T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Siz, alemi kör, herkesi sersem mi sanıyorsunuz?

"IMF programına harfiyen uyduk, çöktük" Bu sözler benim değil. Gerçi böyle sözleri ben çok yazdım ama maalesef bu sözler bana ait değil. Bu sözler hükümet ortağı olan ANAP'ın Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın sözleri.

Bu sözleri IMF'nin "Türkiye'yi bu günlere getirebilmesi" için hangi yolları geçtiğini, hangi sözleri "sineye çektiğini", ama sonunda da başarılı olduğunu, iyice bilmek ve sizlere bir kez daha hatırlatmak niyetiyle yazıyorum.

Eğer bugün hükümet "IMF karşısında çaresiz kalıyor ve her dediğini yapıyorsa", eğer hükümet 228 milyon dolar karşılığı şerefli Türk Ordusu'nun askerlerini "Afganistan'a gönderilen paralı asker" haline düşürüyorsa, eğer hükümet ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in "her dediğini" yerine getirmek zorunda kalıyorsa, eğer hükümet "Afganistan bataklığına" gönderilen askerlerimizi "bu kadar ucuza" göndermek zorunda kalıyorsa, bunda "IMF'nin oynadığı rol" baş roldür. Türkiye'yi "üç kuruşluk dolara muhtaç" hale, IMF, sırf bugünler için getirmiştir.

ANAP lideri ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın ekonomik krize ilişkin sözleri bunu ispatlıyor. Artık Yılmaz'ın, IMF'ye veryansın ettiği günler geride kaldı. Yılmaz, geçen Şubat ayında kesin olarak çöken "çıpalı kur programı" için şunları söylüyor: "Bu program Türkiye'nin mali sisteminin yapısını doğru biçimde ele alan bir program değildi. Program çökmüştür."

Geçen akşam İstanbul Belediyesi'nin, daha doğrusu "Araziler Kralı" olduğu için sadece İstanbul Belediyesi'nin değil, bir çok belediyenin ve bir çok bürokratın "gadrine" uğrayan işadamı Metin Kaya Çağlayan'ın evinde verdiği yemekteydim. Yemekte bir çok gazeteci, işadamı, üniversite hocası profesörler vardı. Ayrıca Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün de yemekteydi. Doğal olarak "Ne olacak şu Türkiye'nin hali" günün konusuydu. Sinan Aygün, elinde gazete kupürleri ile "bu hükümetle bir yere varılamayacağını" anlatıyordu. Kupürler ilgimi çekti. Yılmaz'ın açıklaması da o kupürlerden. Ayrıca Ecevit'in, Fischer'in de açıklamaları var.

Ben de "hafıza- i beşer her zaman nisyan ile malûl değildir" diyerek bazı açıklamaları yeniden gündeme getiriyorum. Bir zamanlar neler diyorlardı, şimdi neler diyorlar.

Tarih: 8 Mart 2001. Ecevit'e "Anayasa kitapçığı fırlatılmasından" sonra henüz 17 gün geçmiş. Ecevit esip gürlüyor: "IMF çağdışı. Ekonomik krizde sorumluluğu olan IMF'nin uyguladığı yöntemlerin çağın gerisinde kaldığı ABD'de bile konuşuluyor." Ecevit hızını alamayıp devam ediyor ve o sıralar Kemal Derviş'in Dünya Bankası'ndan geldiğini hatırlayarak bu kuruluşu biraz koruyor: "Dünya Bankası sosyal adaleti çok daha fazla gözetiyor. IMF'nin her isteğini kabul etmemiz söz konusu değil. Oturup konuşacağız." Ecevit işin sonunun bugünlere, yani "baş üstüne" demek zorunda kaldığı günlere geleceğini kestiremediği için IMF'ye bastırdıkça bastırıyor, IMF'nin sosyal yönünün kör olduğunu vurguluyor ve "IMF'nin körlüğünü telafi edeceğiz" diyor.

Bir de yabancıların "çıpalı kur programını" uygularken söyledikleri var. Örneğin IMF'nin eski başkan yardımcısı Stanley Fischer 30 Nisan 2000 tarihinde bizi nasıl "gaza getirmiş" bir görün. IMF İcra Direktörleri Kurulu Türkiye'nin Niyet Mektubu'nu onaylayarak 293 milyon dolarlık ikinci dilim stand- by kredisini serbest bırakırken Fischer "Türk hükümetinin şimdiye kadarki başarısını kutluyoruz. Faizleri beklenenden hızlı düşürdünüz. Faizin düşmesi, kamu borçlanmasını rahatlattı. Dış borçlanmanızın önü açıldı. Özelleştirmede hızlı gidiyorsunuz. Döviz kuru politikanız başarılı. Bankacılıkla ilgili önlemleriniz iyi. Enflasyon için ek önlemlerinize destek oluruz." diyerek, gerçekten sanki bizimle "dalga geçer" gibi bir havaya giriyor.

Sadece Fischer mi konuşup bizi "gaza getiriyor", değil, IMF Avrupa Bölümü Başkanı Michael C. Deppler da aynı şeyi söylüyor. 25 Nisan 2000 tarihinde, "Türkiye benzeri olmayan bir programı uyguluyor. Program iyi gidiyor. IMF'de en çok Türkiye konuşuluyor. Türkiye başarılı olursa, bu IMF'nin de başarısı olacak" diyor. Bütün bunlar hep "batan ve Türkiye'yi de batıran çıpalı kur uygulaması" sırasında söyleniyor.

"Türkiye başarılı olunca IMF de başarılı olacak" diyen IMF, Türkiye'nin başarısızlığını hiç üstüne almadı. "Çıpalı kur programının" batmasının tek sorumlusu Türkiye'deki iki ekonomi bürokratı oldu. IMF de yerli yerinde duruyor, Türkiye'yi iyi yönetemedikleri için dünyanın en borçlu ülkesi haline getirenler de yerli yerinde duruyor.

Bugün uygulanan "dalgalı döviz kuru" konusunda söylenenleri de Sayın Sinan Aygün'ün saklamasını ve önümüzdeki yıl Metin Kaya Çağlayan'ın evindeki yemeğe getirmesini rica ederim. Çünkü yine aynı şeyler olacak ve biz de aynı şeyleri yazacağız.


21 Mart 2002
Perşembe
 
CAN AKSIN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED