T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Erguvanlar solmadan

Keşke bahar yorgunluklarına bağlayabilseydim baygın ve ölgün duruşumuzu. Erguvanların birden gidişine bir hayıflanabilseydik. "İstanbul'un böyledir baharı, bir aşk oluverdi aşinalık" mısraları hala dudaklarımızdan dökülebilseydi... Ne bahar yorgunlukları kaldı ne bahar yorgunlukları kadar duyuşlar...

Ama yorgunuz...Yorgunluklar kaldı bir.

Bir başka çağlardı kanımız damarlarımızda. Boğazın kaynattığı serinliği erguvanların muhteşem renginden anlardık. Muhteşem renklerini erguvanlar; serin yamaçlardan , bahçelerden, ve asfalta direnirken apansızın çekerken bile kanımız bir başka çağıldardı. Mor çiçeklerin açışındaki coşkuyu, Boğazın serin sularına akseden renk senfonisini ve ansızın solmalarını fark etmeyecek kadar yorgun görünüyoruz...

Artık gurup vakti mercan gözlerini dalgın suya değdiren güneşin kızıllığı bile yeterince tahrik edici değil. Oysa ne serin sularda yüzerdik o vakitler.

Yahya Efendi dergahına uğramayalı ne kadar oldu? Boğazın sularına salkım söğüt gibi ağan, bir kuş kafesinden daha hafif ve sade ahşap dergahtan, küffar yelkenlilerinin Yahya efendiyi selamlayışlarını seyretmeyeli kaç zaman oldu, farkında bile değiliz. Boğazın serin sularına alnımızı değdirerek namaz kıldığımız bu mekanın eksikliği, bu mekanda kılınan namazların eksikliğini hissetmiyor gibiyiz.

Artık sükut gibi sessiz ve derin feryadın yükseldiği dualar da çekildi hayatımızdan. Duada bile hatırlamayacak kadar yorgun düştük, uzak kaldık.

Yahya Efendinin hemen yanı başından Yıldız Parkı'na kıvrılan yolu tercih eder olduk. Malta Köşkü'nde ya da Şale'de Boğaza karşı kahvaltılı, ziyafetli toplantılarda rasyonel çözüm yolları bulmak için kafa patlatıyoruz.

Protokollü toplantıların, rasyonel çözüm arayışlarının, medyatik kampanyaların ağırlığı sonunda çoğumuzu yordu. İşte bu bahar yorgunluğu değildi. Sonunda bahar yorgunluklarını hissetmeyecek kadar yorgun düşüldü.

Ne siyasal süreçlerin yumuşaması, ne üst üste gelen tehdit yüklü söylevler, ne televizyon ekranlarını dolduran palet görüntüleri birer oyun değildi. Rasyonel olmanın sınırında, duanın uzağında yorgun savaşçılar duruyordu yığınla.

Artık Filistin'i konuşmaktan yorulduk.

Keşmir gündemimizden çoktan düştü.

Doğu Türkistan çok uzaklardan kaldı, sesimiz oraya ulaşmayacak kadar kısık.

Okul kapısında bekleyen kız çocuklarının hüznü toplantılarımızın havasını iyice ağırlaştırıyor artık.

Bir akşam daha iş bulamadan evine dönen babanın dramını paylaşmaya yer kalmadı toplantının gündeminde.

Oysa dua ederdik bir zamanlar.

Oysa bu mevsim fetih coşkusu diriltirdi yorgun bedenlerimizle ruhlarımızı .

Şiirin ve hüznün mevsimiydi, geldi geçti fark edilmeden.

Bahar yorgunluğunu bile fark etmeden yorulduk.

Şimdi Yahya Efendiye uğramanın vaktidir. Boğazın serin sularına bağdaş kurarak, sonsuzluğu içine çekerek duaya durmanın vaktidir.

Dirilmenin vakti.

Seni yoran vakitleri geçip coşkuyu kuşanmanın vaktine durmalısın. Yüreklerimizi duaya açmadan yorgunlukların sıkletini ruhumuzdan ve bedenimizden atamayacağız. Bilginin ve düşüncenin birikimi duayla bereket kazanacak, gür bir ses olacak, bilince dönüşecek.

Bundan sonradır ki bizi yoran gündemleri bizi yarınlara bilemeye başlayacaktır. Gündem yorgunu gönüllerin çağıldama vakti...Erguvanlar tekrar gelebilir.


30 Mayıs 2002
Perşembe
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED