T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bu tür açıklamalar da artık 'baraj altında' kalmalı...

Türkiye -kısmetse- nihayet zamanı çoktan gelmiş "yetişkin" bir döneme girme hazırlığı içinde. Biz bekleyen yeni dönemin eskinin haddinden fazla "can sıkıcı" tartışmalarını da silip süpüreceğini umuyoruz. Neredeyse her haftabaşı bir yenisiyle karşılaştığımız "krizler"den belki nihayet kurtulabileceğiz. "Medeni toplumlar"ın gözünde "karabasan"dan farksız olan bir "gündem"i bizim de daha uzun süre sürdürebilmemiz imkansızdı. Bundan sonrası için, bizi özellikle son dönem kıskacı içine alan "ekonomik kriz"in yanı sıra diğer "ideolojik" temeldeki krizlerden de arınmış bir ülkede yaşamak istiyoruz. Bundan böyle her yıl muntazaman tekrarlanan "resepsiyon krizleri", "türban krizleri", "Kürtçe krizleri", "ifade özgürlüğü krizleri", "münferit işkenceciler krizleri", "İmam Hatip krizleri", "10 Kasım krizleri", "Sözde Ermeni Soykırımı krizleri", "taban fiyatı krizleri", "bankacılık krizleri", "Andımız krizleri", "saygı duruşu krizleri", "YÖK krizleri", "mahpushane tipi krizleri", "pantolon ve mini etek krizleri", "parti kapama krizleri"(...) ve hatta kız öğrencilerinin o yılki etek boyundan kaynaklanan "19 mayıs krizleri" bitsin tükensin istiyoruz.... Yorulduk, toplum olarak haddinden fazla yorulduk... Toplum olarak bütün enerjimizi tüketen, bütün yaşama sevincimizi kursağımızda bırakan bu "krizler"den bıktık usandık... Artık biz de "medeni toplum"lar gibi sakin düşünüp sakin tartışarak, enerjimizi maddi ve entellektüel zenginlikler yaratmak için kullanmalıyız. Bir taraftan kendimizi yere göğe sırdıramazken diğer taraftan maddi ve entellektüel yoksulluk içinde daha fazla yaşayamazdık...

Bundan böyle görmek istemediğimiz bir diğer manzara da, İslam dininin hemen her gece hemen her ekranda tartışılıyormuş gibi yapılmasıdır. Buna da bir son vermek lazım. Bir ülkenin hakim dini o ülkenin ekranlarında bu kadar da çok tartışılma konusu yapılmaz ki... Bir ülkenin ekranlarında bu derece abartılı bir biçimde bir gece "ihanet" bir gece "ibadet" tartışmasıyla izleyici avına da çıkılmaz ki... Bana göre bundan böyle "ilahiyatçılarımız" da bu işe daha bir özen göstermelidir. Hiçbir ayrım yapmaksızın her davete icabet edip ekranlardan her gece "fetva" da verilmez ki... Bu iş de bundan böyle artık "yerinde" ve usulune uygun olarak yapılmalıdır.

Bakın önümde bir açıklama var. Açıklamanın sahibi Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Zümrüt. Bu ilahıyat hocası bakın ne buyurmuş: "Tecavüze uğrayanın orucu bozulmaz." Alın işte size bir başka "karabasan" daha! Osman Bey, bu dünyada cevaplanması gereken başka bir soru kalmadı mı Allah aşkına! Osman Bey açıklamasını uzattıkça da uzatmış: "Çünkü Allah, kişiyi bu durumda sorumlu tutmamıştır. Dolayısıyla mümine kardeşimiz, oruç ibadetini iftar vaktine kadar sürdürebilir. Böyle bir durumda oruç ibadetinin geçerli olduğunu klasik İslam bilginleri yorumlamış ve hükmetmiştir." Tamam, iyi güzel de, bu "soru/cevap" gerekliliği de nereden çıktı böyle? Bir kadın tecavüze uğramış ama endişe etmesine hiç mi hiç gerek yok çünkü müsterih olabilir ki orucu bozulmadı, ibadetini iftara kadar sürdürebilir! Durduk yerde bu problem de nereden çıktı, Osman Bey çok özel bir soruyla karşılaşmışsa bu yorumunu gazetelere açıklamak ihtiyacını niçin hissediyor. Anlaşılır gibi değil...

Demek istediğim, bu yeni dönemde özellikle bazı konularda "sükût"un "altın" olduğunu da hatırlamamız gerekiyor.

Sıkıldık, gerçekten çok sıkıldık....


19 Kasım 2002
Salı
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED