|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Alternatif 'Gönülçelen'
Hayranlarınız sizi görsel kitle iletişim araçlarından çok yazılı kitle iletişim araçlarında takip etme imkanı buluyor. İnsan ruhunu özünden uzaklaştıran, masumiyeti dejenere eden yönünden kaçındığınız için mi TV'den uzak duruyorsunuz? Yazılı basını ben kendi hesabıma daha çok seviyorum. İyi bir okuyucuyum ama iyi bir izleyici değilim. Bir kere TV'de soru cinsleri ve sorulara verdiğim cevaplar değişiyor. Olduğum kişiye en yakın cevapları yazılı basında verdiğimi görüyorum. Görsel medyada sorular başka türlü olduğu için, yapılan röportaj daha sonra başka bir tarafa çekilebiliyor. Bu yüzden tercihim yazılı basından yana. Ama görsel medyanın daha güçlü olduğunun farkındayım. Bundan böyle hem gerçeği anlatsınlar hem de eşit güce erişsinler diye görsel medyaya da ağırlık vermeyi düşünüyorum. Son günlerde medya size 'cool' bir insan imajını biçiyor. Oysa Teoman pekçok kişiye göre yaşadığı toplumun sorunlarıyla ilgilenen, okuyan, eleştiren, kendine güvenen ve sempatik birisi. Medya neden size ısrarla 'cool' bir insan imajını biçmeye çalışıyor? Söylediğin şeylerle medyada yer alan ifadeler birbirine o kadar da ters değil aslında. Ben cool derken yılışık olmayanı algılıyorum ve bu kavram söylediğin diğer şeylerle de sanki çok uyuşuyor. Benim yapmadığım bazı şeyler var, zamanla sizi yapmadığınız şeylerle tanımlıyorlar. Yani televoleler, magazin programlarında görünmek gibi... Ben bu tür programlara çok karşı değilim ama seyretmiyorum da. Bu programlarda yer almasam hayatım boyunca pek eksikliğini hissetmem. Fakat bu programların aynı zamanda birtakım avantajları olduğunu da biliyorum. Sonuçta sevdiğim işi yapıyorum ve o işi tanıtmak için elimden ne geliyorsa yaparım. Ama benim de yapmayacağım şeyler var tabii.. Onlar da daha çok görsel medyadanın sunum şekilleri oluyor. Bu nedenle de yazılı basını tercih ediyorum. Yeni albümle birlikte sanki rock'tan popa doğru yumuşak bir geçiş yaptınız... Bence 'Gönülçelen' albümü poptan uzak ama daha akustik tınıların öne çıktığı bir albüm. 'Gönülçelen'in sert gitarların olmadığı daha yumuşak bir sound'u var ama bence bu çalışma pop değil. Hatta 17'den daha alternatif bir albüm. Sözlerin ağırlıkta olduğu, müziğin çok fazla öne çıkmadığı, gerilerde kaldığı bir albüm. Albüm kapağında da değişimin izleri var gibi. Bisiklete binecek kadar genç, hareketli, özgür ruhlu ama takım elbise giyecek kadar oturaklı, hayat standartları belirlenmiş, kimliği yerine oturmuş bir müzisyen... İkisi de bir çelişki gibi görünüyor; takım elbise giymiş ama aynı zamanda bisiklete binen bir adam var fotoğrafta. Bu, çok düşünülerek yapılmış bir şey değildi. Albüm kayıtlarını yaptığımız yerde, sabah alelacele çekilen bir fotoğraftı o aslında ama bazen önemsemediğiniz anlarda hakikaten gerçeği yansıttığı için ortaya daha güzel kareler çıkabiliyor. Ben de o fotoğrafı albümü daha iyi yansıtıyor diye albüm kapağına koydum. Umarım kişiliğimi de yansıtıyordur. Bu fotoğraf bende muhalif olmaya devam ederken bir yandan da protest yanlarını törpülemeye çalışan bir müzisyen imajını canlandırdı... Açıkçası herkesle didişmek taraftarı değilim. Kendimi herşeye muhalif olan biri olarak yansıtmak istemiyorum. Müzikle, hayatla ilgili birtakım görüşlerim var ama onların her zaman doğruluğundan da emin olmuyorum. Ancak doğruluğundan emin olduğum bir şey var; insanlara ters gibi gösterilen şeylerin aslında o kadar da birbirine ters olmadığı, uzak olmadığı veya uzlaşılamayacak gibi görünen kişilerin birbirleriyle uzlaşılabileceğini görüyor olmam. Akıllı bir insanım diye onları görüyor değilim, kişiler arasında veya o toplumsal gruplar arasında gereksiz savaşlar görüyorum. Dönemler değişiyor ama kutuplaşmalar da değişiyor... Bence Türkler ve Kürtler aslında savaşmak zorunda değil veya şu anda karşı kutup olarak gösterilen insanlar birbirileriyle didişmek zorunda değil. Onlar bir şekilde konuşsalar, yanlışlıkla birbirleriyle iletişim kursalar ya da akraba olsalar çok iyi anlaşabileceklerinden eminim. İnsanlar birbirlerini tanımadıklarından, gereksiz yere alınganlık gösterdiklerinden dolayı kendilerini karşı kutup olarak görüyor ve kavga ediyorlar. Kendimi dinleyici olarak da görürüm
"Sevdiğim ya da dinlemekten hoşlandığım şeyleri yapmaya çalışan biriyim. Kendim dinlediğimde hoşlanacağım bir albüm yapmaya çalışıyorum. Kendimi insanlar için o şarkıları yazan insan değil de, o şarkıları dinlemekten hoşlanacak bir dinleyici olarak farzediyorum ve albümü ona göre hazırlıyorum. Bir dinleyici olarak nasıl bir şey dinlemek isterim diye düşünüp parçalarımı yapıyorum" diyen Teoman, 'Papatya', 'Kardelen', 'Rüzgar Gülü' ve 'Gönülçelen' gibi parçalarında, melodi eşliğinde akıp giden şarkı sözü yazmak yerine müzikal bir eksende ortaya çıkmış öykü kahramanları yaratmasını ise şöyle açıklıyor: "Aslında hayatımda edebiyat, müzikten çok daha fazla bir yere sahip. Ama müziği de çocukluğumdan beri çok seviyorum. İkisini de kaynaştırdım. Kimisi müziğe daha çok yer verir ve ve parçalarında müziği daha çok öne çıkartır ama benim çalışmalarımda edebiyat kırıntılarının olduğunu görüyorum. 17'de birini yaratıyorum, İstasyon İnsanları'nda Ruhi diye bir alto-ego yaratıyorum. Sanki onun ağzından kendimi anlatıyorum. Bu normalde Türk popunda ve rock'da pek denenen bir şey değil ama İbrahim Tatlıses veya Bob Dylan da bunu yapmıştır."
|
|
|
|
|
|
|
|