T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Arkası olan kazanıyor

Spor, hangi türlüsü olursa olsun, bir yarıştır. Kiminde bireysel olarak yarışırsınız, kiminde takım halinde. Bazen beyniniz yarışmacıdır, bazen de bedeninizin dayanıklılığı sonucu belirler. Aslanlara atılan gladyatörlerin hayatta kalma mücadelesi de bir tür spordu, bugünün dünyasında en gelişkin otomobillerle pistte verilen dayanıklılık mücadelesi de spordur.

Sporda geçerli olan "İyi olan kazansın" ilkesidir. Bu yüzden, spor, bir 'en iyi olma' mücadelesidir. Antrenmanlar, kampa alınmalar, hazırlık karşılaşmaları, turnuvalar... Hep, sonucu, dayanıklılığınızı, ve/veya akıllığınızı, ve/veya organizasyon gücünüzü belli edecek 'büyük güne' hazırlar...

Son günlerde gazete manşetlerinden, ekranlardan düşmeyen 'şike' sporun zehiridir. Sonuç üzerinde hiçbir belirleyiciliği bulunmaması gereken hakem, karşılaşmanın taraflarından biri haline dönüştüğünde, sporun sonu da gelir. Bedeninizin, aklınızın, organizasyon gücünüzün, hatta ve hatta şansınızın değil de, elinde düdükle sizi 'en iyi olma'ya ve 'en iyi kalma'ya zorlamakla görevli kişinin skor levhasını yazmasıdır 'şike'... Para, kadın, hatır, sindirme, korkutma... Hangi yöntemle olursa olsun, hakem, sporun yarışan taraflarından birinin uzantısı haline gelmemelidir... Gelirse, o yarışma spor olmaktan çıkar, acınası bir seyirliğe döner.

Gazetelere yansıyan haberler, 'şike' hastalığının, hiç değilse futbolda, sporu tüketip bitirdiğini ortaya koydu. Hakemlerin satın alındığı ve maç sonuçlarının önceden ayarlandığı bir oyuna dönüşmüş futbol; Mafya'nın cirit attığı, kadın ve paranın hükümran olduğu farklı bir dünya. Şampiyonu ve ligden düşeni "İyi olan kazansın" ilkesi değil, kaldığı otele kadın gönderilen, hesabına para yatırılan hakem belirlemiş... Sadece liglerde değil, uluslararası karşılaşmalarda bile.

Spor sahasındaki sonucu 'şike' ile belirleme sahtekârlığı, acaba, başka alanlardaki daha yaygın bir bozulmayla irtibatlı olabilir mi? Her şey kirletildi de sonunda sıra spora mı geldi? Centilmenler dünyasının bir unsuru olması gereken spor, her alanda centilmenlik bozulduğu için mi, şikeciliğin egemenliğine düştü? Siyaset, ticaret, bilim gibi alanlar da, hakem konumunda ve dolayısıyla tarafsız kalması gerekenlerin ibreyi bir tarafa eğmesiyle, 'şikeli' halde mi yoksa?

Çok soru kafanın daha çok çalıştırılması için. Sözgelimi şöyle bir soru sizi saatlerce düşünmeye sevk etmeli: "28 Şubat, siyasete kural-dışı bir müdahale ve bu yönüyle de bir tür 'şike' sayılmaz mı?" Ülkeyi krizden krize sürükleyen, dış dünya karşısında âciz bırakan, onur tartışmalarını yeniden gündeme getiren bugünkü siyasi ortamı 28 Şubat'a borçluyuz. 28 Şubat'ta, her zaman sistem dışı ve 'hakem' konumunda kalması gereken kurumlar sahaya inerek, sandığa bile yansıyacak biçimde, yarışan taraflardan bazılarından yana ağırlık koymuşlardı.

Bilim alanının da siyasetten fazla farkı yok. Bugün pek çok bilimsel kurumda, yöneticiler, 'en lâyık' oldukları için değil, muhtemelen 'en lâik' göründükleri için koltuklarında oturuyorlar. Akademik unvanların tamamen bilimsel yeterliliğe göre dağıtıldığını iddia etmek de çok güç. Son iki olayı hatırlayalım: Ankara Gazi Üniversitesi'nden Doç. Ahmet Çiğdem'in, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi'nden Doç. Mustafa Özel'in, üniversiteyle ilişkilerinin kesilmesinde bilimsel yetersizliklerinin rol oynadığı iddia edilemez. Öğrencilerinin kafalarının içi yerine kafalarının üstü ile ilgilenen bir kurumun 'bilimsel tarafsızlığı'ndan söz edilebilir mi? Çok önemli bir üniversitenin başında, hakkında 'çalıntı' söylentisi dolaşan bir öğretim üyesinin bulunması yeterince göz açıcı değil mi?

Ticaret ve sanayide, hatta biraz ileri gidersek hemen her meslek alanında, 'şike'nin ülkemizde yaygın bir uygulama olduğu sonucuna varmakta hiç zorlanmayız. Ödüllerin ahbap-çavuş ilişkileriyle belirlendiği, kimin ne kadar kazanacağına bile yeteneğin değil ilişkilerin karar verdiği, korunan ve kollanan kişilerin yükseldiği, özel sektörde bile belli görevlere gelmek için belli yerlerle yakınlığın gerektiği bir ülke burası. Futbolda 'şike' uygulaması değil, "İyi olan kazansın" ilkesinin bir tek sporda geçerliliğini sürdürüyor olması bizi şaşırtmalıydı. Her yerde 'arkası olan' kazanacak da, futbol yöneticisi hakemin yansız kararına râzı olacak, öyle mi?

İlişkileri şike üzerine oturan bir toplumda spor şikesiz kalır mı hiç?


21 Mart 2002
Perşembe
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED