|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye için Avrupa Birliği (AB) üyeliğinin en mâkul tercih olduğuna inanıyorum. Küreselleşen dünyada, AB, Türkiye'de yaşayan insanlar için, ekonomik açılım yanında siyasi hak ve özgürlüklerin de kapısı. Korku senaryolarına ise hiç inanmıyorum; "Esas AB perspektifi dışında kalırsa Türkiye'yi tehlikelerin beklediğini" kimbir kaç kez yazdım. AB-yanlısı tavrımı girişe kaydetmemin sebebini anlayacaksınız: AB ile ilişkiler açısından en kritik döneme girdiğimiz şu günlerde, MHP üzerinde yoğunlaşan baskıların aldığı biçimden rahatsızım. DSP ve ANAP, çevreden kuşatarak, MHP'yi 'AB-yanlısı' bir noktaya getirmeye, en baştan beri bilinen itirazlarından vazgeçirmeye çabalıyor. Onlardan yayılan bir iyimserlikle, herkesin arzusu, MHP'nin de, çekincelerini korusa bile, AB'ye "Evet" demesi... MHP, bir değerlendirme yaparak, çekincelerinin çoğunun bugünün dünyasında fazla bir anlam taşımadığını keşfedebilirdi. Mevzuatta bulunmasına rağmen 1984 yılından bu yana idam cezası uygulamadığının altında yatan sebep MHP için açıklayıcı olabilirdi. 'Kürt sorunu' denilen konuda savunduklarının 'yeni imajı' ile ters düştüğünü fark edip kendiliğinden uygun bir formül üretebilirdi MHP. Türkiye'nin önündeki en önemli sorunlar olarak görünen temel konularda, MHP, 'kendiğinden', 'AB yanlısı' bir tavır takınabilirdi. Üç yıldan uzun bir süredir iktidarda olan bir partinin, hükümetin gündeminin birinci maddesini teşkil eden AB üzerinde derinlemesine bir değerlendirme yapmamış olması düşünülemez. MHP'nin beş maddeye indirgenmiş itirazları o değerlendirmenin sonucu. Seçimin ufukta göründüğü bir ortamda, MHP, 'tâviz veren' taraf görünmek istemiyor. Gerçek bu olduğu halde, MHP üzerinde baskı uygulayarak, ondan itirazlarını kaldırmasını, 'AB taraftarı' haline gelmesini istemek, haksızlık değil mi? Bugüne kadarki tartışmalar MHP'yi AB konusunda ikna etmedi; anlaşılan bundan böyle söyleneceklerin de ikna kabiliyeti yok. 'Kendiliğinden' veya MHP ikna edilerek gerçekleşseydi, neyse; ancak baskılarla ulaşılacak bir uzlaşma, ikna olmayan tarafı sürekli ayak sürümeye sevk edecektir. Göründüğü kadarıyla, MHP, Türkiye'nin AB'ye karşı açıkça tavır alan tek partisi. Türk halkının büyük çoğunluğunun "AB yanlısı" olduğunu tespit eden kamuoyu yoklamaları, son seçimlerde MHP'nin aldığı oya yakın oranda bir insanın "AB'ye hayır" dediğine işaret ediyor. Siyasi tercihleri muhtemelen MHP olan insanlar bunlar; MHP de, muhtemelen, onları temsilen AB'ye karşı çıkıyor. Partiler 'siyasi temsil' araçlarıdır; bu bakımdan, MHP'nin, kitlesini temsilen, AB karşıtlığı yapmasında anlaşılmayacak bir yön bulunmuyor... Anlaşılmayan nokta, AB ile en kritik döneme girildiği şu sırada, 'AB üyeliği'ne endeksli hükümette AB karşıtı bir partinin bulunmasıdır. Bu garipliği ortadan kaldırmak yerine, tabanının görüşlerini gözeterek benimsediği tavrı, üzerinde baskılar uygulayarak, MHP'ye terk ettirmeye uğraşmak elbette yanlıştır. Bu noktada yapılması gereken, hükümetin, AB üyeliği yolunda daha kararlı adımlar atabilecek biçimde bir revizyona tâbi tutulmasıdır. MHP, hükümet içinde üstlendiği muhalefet görevini hükümet dışı kalarak sürdürebilir; hükümet ise süreci zora sokmayacak partilerin katılımıyla oluşturulabilir... Daha doğru olan ise, 'erken seçim' beklentisinin uluorta ifade edildiği bugünün ortamında derhal seçime gitmektir. Böyle bir ortamda gidilen seçim kendiliğinden bir 'AB referandumu' haline dönüşeceği için, seçim sonrası yeni bir hükümet oluşturmak da, AB konusunda kalıcı tavır belirlemek de kolaylaşacaktır. Ülke için en kötüsü, birinin yaptığını diğerinin bozduğu koalisyon görüntüsü, en temel konuda muhalifini içinde taşıyan hükümet kompozisyonudur. Yani bugünkü durum. Aklımızı başımıza toplayalım.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |