' Bülent Yavuz'un ikram ettiği ilk iftarla oruç açıyoruz... Gariban mantığımla kalkmış bir de futbol bekliyorum. Fenerbahçe yenerse Lorant'ın 'batık kredi' kullanarak, takımına neler kaybettireceğini seziyorum. Galatasaray yenerse İspanya'da bizi bekleyen felaketi hissediyorum... Ve beynimi cacık ediyorum derbiye...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |