T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

Suç varsa polisiye de var

Susurluk Gümrüğü, Eymür'ün Aynası ve Saadettin Tantan / Bir Savaş Öyküsü adlı kitapların yazarı Ferhat Ünlü, bu kez polisiye bir romanla çıktı karşımıza: "Buzdan Gözyaşı". Yıllardır yaptığı gazetecilik mesleği üzerinden edindiği gözlemleri sıradışı bir cinayet örgüsü içinde yansıtan yazarla kitabı, polisiye romanları ve suç /polis/edebiyat üçlemesi üzerine konuştuk.

Türkiye'de bir tür olarak pek revaçta olmayan polisiye roman yazmayı niye tercih ettiniz?

Belki de revaçta olmadığı için diyelim. Daha doğrusu diğer türlere oranla bakir olduğunu düşündüğüm bir alanda boşluğu doldurmak istedim. Son 10 yılda polisiye türünde bir hareketlenme yaşandı. Belirli ölçülere göre iyi polisiye yazan insanlar da var. Ancak ben mevcut tarzlar içinde farklı bir yer edinmek, ya da başlangıçta en azından bir çeşitlilik yaratmak istiyorum.

Karakterler ve üslup dikkate alındığında, 'farklı yer edinme kaygı'nız görülebiliyor; Türkiye'de yabancı karakterler yaratmışsınız, ayrıca bir çeviri havası var romanda. Farklı polisiye yazma kaygınız sizi neden böylesi bir noktaya getirdi?

Farklılık yalnızca karakter ve üslupla olmaz. Özellikle polisiyede farklılığı belirleyen ana unsur kurgudur bence. Buzdan Gözyaşı en azından farklı bir kurgu. Karakterlerin ve dilin biçimlenişine de tamamen bu kurguya bağlı olarak gerçekleşti. Kurguyu önceledim. Ve öngördüğüm kurgu bir anlamda yabancı karakterler oluşturmayı zorunlu kılıyordu. Öylesi gerçek üstü nedenlerle biraraya gelip öyle ilginç cinayetler işleyen insanlar Türkiye'de yaşayan yabancılar olmak zorundaydılar belki de. Hatta bu işi kurgulayacak mesleki pozisyonda bulunmalıydılar. Karakterlerin bunun dışındaki eksikleri tartışılabilir. Hatta eleştirilebilir. Bu alandaki eksik de yine kurguyu ön planda tutmaktan kaynaklandı. Özetle eğer romandaki eksikliklere illa ki bir neden aramam gerekiyorsa bunu kurguyla ilgili kaygılara bağlayabilirim.

Size göre polisiye romanda gerçekle hayal arasındaki sınır nedir?

Hayal her zaman gerçekten öndedir. Yalnızca polisiyede hatta edebiyatta değil, sanatın her alanında öndedir. Sherlock Holmes'un çözdüğü cinayetler, o dönem İngiltere'sinde meydana gelen kriminal olaylardan daha karmaşıktır. Bugün Kızıl Nehirler'in yazarı Jean Christophe Grange'nin oluşturduğu kurgu, günümüz Fransası'nda meydana gelen cinayet ya da cinayet zincirlerinden çok daha ilerde, çok daha farklıdır. Bence polisiyede, kurgunun gerçeğe uygun olması gerekmez. Sadece kendi içinde mantıki tutarlılık taşıması yeterlidir. Ama birbirine bağlanan olayların milyonda bir de olsa biraraya gelme olasılıkları bulunmalıdır. Yani alakasız şeyleri metafizik örgülerle biraraya getirmek yanlış olabilir ancak. Buzdan Gözyaşı'nın kahramanları gerçeğe uygun kahramanlar değil, olay da gerçeğe uygun değil. Ama zaten öyle olması gerekmiyor da...

Karakterlerinizin çoğu sanatla iştigal eden, roman yazan kelli felli insanlar. Cinayeti çözenlerin de onlardan aşağı kalır yanı yok. Pink Floyd dinliyor, varoluş sorunlarıyla hasbıhal ediyorlar. Siz kendinizi kahramanlardan hangisine yakın hissediyorsunuz?

Kendimi ne katile, ne de cinayetleri çözenlere yakın hissettim. Her ikisine de uzak durmaya çalıştım aslında. Romandaki karakterlerin bir kısmı polisiye roman yazarı zaten. Bilgili olmak zorundalar. Başka seçenekleri yok. Cinayet çözen güvenlik görevlilerinden biri Amerikalı. Diğeri de Georgetown'da eğitim görmüş bir MİT görevlisi. Normalde bu görevliler cinayet çözümüyle uğraşmazlar. Ama o entel katillerle başedebilecek karakterler ancak bunlar olabilirdi.

"POLİS BU OLAYI ÇÖZEMEZDİ"

Romanda Garih cinayeti'nin yanı sıra Türkiye'nin uluslararası politik ve istihbari çalışmalarına göndermeler var. Bunları yaparken gazetecilikten mi yararlandınız, ya da gazeteci olduğunuz için mi özellikle bunları kullanmak istediniz?

Garih cinayetine yapılan gönderme tamamen teknik bir esinlenmeden kaynaklanıyor. Garih cinayetini bir gazeteci olarak duyduğumda bana en ilginç gelen mezarlıkta işlenmiş olmasıydı. Türkiye'nin politik ve istihbari yaklaşımları romanda anlatırken de işlenen cinayetlerle siyasi bağlantılar kurmak istedim. O bilgiler okuyucunun boş yere kafasını karıştırmayacak bilgilerdi. Sanırım, okuyucunun ilgisini çekmek için bu bilgilere ihtiyaç duydum ve gazetecilikten yararlanıp bunları romana ekledim.

Sizce Türk polisi romanınızda kurguladığınız olayı çözebilir miydi?

Bu soruyu, romana başlamadan önce ben de kendime sordum ve yanıtını buldum. Türk polisi, yalnızca benim kitabımdaki değil herhangi bir polisiyedeki adli kriminal olayları çözebilecek durumda değil. Bir kere hayal gerçekten daha önde. Benim romanımdaki zanlılar Türk polisinin yabancı olduğu kişiler, olay da öyle. Bu yüzden cinayeti çözecek kişiler de farklı kişiler olarak seçildi romanda. Türk polisinin çalışma yöntemleri eskiye oranla gelişti ama çok sıradışı suçlarla karşılaşmadıkları için bu alanda büyük eksikler var. Delilden sanığa gitme yöntemi uygulanamıyor hala. Bu sebeple Türkiye'de eğer bir seri katil olsa bile onu pat diye ortaya çıkaramazsınız. Garih cinayeti hem bazı gerçeklerin gizlendiği, hem de polisin acemiliğinin ön plana çıktığı bir cinayettir. Tabii polisiye roman yazmak, gerçek bir cinayeti çözmekten çok daha kolay. Çünkü bütün olayı siz örüyor ve çözümü de siz isteğinize göre seçiyorsunuz.

 
POLİSİYEDE KADINLARIN DA PARMAĞI VAR!
'Dünya şiir günü'nde kutlama
"Dünya Şiir Günü", PEN Yazarlar Derneği'nin bugün Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenleyeceği törenle kutlanacak. AKM'deki tören, Gülten Akın tarafından kaleme alınan "Dünya Şiir Günü Bildirisi"nin okunmasıyla başlayacak. Törende, PEN Yazarlar Derneği'nin "2002 Dünya Şiir Günü Şiir Büyük Ödülü", Şükran Kurdakul'a verilecek. Zeynep Aliye, Orhan Alkaya, İnci Asena, Cengiz Bektaş, Egemen Berköz, Metin Cengiz, Enver Ercan, Melisa Gürpınar, Aydın Hatipoğlu, Gülseli İnal, Lale Müldür, Seyit Nezir ve Leyla Şahin'in şiirlerinden örnekler vereceği törende, Mehmet Ali Alabora, Mustafa Alabora, Rutkay Aziz, Yıldız Kenter, Cüneyt Türel ve Sumru Yavrucuk da Nazım Hikmet'in şiirlerini seslendirecek. Törende ayrıca, tiyatro sanatçısı Jülide Kural, Nazım Hikmet'in "Memleketimden İnsan Manzaraları" destanının "Tanya" bölümü dramatize ederken, Vedat Sakman da şairin şiirlerinden oluşan besteleriyle mini bir konser verecek.
İSKELE-SANCAK KONUŞMALARI KİTAPLARDA
Ahmet Hakan yönetiminde Kanal 7'ye konuk olan seçkin isimlerin anlattıkları, Birey Yayınları'nca kitaplaştırılıyor. Daha önce Orhan Gencebay, Deniz Baykal, Mehmet Eymür, Yaşar Nuri Öztürk ve Ahmet Kabaklı konuşmalarının kitap olduğu seriye üç kitap daha eklendi. Orhan Pamuk, Vedat Türkali ve Oktay Sinanoğlu. "Dizinin ilk kitabı Kırmızı ve Kar", Orhan Pamuk'la son yılların çok ses getiren Benim Adım Kırmızı ve Kar kitabı üzerine yapılan kapsamlı iki söyleşiyi içeriyor. Hatırlayacağınız gibi Türkiye'de yaşanan son on yılın sorunlarını aktardığını söyleyen yazarın romanı Kar, medya ve edebiyat çevrelerinde tartışmalara konu olmuştu. "Vedat Türkali: Niçin Komünist Oldum?" kitabı ise sadece romancı kimliğiyle değil, Türkiye komünist hareketinin tarihine tanıklığıyla da tanınan Vedat Türkali ile yapılan söyleşiyi kapsıyor. Türkali, söyleşide komünistlerin açmazları, gördükleri baskılar ve TKP serüvenini anlatıyor. "Oktay Sinanoğlu: Bir Türk Dehası" ise, henüz 26 yaşındayken Yale Üniversitesi'nde, dünyanın en genç profesörü ünvanını alan, 2 kez Nobel'e aday gösterilen, moleküler biyolojinin kurucularından, fizik, astro fizik, nükleer fizik gibi bilimin çeşitli dallarında çalışmaları olan "harika çocuk" Oktay Sinanoğlu konuşmasından mürekkep. Birey Yayınları / Tel: 0 212 520 99 88
21 Mart 2002
Perşembe
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED