|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İnsanın en derin boyutu sevgidir. İnanç bile sevgi ile bütünleştiği ölçüde derindir, hatta vardır. Ve siz sevgisizsiniz. Ben kadın döven adamda, ben çocuk döven adamda ve hele kız çocuğu döven adamda sevgi aramam. Orada sadece vahşet vardır. Bir okulun önünden kız çocuklarını alacaksınız, bir kediyi-köpeği azdırır gibi, mega-kentin bilmem hangi sokağında bırakacaksınız, ceplerinde beş kuruş para olup olmadığını sormayacak, aç kurtlara yem olup olmayacaklarını aklınıza getirmeyeceksiniz. Neresinde var bu işin sevgi? Siz, onun için ne anlam ifade ettiğini hiç mi hiç düşünmeksizin, 13 yaşındaki kız çocuğunun başındaki örtüyü çekip alacaksınız, onu çırılçıplak kalmışlık duygusuna iteceksiniz. Ve sevgiden söz edeceksiniz, öyle mi? Siz sevgisizsiniz. Okulun kapısına polis dikende sevgi olur mu? "Benim şartlarıma uymuyorsan okuma" demekte sevgi var mıdır? Hangi baba, çocuğuna böyle bir şey dayatır, hangi anne kızıyla, onu tıkanma, boğulma hissine sürüklemeyi göze almadan böyle bir hesaplaşmaya girer? Bir eski devlet başkanı, Kenan Evren, "Atatürkçüler gerektiğinde irticaya yönelenleri tükrükle boğarlar" diyor... Tükrük ve boğmak! Tükürüyoruz ve boğuyoruz. Kimi? Gene bu ülkenin insanlarını... İşte seviye... İşte yönetim üslubu. Arayın bakalım bu yürekte sevgi bulabilir misiniz? Bir Milli Eğitim Bakanı'nın derya gibi yüreği olmalıdır. Bir Başbakan'ın, bir Cumhurbaşkanı'nın derya gibi yüreği olmalıdır. Derya gibi çünkü, ülkenin en tükenmiş kesimleri onlarda bir sığınak bulmak ister. Acaba diyorum, bizim Milli Eğitim Bakanımız, Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız, İmam Hatip Liseleri önünde yaşanan ve Türkiye medyasının yüzde 90'ına hükmeden kartelciler tarafından asla gösterilmeyen görüntüleri bir kerecik olsun seyrettiler mi, seyredince ne geçti yüreklerinden? Polisler, çocuklar ve okul... Kol bükmeler, baştan örtüyü çekip almalar, sokaklarda kovalamacalar, velileri yerlerde sürüklemeler, "Siz kendinizi bir b... mu zannediyorsunuz" demeler... Bunları seyretmiş, işitmiş olmalılar... O Emniyet Müdürü Cumhurbaşkanı adına, Başbakan adına, İçişleri Bakanı adına orada... Ne hissettiler Türkiye Cumhuriyeti'nin yönetim üslubu hakkında? "Biz ne büyük devletiz, çocukları okullara sokmamayı başarabiliyoruz" mu dediler? Çok mu mutlu oldular? Çocuklara kelepçe takan polisler için soruşturma açtıracağını söyleyen İçişleri Bakanı, o iğrenç cümleleri kullanan emniyet müdürü için bir şeyler yapma gereği duydu mu? O sözleri duyar duymaz ürperdi mi, bakanlık ağır, taşınmaz bir sorumluluk haline geldi mi üzerinde? Utandı mı emri altındaki insanlar tarafından vatandaşla böyle iletişim kurulduğu için? Milli Eğitim Bakanı, dünkü gazetelerde yer alan istatistikleri okumuş olmalıdır. "Uyuşturucu ile tanışma yaşı 13'e, alkol ve sigara ile tanışma yaşı 11'e inmiş. Gençler arasında eroin kullanım oranı yüzde 200, ecstasy kullanımında yüzde 100, sakinleştirici hap kullanımında yüzde 120 artış olmuş." Öyle bir araştırma ki her sonuç, bir alarm niteliğinde. Sayın Milli Eğitim Bakanı, kim bunların sorumlusu... 6 yaşında size teslim ettiğimiz çocuklarımızı kim bu hale getirdi? Siz bir Milli Eğitim Bakanı olarak acı duyuyor musunuz bu sonuçtan? Yüreğinizde bir sorumluluk duygusu kabarıyor mu? Siz Sayın İçişleri Bakanı, İmam Hatip Okulları'nın önüne binlerce polis yığarken, uyuşturucu çetelerinin başka okulların önünde ne yaptığını görme gereğini duymadınız mı? 13 yaşında uyuşturucu ile, 11 yaşında alkol ve sigara ile tanışan çocuğa karşı sevgi duyuyor musunuz? Ya da duyduğunuz sevginin göstergesi ne? Sevgi sınavındasınız efendiler! Ve sevgisizlik örnekleri sunduğunuz ölçüde yönetim olarak bu ülkenin sırtında yüksünüz. Hayır, hakkınız yok bu ülkenin çocuklarının geleceğini karartmaya. Çocukların ülkeye ilişkin ümitlerini dinamitlemeye hakkınız yok. Gelin bir çocuğun başını okşayın, birisinin göz yaşını paylaşın, kucaklayın birisini... Bakın size karanfil sunuyorlar. Bir sevgi çiçeği. Bari onu alırken yüzünüz gülsün. Bakın üzerinde ayyıldız bulunan baloncuklar taşıyorlar. Onlar da dirençleri kıramıyor? İnsan nasıl sevgisiz kalabilir bu çocuklara? Her şeyi siz biliyor olsanız, bildiğiniz şeylerin tümü doğru olsa bile, bir devlet yönetiminin üslubu bu mu olur kendi çocuklarına karşı? Bakın, tüm insanlarınızla sorunlusunuz. Başbakanlık kapısında kendini asıyor insanlar. Bu, ümidin tükenişidir. Yani "artık yöneticilere anlatılacak bir şey kalmadı" çığlığıdır insanların. Bunu anlamak gerekir en azından. Bakın, bu ülke gençlerinin yüzde bilmem kaçı geleceğe güven duymuyor. Bunun bir mesajı olmalı bu ülkeyi yönetenlere... Her cop darbesinde bir yürek yıkılıyor. "Neydi günahımız?" diye çığlık atanlara verecek bir cevabınız yoksa ülkeyi perişan edersiniz. Bakın, bu ülkede şu anda onbinlerce çocuk ve genç, sırf başörtüsü yasağı ve onun doğurduğu mahrumiyetler sebebiyle "Neydi günahımız?" diye çığlık atıyor. "Yönetimin sevgisizliği"nden başka cevabı yok bunun. Şunu bilmelisiniz: Bu çağda bu çocuklar bir biçimde yollarını bulurlar, açarlar. Çünkü her biri, hiçbir zincirin bağlayamayacağı kadar özgür yüreklere sahip.. Onları zincirlemek mümkün değil. Yapılan Türkiye'ye kötülüktür. Kendi çocuklarının nefes almakta zorlandığı bir ülke haline getirilmek, bu cennet vatana yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Bence Türkiye'nin en önemli meselesi, Türkiye'yi yönetenlerin sevgi sınavında başarılı olamamasıdır. Asıl bu, Türkiye'nin canını acıtıyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |